Neruda'yı anarken: Postacı’nın portresi / Gözen Esmer
23 Eylül 1973 yılında yitirdiğimiz Şili'nin dünyaca ünlü ozanı Pablo Neruda'ya saygıyla.
Il postino… Sürgünlerin bir yankısı belki ya da Akdeniz’in esmer ve yoksul yüzü. Gözleri Güneş Ülkesi’nden kalma bir ütopyayı taşıyor, Western’i reddetmiş Sicilyalı. Neruda’nın yörüngesinde bir postacı çıkıyor karşımıza. Postacı’dan kahraman olur mu dersiniz. Amerikan mafya filmlerinde lacivert takım elbiseleri giymeyi reddetmiş, baba mesleği balıkçılığa tamah etmemiş.. Yüz hatlarında hüzünle karışık ince bir alay. Hayatı alaya alıyor. Hiç ummadığı, hiç haberdar olmadığı şiire de alay edebilmenin özgüveniyle dalıyor. Yedi kahraman neslinin üçüncüsü… Birincisi sonsuzu arayan, ikincisi ateşi çalan ve üçüncüsü mecazı arayan. Kahramanımız yalnız değil elbette. Yeryüzünde düşkün bir meleğe âşık. Hani şu Gabriel Garcia Marquez’in yağmurun üçüncü gününde bizi inandırmaya mahkûm ettiği meleklerden. Beatrice, tuz ve Akdeniz… Zaten “masal” onun için başlıyor. Neruda’nın gizli ses kayıtlarında Latin Amerika’dan sesleri duyuluyor. Venceremos değil ötekisi. Intı İllimani çağı geçti mi yoksa şüphelerinden kurtuluyorum ya da bırakmalı diyorum kanlı Cortez altınlarının peşini. Lanet getiriyor, biliyorum o efsaneyi. “El pueblo unido jamas sera vencido” Sonra beyaz pantolonlu, güneş gözlüklü ve silindir şapkalı ada siyasetçileri ve mücbir sebeple yasaklanması gereken radyolar.. İtalya ufuklarında kızıl renklerin belirmeye başladığı günler. Daha nostalgia zamanı gelmemiş çünkü henüz kaybolmamış o denli şiir “balta ve mızrak” “En gizli kulaklarımda italyanca bir türkü var Mia bambina dolce mia bambina” Neruda umursamaz yüzü ve tatsız sesiyle karşılıyor ilkin onu. Arkadaşlığın derin köprüleri kuruluyor sonra. Gözüm Allende’yi arıyor bir an. Mario, Allende, Neruda. Latin Amerika Akdeniz’le barışıyor. “Ya da Massimo Troisi Mussolini’ye karşı” Bir kahraman daha var bu filmde. Mario Ruoppolo’ya can veren Massimo Troisi. Elbette sonu her kahramanın sonuyla aynı: Trajik bir ölüm. Troisi ardında kız kardeşini bırakarak, bir gün batımında Ruoppolo’yla gidiyor. Yaşamayı bırakıyor arkadaşı için. Istrati ıslıkları gizli bir yemine dönüşüyor. Il postino… Yüzüyle, bisikletiyle, bakışlarıyla bir şeyler çağrıştırıyor. Sakinliğin içindeki coşkuyu, insan aklının teslim alınamazlığı ve dahası, sıradan bir insanın şiirsel bir hayat yaşayabileceği. Postacı tanrısal kahramanları da yıkıyor. Kahramanın üstünlüğünü değil sıradanlığını ve gerçekliğini gösteriyor. Gözen Esmer
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR