1. ANLATICI - 15 Ocak 2014, Nâzım Hikmet Ran’ın 112. doğum yıldönümü.

Nâzım Hikmet, 20 Kasım 1901’de Selânik’te doğdu… Aile çevresinde, 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de bunu benimsemiştir. Edebiyat tarihlerinde – ansiklopedilerde, şairin doğum tarihinin “15 Ocak 1902” olarak geçmesinin nedeni budur. Biz de Nâzım Hikmet’in onayladığı doğum tarihini kabul ediyoruz.

2. ANLATICI- Türkçenin en büyük ustalarından Nâzım Hikmet, 112 yaşında ve yine aramızda.

Ne güzel şey hatırlamak Nâzım Hikmet’i!

1. ANLATICI- Nâzım Hikmet, 1925 yılından başlayarak, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldığı 1951 yılına değin, sürekli bir gerekçe bulunarak hapishanelerde tutuldu. Başkaldırıcı, devrimci olarak özgürlüğünden yoksun kıldılar şairi... Ölüme mahkûm ettiler. Sonra yaşam boyu hapse çevirdiler ölüm yargısını… Kaçtı. Egemen sınıf, şairin yapıtlarını yasakladı.

2. ANLATICI – Bu hapishaneler, bu yasaklamalar, öyle yalnızca bir şairin susturulması değildi. Nâzım Hikmet’in kişiliğinde, sosyalizme konulan yasağın bir parçasıydı.

1. ANLATICI- Yaklaşık 62 yıl önce, 25 Temmuz 1951’de vatandaşlıktan çıkardılar Nâzım Hikmet’i. Şair, ölmezden önce 1962’de yazdığı “Vatan Haini” başlıklı şiirinin sonlarında şöyle diyordu: “Vatan mızraklı ilmihalse, vatan polis copuysa, / Ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, / Vatan kurtulamamaksa kokmuş karanlığınızdan, / Ben vatan hainiyim. / Yazın üç sütun üstüne kapkara puntolarla: / Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ…”

2. ANLATICI – T.C. Devleti, 25 Temmuz 1951’de Bakanlar Kurulu kararıyla yurttaşlıktan çıkardığı şairi, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden yurttaşlığa aldı… Türkçenin yurttaşı olan Nâzım Hikmet’e vatandaşlığa geçiş belgesinin verilmesiyle bir yanlış düzeltildi... Şairin yurttaşlığa alınmasıyla devlet, nüfus kaydındaki ismiyle Mehmet Nâzım Ran’dan gecikmiş olarak özür diledi.

1. ANLATICI – Türk şiirinde en köklü, en etkili devrimi Nâzım Hikmet yapmıştır. Eski kalıpları, değerleri yıkıp aşmıştır. (Örneğin, ölçülü koşuğun yerine özgür koşuğu koymuştur.) Üstelik, gerçekleştirdiği devrim yalnızca biçimi değil, içeriği de kapsamıştır: Yeni bir estetik yapıyla birlikte yeni bir insan ve toplum anlayışı, yeni bir sanat ve dünya görüşü getirmiştir. Buna bağlı olarak yeni anafikirler, konular, düşünceler, duygular, imgeler, kişiler, gerçekler, sorunlar gündeme gelmiştir. Bütün bunlar, şiirimizi, derinliğine ve genişliğine değiştirip zenginleştirmiştir.

2. ANLATICI- Nâzım Hikmet’in coşkulu sanatçı kişiliğini oluşturan üç öğe var: Yurtseverliği, sosyalizme inanmışlığı, -şair, Türkiye Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi üyesiydi - evrenselliği.

1. ANLATICI- Şair, ekonomik-toplumsal ve siyasal gücü elinde utan “aristokrat” (seçkin) bir ailedendir. Kendi sınıfını reddederek sosyalist düşüncelere sarılmış, toplumculuğun savunucularından biri olmuştur. Bundan ötürü, her türlü baskıya ve sömürüye karşı başkaldırmış; yaşamını bağımsız - demokratik ve sosyalist bir Türkiye savaşımına vermiştir.

2. ANLATICI- Bu etkinlikte, Nâzım Hikmet’in anaduygusu “yurtseverlik” ve “özlem” olan şiirlerinden örnekler sunulacak.

1. ANLATICI- Nâzım Hikmet’in şiirleri, “yurtseverlik” ve “özlem” anaduygularıyla sınırlanamaz. Çünkü onda kişiselle insancıl, bireyselle toplumsal ve ulusalla evrensel öğeler çoğunca yan yana, iç içe bulunur.

2. ANLATICI- Nâzım Hikmet’in şiirini, iki demette yoğunlaştırmak amacı; onun gürül gürül akan şiir kaynağından daha çok yararlanmamızı sağlayacak.

1. ANLATICI- Nâzım Hikmet şiirinin temel özelliğini, “yurtseverlik” olarak tanımlayabiliriz. Bu yurtseverlik, Türkiye’nin yabancı güçlerce sömürülmesine karşı çıkışı, başka deyişle emperyalizm karşıtlığını da kapsar. Nâzım Hikmet’in ilk yayımlanan şiirlerinde görülen bu özellik, onun şiiriyle gelişerek, dünya topraklarını emperyalizme karşı sevgiyle savunmaya dönüşecek, Nâzım Hikmet şiirine uluslararası, daha doğrusu uluslarüstü bir özellik kazandıracaktır.

“23” SENTLİK ASKERE DAİR: Mister Dalles, / sizden saklamak olmaz, / hayat pahalı biraz bizim memlekette. / Meselâ iki yüz gram et alabilirsiniz,/koyun eti/ Ankara’da 23 sente,/ yahut iki kilo kuru soğan, / yahut bir kilodan biraz fazla mercimek, / elli santim kefen bezi yahut, / yahut da bir aylığına / yirmi yaşlarında bir tane insan, / erkek, / ağzı burnu, eli ayağı yerinde / üniforması, otomatiği üzerinde, / yani öldürmeğe, öldürülmeğe hazır, / belki tavşan gibi korkak, / belki toprak gibi akıllı, / belki gençlik gibi cesur, / belki su gibi kurnaz / (her kaba uymak meselesi), / belki ömründe ilk defa denizi görecek, / belki ava meraklı, belki sevdalıdır. / Yahut da aynı hesapla Mister Dalles / (tanesi 23 sentten yani) / satarlar size bu askerlerin otuz beşini birden / İstanbul’da bir tek odanın aylık kirasına, / seksen beş onda altısına yahut / bir çift iskarpin parasına. / Yalnız bir mesele var Mister Dalles, / her halde bunu sizden gizlediler! / Size tanesini 23 sente sattıkları asker / mevcuttu üniformanızı giymeden önce de, / mevcuttu otomatiksiz filân, / mevcuttu sadece insan olarak / mevcuttu, / tuhafınıza gidecek, / mevcuttu, / hem de çoktan mı çoktan, / daha sizin devletinizin adı bile konmadan. / Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu, / meselâ, Mister Dalles, / yeller eserken yerinde sizin New York’un, / kurşun kubbeler kurdu o / gökkubbe gibi yüksek / haşmetli, derin. / Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek. / Halı dokur gibi yonttu mermeri / ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına / ebem kuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri. / Dahası var Mister Dalles, / sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz / zulüm gibi, / hürriyet gibi, / kardeşlik gibi sözlerin, / dövüştü zulme karşı o, / ve istiklâl ve hürriyet uğruna / ve milletleri kardeş sofrasına dâvet ederek, / ve yârin yanağından gayrı her yerde, / her şeyde / hep beraber/ diyebilmek için / yürüdü peşinde Bedreddin’in. / O, tornacı Hasan, köylü Memet, öğretmen Ali’dir, / kaya gibi yumruğunun son ustalığı: / 922 yılı 9 Eylülüdür. / Dedim ya, Mister Dalles, / her halde bütün bunları sizden gizlediler / Ucuzdur vardır illeti. / Hani şaşmayın, / yarın çok pahalıya mal olursa size / bu 23 sentlik asker, / yani benim fakir, cesur, çalışkan milletim, / her millet gibi büyük Türk milleti. / (1953)

2. ANLATICI - Nâzım Hikmet, katıksız yurt sevgisini, o yurtta yaşayan her boydan insanın en öz acılarını simgeler dizelerinde…

1. ANLATICI- Mahpushaneden, Kemal Tahir’e gönderdiği 4 Kasım 1943 tarihli mektupta Nâzım Hikmet şöyle yazar: “Memleketini ve memleketinin çalışan insanlarını sevmeyen insan, dünyayı ve dünyanın çalışan insanlarını sevemez ve dünyayı ve dünyanın çalışan insanlarını sevmeyen insan kendi memleketinin çalışan insanlarını sevemez.”

2. ANLATICI - Nâzım Hikmet, yurt / memleket sevgisini, emeğin ve demokratik devrimcileşme bilincinin kaidesine oturtur… Aynı zamanda, geçmişten bugüne, Bedreddin’den Yunus’a, Mimar Sinan’dan Kurtuluş Savaşı’nın utkusal uğrağı Sakarya’ya ilerici ve devrimci olan değerlere yaslanır:

MEMLEKETİM: Memleketimi seviyorum: Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım. / Hiçbir şey gideremez iç sıkıntımı / memleketimin şarkıları ve tütünü gibi. //

Memleketim: / Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, / kurşun kubbeler ve fabrika bacaları / benim o kendi kendinden bile gizleyerek/ sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir. //

Memleketim. / Memleketim ne kadar geniş: / dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana. / Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum. / Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum / ve güneye / pamuk işleyenlere gitmek için / Toroslardan bir kere olsun geçemedim diye / utanıyorum. //

Memleketim: / develer, tiren, Ford arabaları ve hasta eşekler, / kavak / söğüt / ve kırmızı toprak. //

Memleketim. / Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven / alabalık / ve onun yarım kiloluğu / pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla / Bolu’nun Abant gölünde yüzer. //

Memleketim: / Ankara ovasında keçiler: / kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması. / Yağlı, ağır fındığı Giresun’un. / Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması, / zeytin / incir / kavun / ve renk renk / salkım salkım üzümler / ve sonra kara saban / ve sonra kara sığır / ve sonra: ileri, güzel, iyi / her şeyi / hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır / çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım / yarı aç, yarı tok / yarı esir…

1. ANLATICI- Ankara Merkez Komutanlığı Askeri Cezaevi’nin bir hücresinde kimseyle görüştürülmeksizin kırk gün kapalı tutulduktan sonra 1938’in güneşli bir pazar günü ilk kez açık havaya çıkarılan Nâzım Hikmet o andaki duygularını “Bugün Pazar” adlı şiiriyle dile getirmişti:

BUGÜN PAZAR: Bugün Pazar. / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. / Ve ben ömrümde ilk defa / gökyüzünün bu kadar benden uzak / bu kadar mavi / bu kadar geniş olduğuna şaşarak / kımıldanmadan durdum. / Sonra saygıyla toprağa oturdum, / dayadım sırtımı duvara. / Bu anda ne düşmek dalgalara, / bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. / Toprak, güneş ve ben… / Bahtiyarım.

2. ANLATICI – Nâzım Hikmet, 1940’lı yıllarda, hapishaneden Kemal Tahir’e yazdığı bir mektubunu şöyle bitirir: “Öfkem yine bastırmağa başladı. Her şeye rağmen Türk halkı, memleketim güzel günlere kavuşacaktır. Ve bu memlekette bütün tarih boyunca hiç kimse bizim kadar memleketini ve onun namuslu insanlarını sevmedi.”

1. ANLATICI - Yine başka bir mektubunda Nâzım Hikmet, Kemal Tahir’e şunları yazar: “Mektupla derdimi anlatamayacak kadar milletime ve insanlarıma sevdalı, hayran ve öfkeliyim.”

2. ANLATICI- Şair, 1950’de genel aftan yararlanarak serbest kalır, kalır kalmasına ama rahat bırakmazlar onu, huzurunu kaçırmak için ne gerekirse yaparlar.

1. ANLATICI- Sonunda her şeyi göze alarak, tanıdığı delikanlı Refik Erduran’ın sağladığı hız teknesiyle 17 Haziran 1951’de başlayan, sonu tehlikeli bir serüvenle bitecek olan kaçışının ve yurt özleminin saatleri işlemeye başlar.

Öyle bir özlemdir ki bu, özlemini o erişilmez dizeleriyle her fırsatta belirtir:

VAPUR: Yürek değil de çarıkmış bu, manda gönünden, / teper ha babam teper / paralanmaz / teper taşlı yolları.//

Bir vapur geçer Varna önünden, / uyy Karadenizin gümüş telleri / bir vapur geçer Boğaza doğru / Nâzım usulcacık okşar vapuru / yanar elleri…

2. ANLATICI - Nâzım Hikmet’in “Kuvâyi Milliye” destanı, antiemperyalist tavrı kadar, yurtsever tavrıyla da önemlidir. “Kuvâyi Milliye” destanının en belirgin yanı, bu destanı oluşturan kişilerin “zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur” denilenler, yâni emekçiler oluşudur. Nâzım Hikmet, emperyalizme karşı dövüşenlerin, hemen her dönemde, emekçiler ve emekçi kökenli ya da emekçi yandaşı aydınlar oluşunu, bu insanların düşmanın kandırışıyla bazan yanılsalar da sonunda zaferin onların olacağını, destanın başlangıç bölümünde vurgular… Destanın bu bölümünü dinleyelim:

ONLAR: Onlar ki toprakta karınca, / suda balık / havada kuş kadar / çokturlar; / korkak, / cesur / câhil / hakîm / ve çocukturlar / ve kahreden / yaratan ki onlardır, / destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.//

Onlar ki uyup hainin iğvâsına / sancaklarını elden yere düşürürler / ve düşmanı meydana koyup / kaçarlar evlerine / ve onlar ki bir nice mürtede hançer üşürürler / ve yeşil bir ağaç gibi gülen / ve merasimsiz ağlayan / ve ana avrat küfreden ki onlardır, / destânımızda yalnız onların mâceraları vardır. //

Demir, / kömür / ve şeker / ve kırmızı bakır/ ve mensucat / ve sevda ve zulüm ve hayat / ve bilcümle sanayi kollarının / ve gökyüzü / ve sahra / ve mavi okyanus / ve kederli nehir yollarının, / sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı / bir şafak vakti değişmiş olur, / bir şafak vakti karanlığın kenarından / onlar ağır ellerini toprağa basıp / doğruldukları zaman. //

En bilgin aynalara / en renkli şekilleri aksettiren onlardır. / Asırda onlar yendi, onlar yenildi. / Çok sözler edildi onlara dair / ve onlar için : / zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur, / denildi.

1. ANLATICI – Nâzım Hikmet’in 1950 döneminde, ABD ile yapılan antlaşmalara sesini yükseltmesinde, yöneticileri eleştirmesinde, aynı yurtsever öfke vardır: “İnsan olan vatanını satar mı?”

BU VATANA NASIL KIYDILAR?: İnsan olan vatanını satar mı? / Suyun içip ekmeğini yediniz. / Dünyada vatandan aziz şey var mı? / Beyler bu vatana nasıl kıydınız? //

Onu didik didik didiklediler, / saçlarından tutup sürüklediler, / götürüp kâfire: “Buyur…” dediler / Beyler bu vatana nasıl kıydınız? //

Eli kolu zincirlere vurulmuş / vatan çırıl çıplak yere serilmiş. / Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. / Beyler bu vatana nasıl kıydınız? //

Günü gelir çarh düzene çevrilir, / günü gelir hesabınız görülür. / Günü gelir sualiniz sorulur : / Beyler bu vatana nasıl kıydınız? / (1959)

2. ANLATICI – Nâzım Hikmet’in, insanlığın yeni bir dünya kurmasına ilişkin özlemi, bireysel bir özlemdir aynı zamanda:

DÂVET: Dörtnala gelip Uzak Asya’dan / Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan / bu memleket bizim.//

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak / ve ipek bir halıya benzeyen toprak, / bu cehennem, bu cennet bizim.//

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, / yok edin insanın insana kulluğunu, / bu dâvet bizim…//

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine, / bu hasret bizim…

1.ANLATICI- Nâzım Hikmet’in anayurdu, Türkiye gözünde tüter, önünü alamadığı bir özlem yakar yüreğini… Şair, bu ateşini dizelere döker:

SEN: Sen esirliğim ve hürriyetimsin: / Çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin. / Sen memleketimsin.//

Sen, elâ gözlerinde yeşil hâreler / Sen, büyük, güzel ve muzaffer / Ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan / hasretimsin…

 

2.ANLATICI – Şairin birçok şiirinde, aşkla özlem iç içe geçmiştir… “Seni düşünürüm” dizesiyle başlayan şiir, bir aşk şiiri olduğunca, özlem şiiridir:

***: Seni düşünürüm / anamın kokusu gelir burnuma / dünya güzeli anamın. / Binmişim atlıkarıncasına içimdeki bayramın / fır dönersin eteklerinle saçların uçuşur / bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü.//

Sebebi ne / seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın / sen böyle uzakken senin sesini duyup / yerimden fırlamamın sebebi ne?//

Diz çöküp bakarım ellerine / ellerine dokunmak isterim / dokunamam / arkasındasın camın. / Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm/ alaca karanlığımda oynadığım dramın./ (7 Ağustos 1959)

 

1. ANLATICI – Nâzım Hikmet’te insan ve yurt sevgisi doruk noktadadır:

YİNE MEMLEKETİM ÜSTÜNE SÖYLENMİŞTİR: Memleketim, memleketim, memleketim, / ne kasketim kaldı senin ora işi, / ne yollarını taşımış ayakkabım, / son mintanım da sırtımda paralandı çoktan, / şile bezindendi. / Sen şimdi yalnız saçımın akında, / infarktında yüreğimin, / alnımın çizgilerindesin memleketim, / memleketim, / memleketim.

2. ANLATICI - Nâzım Hikmet’in yurtseverlik duygusu taşıyan şiirlerinin büyük bir bölümü, özlem duygusunu da taşımaktadır.

1. ANLATICI – Nâzım Hikmet’in yurtseverliği ve emperyalizm karşıtlığı, kendi yurdunu merkez alarak, bütün dünyayı kucaklar… öncelikle sömürge konumunu koruyan bölgeleri:

NİYAZALAND SÖMÜRGESİ: Afrika, Niyazaland sömürgesi / Saat sabahın dördü / Dipçikler kapıları dövdü / ve işte fotoğraf / zenci kardeşlerim bir don bir gömlek / ve ayakları çıplak / ve pembe avuçlu elleri kıvırcık başlarının üzerinde / dizilmişler duvar diplerinde.//

Tıpkı bizim gibi / bizim de dipçikle dövüldü kapılarımız / bizim de ellerimiz havada, ayaklarımız çıplak / ama bizde de bize bağlı/ duvar diplerinde esir kalıp kalmamak.

2. ANLATICI – Aşkını yaşarken, yurdunu düşündüğünde, özlemler yüreğini sızlatırken olduğu gibi; örgütlü savaşımı yazarken de komünisttir Nâzım Hikmet:

SENİ DÜŞÜNÜYORUM : - S. Üstüngel yoldaşa armağan - / Türkiye Komünist Partisi, / T.K.P.’em benim, / seni düşünüyorum. / Sen dünümüz, bugünümüz, yarınımızsın, / en büyük ustalığımız, / en ince hünerimizsin, / sen aklımız, yüreğimiz ve yumruğumuzsun. / Dünyada bir anılır şanlı soyun var: / küçük kardeşisin V.K.P (b)’nin/ Sen mübarek alnındaki yara yerinle / ve işçi bileklerinde zincir izleriyle göründün bana, / yürüyorsun dimdik, pırıl pırıl. / Ömrümde yalnız seninle / ve senin safında olmakla övündüm. / Bacımınkiler gibi gök gözlü şehrim, / İstanbul’um, / seni düşünüyorum./ Oturmuşun deniz kıyısına, / bakıyorsun limana giren Amerikan zırhlısına. / Hastasın, açsın, öfkelisin. / O da bakıyor sana, / hem de nasıl, / efendinmiş, / patronunmuş, / sahibinmiş gibi itoğlu it.//

Bozkırdaki tarlalar sizi düşünüyorum. / Belki karasabanla sürüldünüz, / kavruk olurdu ekininiz, / kavruktu mavruktu, buğday idi ya, /Amerikan şimdi beton dökmüş oraya, / ölüme uçak alanı yapmış sizi.//

Uzun uzun şoseler sizi düşünüyorum. / Üstünüzden kervan geçmez, kuş uçmaz, / ölmeğe, öldürmeğe gidilir yalnız.//

Seni düşünüyorum tornacı Rahmi. / Belki bu sabah basıldı evin, / belki şimdi Birinci Şubedesin, / kolların kelepçeli arkadan, / kan içinde yüzün gözün. / Biliyorum söyletemezler: / “Barış Yolu” dergisini kimden alıp dağıttığını. //

Seni düşünüyorum Hasanoğlu Hüseyin. / Mangalardan, birinin bilmem kaçıncı eri. / Selâm vermedin diye, çipil teğmen, / basıyor tokadı sana. / Sen sımsıkı duruyorsun, / yüzünde beş parmağının yeri. / Biliyorum, Hasan oğlu Hüseyin / kaçacaksın, / katletmeye gitmeyeceksin, / Kore’de kardeşleri. //

Seni düşünüyorum Hatçe kadın. / İnsandan çok arık toprağa benziyorsun, / hayır, topraksızlığa. / Beş çocuk doğurdun, üçü öldü. / Fakir köy halkını peşine taktın, / gidiyorsun zaptetmeye / süngülerin ardındaki bey toprağını. //

Üniversiteli kız seni düşünüyorum. / İçerdesin bir yıldır, / en az üç yıl verecekler. / Bana bir şiirimi okumuştun, / sesin kulağımda hâlâ. //

Seni düşünüyorum sayacı İsmail usta. / Marşal emretti, açıldı gümrük kapıları, / sen dükkânının kapısını kapattın, / zarf, kâat sattın / Galatasaray’da, postanenin orda. / Dilendin sonra / sonra öldün veremden / ev halkıyla beraber. //

Seni düşünüyorum anne. / Büsbütün perde indi mi gözlerine? / Karanlıkta mısın?//

Karıcığım seni düşünüyorum. / Sütün kesildi mi büsbütün, / emziremiyor musun artık tosunumu / Memedimi?/ Ev kirasını bu ay verebildin mi? / Ben aklında mıyım?//

Mavi bulutlar geçiyor altın kubbelerin üzerinden, / kırmızı bacaların, / beyaz kulelerin üzerinden mavi bulutlar geçiyor. / Bakıyorum Moskova’nın pencerelerinden birinden / seni düşünüyorum memleketim, / memleketim Türkiye’m seni düşünüyorum, / zaten bir dakka çıktığın yok aklımdan, / hasretin dayanılır gibi değil / Moskova’da yaşamın saadeti olmasa, / burada herkes sormasa seni benden, / Sovyet insanlarından her gün mektup gelemese, / sevmese seni onlar / benim onları sevdiğim kadar. / (Moskova, 9.10.1951)

1. ANLATICI- Nâzım Hikmet’in yurtseverliği ile enternasyonalist devrimciliği, birbirini izleyen, birbiriyle iç içe geçmiş diyalektik aşamalardır.

2. ANLATICI – Nâzım Hikmet ve onun izinden giden toplumcu şairler, söylemek istediklerimizi – acılarımızı – sevinçlerimizi – söyleyebildiklerimizi ve yutkunup söyleyemediklerimizi dile getirir.

1. ANLATICI – Nâzım Hikmet ve onu usta belleyen şairler, gözümüz-kulağımız-sesimiz-soluğumuz ve yüreğimizdir.

2. ANLATICI – Nâzım Hikmet, yeniden, dönüp dönüp yeniden sevgiyle okunmalı... Çünkü Nâzım Hikmet, her okuyuşta bize yeni duyarlıklar sunan, bereketli bir kaynaktır, en büyük üniversitemizdir.

1. ANLATICI – Yazar ve yayıncı Muzaffer Erdost’un deyişiyle “Yurtseverlikle yumaklaşan, devrimle kucaklaşan, evrenselliğin şiirle soluklanan sesi, baskının yoğun karanlığında kararmayan yıldızı, dilimiz, özlemimiz, gönencimiz Nâzım Hikmet’le övünç duyarız.

O, bizim ‘tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine’ yaşayacağımız hasretimiz, o bizim içimizde her gün yeniden doğrulan direncimiz, her gün yeni bir solukla kilim misali dokunan sesimizdir.” (Şiirin U Dönüşü, Muzaffer İlhan Erdost, Onur Yayınları, Ankara, I. basım: Eylül 2009, s. 187.)

2. ANLATICI – Ondan öğreneceğimiz, alacağımız çok şey var.

Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.

Nihat Taydaş

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)