Kleopatra'nın ölümü / Plutarkhos
Ünlü Roma İmparatoru Sezar, onun komutanı Markus Antonyus ve Mısır'ın soylu, yüce ruhlu ama talihsiz Kraliçesi Kleopatra arasındaki ilişki tarihin en ünlü ilişkisidir. Ünlü tarihçi Plutarkhos'un yazdığı ve zamanın Yunancasından -orijinal dilinden- Türkçe'ye çevrilmiş kitap 'Marcus Antonius'tan bir b...
Genç Sezar’a eşlik edenler arasında Kornelius adında yüksek rütbeli bir genç vardı. Bu adamın Kleopatra’ya karşı sevgi dolu bir eğilimi de yok değildi. O sırada bir subay Kleopatra’nın dileğine sempatik bir karşılık olarak gizlice bir haberci gönderip, genç Sezar’ın kendisinin kara kuvvetleri yle Suriye üzerinden yürüyüşe geçmek için hazırlandığını ve onunla (Kleopatra) çocuklarını ise üç gün içinde Roma’ya göndermeye karar vermiş olduğunu ona bildirdi. Kleopatra bunu işitince, ilk fırsatta Antonyus’a sunularda bulunmasına izin verilmesi için Sezar’a yalvardı; onun onayı üzerine mezara götürüldü, her zaman kendisine eşlik eden kadınlarla birlikte Antonyus’un küllerini içeren küpü kucaklayarak, “Sevgili Antonyus, daha geçenlerde seni özgür ellerimle gömdüm; ama şimdi bir tutsak olarak sana sunu sunuyorum; öyle sıkı gözetim altında tutuluyorum ki, ne darbelerle ne de tırnaklarımla parçalayarak bu köle vücuduma bir zarar verebiliyorum ve bu tutsak vücut sana karşı yapılacak zafer törenini süslemek için gözetim altında tutulup korunuyor; daha başka ödül ve sunular bekleme; bunlar Kleopatra’nın sana getirebileceği son şeylerdir. Hayattayken hiç bir şey bizi birbirimizden ayıramadı, ölünce ise yerlerimizi değiştirmek zorunluluğu bekliyor bizi: Sen bir Romalı olmana karşın, burada (kendi isteğinle) yatarken, zavallı bir kadın olarak ben de İtalya’da yatacağım ve senin ülkenden bu kadar (kendi bedenim ölçüsünde) bir pay alacağım. Fakat o ülkenin tanrılarının biraz olsun gücü ve etkisi varsa (çünkü bu ülkenin tanrıları bizi ele verdiler), hâlâ yaşayan kendi kanın yalnız bırakma; sana karşı düzenlenen bir zafer töreninde senin yerine konmama izin verme; katlandığmı sayısız kötülüklerden hiç biri senden uzak yaşadığım şu kısa zaman kadar hüyük ve korkunç olmadığına göre, sen de al beni burada sakla, yanına göm beni.” Bu tür ağıtlardan sonra, küpü çelenkle donattı ve öptü; ardından kendisi için bir banyo hazırlanmasını buyurdu. Yıkandıktan sonra, sedire uzandı ve muhteşem bir öğle yemeği yedi. O an kırlık bölgeden biri kolunda bir sepet taşıyarak geldi; muhafızlar onun içinde ne taşıdığını sorunca, sepeti açtı, üstteki yaprakları aldı ve içindeki kabın incirle dolu olduğunu onlara gösterdi. Nöbetçiler incirlerin büyüklüğüne ve güzelliğine şaşıp kaldılar; bunun üzerine adam gülümsedi ve birkaç tane alabileceklerini söyledi; böylece nöbetçiler adama güvenip onun incirleri içeri götürmesini buyurdular. Kleopatra’ysa yemeğini yedikten sonra, henüz yazmış ve mühürlemiş olduğu bir mektubu aldı ve onu genç Sezar’a gönderdi; sonra sadık iki kadın dışında kendine eşlik eden herkesi başından savıp kapıları kapadı. Genç Sezar’sa mektubu açtı, Antonyus’la birlikte gömülmek için yalvaran Kleopatra’nın ağıt ve yalvarmalarıyla karşılaşınca, işin içyüzünü hemen anladı. Önce kendisi gitmek ve yardım etmek için harekete geçti, sonra fikrini değiştirerek yaptırım yapmaları için ulaklarını yolladı. Fakat kısa bir anda olan olmuştu, çünkü bu ulaklar koşarak gitmelerine ve nöbetçileri henüz hiçbir şeyden habersiz bulmalarını karşın, kapıları açınca, Kleopatra’nın krallık giysisine bürünmüş altın işlemeli bir yatakta ölü olarak yatmakta olduğunu gördüler. İki kadından Iras adındaki onun ayağının dibinde can çekişmekteydi, (zehirin etkisiyle) başı dönen ve sendeleyen Khamion ise kraliçenin başını kuşatan tacı düzeltmeye çalışıyordu. O zaman biri kızarak “Ne de iyi bir iş yapmışsınız, Khamion!” dedi. O yine “Gerçekten en iyi iş, üstelik soyu böylesine büyük krallar ülkesinden gelen birine uygun” karşılığını verdi, bir kelime dahi konuşamadı, orada yatağın yanında ölü olarak yığılıp kaldı. Aspis yılanı, söylendiğine göre, o incirler ve yapraklarla birlikte getirilmiş ve onların altına saklanmış; çünkü Kleopatra böyle buyurmuş; amacı sürüngenin, farkına varmadan, vücuduna saldırmasıymış. Kleopatra ise birkaç incir aldıktan sonra yılanı görünce, “işte burda bakın!” demiş ve kolunu sıvayarak ısırması için ona uzatmış. Fakat başkaları, aspis yılanının bir su testisinin içinde özenle saklı tutulduğunu Kleopatra’nın onu altın bir çubukla dürtüp kızdırırken, onun sıçradığını ve Kleopatra’nın koluna yapışıp kaldığını söylerler. Fakat olayın gerçek yanını kimse bilmiyor; çünkü Kleopatra’nın içi boş bir tarak içinde zehir taşıdığı ve tarağı saçında sakladığı da söylenir. Bununla birlikte ne zehrin başka bir belirtisi ortayı çıkmıştır, ne de zehrin vücuda verildiği bir nokta belirmiştir. Üstelik bu sürüngen yatak odasında bile görülmemişti; buna karşın halk, odanın pencerelerinin baktığı deniz kıyısında onun bıraktığı bazı izleri gördüğünü söyledi. Bazıları ise Kleopatra’nın kolunda iki tane hafif ve belirsiz yara görüldüğünü söylerler; Sezar’ın kendisi de buna inanmış gibi görünüyor. Çünkü onun zafer töreninde, Kleopatra’nın, üzerine bir aspis yılanı yapışır biçimde tasvir edilmiş bir resmi taşındı. İşte bunlar olayla ilgili söylentilerdir. Genç Sezar bu kadının ölümüne kızmasına karşın, onun yüce ruhluluğunu takdir etti; cesedinin Antonyus’unkinin yanına görkemli ve bir kraliçeye yakışır biçimde gömülmesini emretti. Yine onun emirleriyle Kleopatra’nın kadın hizmetçileri de onur verici bir biçimde gömüldü. Kleopatra öldüğünde 39 yaşındaydı ve yirmi iki yıl kraliçelik yapmıştı; Antonyus’la birlikte on dört seneden çok krallığı ortak yönetmişti. Antonyus’sa bazılarına göre 56, bazılarına göreyse 53 yaşındaydı. Artık Antonyus’un heykelleri yıkılıp parçalandı, fakat Kleopatra’nınkiler eskisi gibi dikili kaldı, çünkü Kleopatra’nın arkadaşlarından Arkhibiyos, Antonyus’unkilerin başını gelenlerin Kleopatra’nınkilerin de başına gelmemesi için genç Sezar’a iki bin talent vermişti! Mestrius Plutarkhos
(Marcus Antonious, Yunanca’dan çeviren Mehmet Özaktürk, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2020. S. 80-81-82-83)
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR