Azerbaycan Türk halkı, sözü - sanatı daima yüce tutar. 20. yüzyılın başlarında Bakü bir "metsanat"lar şehriydi. Petrol milyonerleri Hacı Zeynelabidin Tağıyev, Ağamusa Nağıyev, Murtuza Muhtarov ve başka zenginler Azerbaycan'da bilimin, sanatın ve sanatçının ilerlemesi için ellerinden geleni yaptılar. Okullar, yazar ve şairlere tahsis edilen gazete-dergiler, tiyatro binaları, dış ülkelere okumaya gönderilen genç aydınlar...

Mehmet Emin Resulzade'nin silahdaşı, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ideologu Mirza Bala Memmedzade o dönem için şöyle yazıyordu: "Tarih keskin kalemi ile yazıyor ki, Azeri (Azerbaycan anlamında - AQ) Türklerinin elli yıllık sürecinde kültür ve milet yolunda gösterdikleri dirliği Asya dünyasında Japonya'dan başka hiçbir millet göstermemiştir.”

Elbette bu değerlendirme birinci olarak sanat ve edebiyatta yetenekli insanların yaşadığı verimli Azerbaycan toprağından ve halkımızın görkemli tarihsel geçmişinden kaynaklıydı. İkincisi ise bu verimli toprağı değerlendiren, el atan zenginlerimizin cömert katkılarıydı.

Belki Türkiye'de petrol zengini yoktu ama Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte Atatürk döneminde yazar ve şairler milletvekili yapıldılar, devletten destek gördüler: Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi önemli tüm yazar ve şairler milletvekili seçildi.

Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz köy çocuklarını Köy Enstitüleri'nde “yatılı” okuttu ve o okullardan Mahmut Makal, Osman Şahin, Talip Apaydın, Fakir Baykurt gibi onlarca büyük yazar çıktı.

Yaklaşık 10 yıl önceydi. Bakü’de televizyonda bir müzik yarışması vardı. Kazanana otomobil hediye edilecekti. Herkes yarışmaya renk katan, o yarışmayı güzelleştiren izleyicilerin gönlünü kazanan polis üniformalı hanım kızın kazanmasını istiyordu. Ancak sonuçta bir genç erkek yarışmayı kazandı ve ödül olarak otomobilini aldı. Polis giysili kız ise yanılmıyorsam ikinci oldu. Herkes bu duruma üzülmüştü. İşte tam bu sırada yarışmayı Türkiye'den izleyen iş adamı Mübariz Mansimov'un polis giysili o hanım katılımcıya otomobil hediye edeceği açıklandı. İnanın başta biz, tüm seyircilerin kalbine su serpildi; adalet yerini buldu.

Geçenlerde haber çıktı ki, bir sanatçı hanımın evsiz evlatlarına Mübariz Mansimov ev bağışladı.

Bildiğimiz kadarıyla yüzyılın başındaki petrol zengini ataları gibi yüzlerce Azerbaycanlı öğrencinin yüksek öğretim almasına da yardımcı oluyor Mübariz Bey.

(Yaşadığı ülke Türkiye'de Beşiktaş futbol kulübüne -kimse bilmese de- yardımını esirgemiyor.) Bu gibi örneklerin sayısını artırabiliriz. Ama Mansimov'un hayırseverliği tüm hayırseverlerin başına gelen karalamalardan da nasibini alıyor. Mansinov ise bütün bunlara aldırmıyor; işini yapıyor.

Biri bir temele taş koyarken dedelerimiz "Allah kuvvet versin" derdi. Şimdi bütün bu olanlar karşısında, “Bize ne oldu?” demeden edemiyoruz.

Bu yazıyı yazmamızın nedeni ve bu olayın bizi ilgilendiren yanı edebiyat ve sanattır. Tanıyanların yalancısıyız, Mübariz Mansimov elinden edebiyat kitabı düşürmeyen modern düşünceli bir iş adamı evladımızdır.

Feodal dönemlerde şairler, büyük sanat insanları feodal beylerin desteğiyle yaratırlardı. Sonra Fransız ihtilali oldu, dünya değişti. Sanatçılar yazarlar şairler özgür kaldılar. Sanatçılar şairler özgür kalmanın tadını çıkardılar. Sanatta romantizm doğdu. Ama bu özgürlükleri kısa sürdü. Önlerinde devasa bir pazar ve bu pazarın içinde yarattıklarını nasıl halka ulaştıracakları sorunu ortaya çıktı. Ulusal sınırlarla çevrili devletler müdahale etmeye başladılar.

Bugün iki Türk ülkesi, Azerbaycanlı şair ve yazarlarla Türkiyede yaşayan şair ve yazarları ayıran ya da onların bir araya gelip kavuşmalarını, bin yıllık hasretlerini gidermelerini engelleyen nedir?
Eğer iki halk bir devlet olacaksa bu önce kültür alanında, birincisi de edebiyat alanında olmalıdır. Bakülü yazar ve şairler Türkiyeli yazar ve şairlerle sohbet etmeli, gezmeli tozmalı, aynı ortamlarda bulunmalı fikir alışverişinde bulunmalıdır.

Devletler bu işe karışmamalı, mümkünse uzaktan destekledikleri  dergiler yayınevleri vasıtasıyla olmalıdır.

Bugün iki devletin kültürel ilişkilerinin durumuna bakınca, edebiyata gönül vermiş, edebiyatın önemini kavramış yüz yılın başındaki Bakülü milyonerleri hatırlamadan geçemiyoruz.
 
Azad Karadereli
GERCEKEDEBİYAT.COM

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)