Bu yazıda, öncelikle, bir haber vereceğim, ardından iki büyük tıp skandalından bahsedeceğim, sonra da Karatay diyeti fenomenini ele alacağım.

 

*

Haber şu: Tıp Bu Değil-2 adlı kitabımız çıktı. Arka kapak yazısı şöyle:

 

“İlk Tıp Bu Değil kitabı Türkiye'de sağlığa ve tıbba bakış açısını değiştirdi. Elinizdeki ikinci kitaptan sonra da artık hiç kimse, insan için, toplum sağlığı için apaçık zararlı anlayışlarını, politikalarını eskisi gibi rahat savunamayacak. Çok önemli bir konu diyoruz, konu insan hayatıdır, dahası var mı? Bu kitaba kimse ilgisiz kalamadı, kalmayacak. İnsana hizmet mi, toplum yararı mı diyorlar; aynı zamanda her kanattan tüm görüşler için bir samimiyet testi Tıp Bu Değil çalışması.”

 

Kitap bu kez 34 yazarlı. Yaman Örs gibi emektar meslektaşlarımızdan tıp öğrencilerine, hemşirelere dek sağlık alanından her kesimin tıbbın bu olmaması gerektiği üstüne ince elenip sık dokunmuş görüşleri yer almakta. Kendisi de eski bir sağlık emekçisi olan Nihat Genç konuk yazarlarımızdan. İlk kitabımızla ilgili şöyle söylemişti Genç: “Öyle önemli bir iş yapıyorsunuz ki… Daha ilk kazmayı bile vurmadınız aslında, ama öyle önemli bir başlangıç ki… Bu önemin daha siz bile farkında değilsiniz…”

 

Sanırım artık birkaç kazma vurmuşuzdur. Kitabın son yazısı Genç’ten bir öykü. Ve dolayısıyla öyle bir cümleyle bitiyor ki kitap, evlere şenlik… ve öyle cuk oturuyor ki duruma!

 

*

 

Skandal 1: Kitabımızın yazarlarından Dr. Uğur Yılmaz TGRT’de benim de katıldığım bir programa telefonla katılmış ve birkaç dakika süreyle görüşlerini açıklamıştı. Bu nedenle soruşturmaya uğradı ve ceza aldı. Soruşturma apaçık gereksiz ve haksızdı, nitekim yaptığı itiraz üstüne ceza kaldırıldı. Ama çok geçmeden bu kez Eskişehir’e sürgün edildi nicedir çalıştığı Antalya’dan. Şimdi konu çok yönlü olarak yargı sürecinde.

 

Arkadaşımızın Tıp Bu Değil'den ötürü ceza aldığını düşünerek vicdan muhasebesi yaptık ve konuya müdahil olmaya çalıştık. Evet, kuşkusuz o da rol oynamıştır bu işte, ama mesele çok daha büyükmüş meğer.

 

Dr. Uğur Yılmaz tamamen göreviyle ilgili olarak Antalya ilindeki büyük çaplı bir sağlık yolsuzluğu konulu bir suç duyurusu yapmış savcılığa belgeleriyle birlikte. Şimdi olay artık soru önergeleriyle Meclis’e de taşınmış durumda. Suç duyurusuna konu olan Antalya İl Sağlık Müdüründen çok daha yüksek makamlara uzanan bir süreçle karşı karşıyayız ve her gün yeni gelişmeler oluyor, belgeler çıkıyor.

 

Arkadaşımız bedel ödeyerek Tıp Bu Değil’in uygulamalı alan çalışmasını yürütüyor adeta. Her zaman destekçisi olacağız.

 

Skandal 2: Geçtiğimiz haftalarda yayınladığı belgelerle Redhack ortalığı sarstı, üniversiteleri yerinden oynattı. Ama bizim hekim camiasının kılını bile titretemedi. Bir skandal, belgelerde yazılanlarsa, daha büyük skandal, hekimlerin bu yöndeki sessizliği!

 

*

Kitabımız yazarlarından Dr. Ali Rıza Üçer, TTB Başkanı sayın Özdemir Aktan’a açık bir mektup göndererek soru sordu. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Academic Hospital bağlantısıyla ilgili ortaya konan belgeler doğru mudur, yanlış mı: Ne yorum getiriyorsunuz? Henüz ne Aktan’dan ne TTB’den çıt var. Sol basında bir şey göremiyoruz, yandaşlardan zaten ne seda çıkacak. İlginç bulunması gerekmiyor mu?

 

Bir kamu üniversitesinin öğretim üyelerinin bir vakıf ve özel hastane kurarak kamuyla bağlantılı bir azgın kapitalist işletmeciliğe girişmesinin etikle bağdaşmadığını daha önce Gerçekedebiyat’taki bir yazımda vurgulamıştım. ( Bakınız: "TTB’liler Sağlık Bakanı’yla Neler Konuşur?")  Yazıda, yaşanan durumun, kapitalist serbest rekabet etiğiyle bile bağdaşmadığını ortaya koymuştum. Üstelik Özdemir Aktan, hem söz konusu kamu hastanesinde hem de vakfında yönetici konumundaydı, öte yandan İstanbul Tabip Odası Başkanlığı, TTB Başkanlığı gibi görevleri üstlenmekten geri kalmıyordu.

 

*

 

TTB yine TMMOB ve DİSK’le birlikte üst siyasetin en önünde yer almaya devam ediyor. Uludere olayı mı , Patriotlar mı… eylemlerin başını çekiyor!

 

Yapılanlar güzel şeyler gibi duruyor hedef anlamında. Ama TTB’nin işi mi bunlar? Solun şu hastalığını ortadan kaldıramadık, her şeyi birden temsil etme kariyerizmini kıramadık. Sağlıktaki anormallikler normal tıp işleyişini görünmez hale getirmiş, ama yaşadığımız içler acısı hal dostlarımızın tepeden bakışlarını hiç mi hiç değiştirmiyor. Sosyalist partilerin demesi gerekmiyor mu, geri durun hep rol çalıyorsunuz, bizim işimizi yapıp reklamı siz kapıyorsunuz… DİSK’in, SES’in ve öteki emekçi örgütlerinin, TTB’nin bir avuç zengin doktoru kayıran politikalarını kıyasıya eleştirmesi gerekmiyor mu? En azından gelirleri on yıllardır hortumlanan Marmara Tıp Fakültesi emekçilerinin isyan etmesini ne engelliyor? TTB’nin yolsuzlukları kapatan değil, açığa çıkaran bir konumda bulunması lazım değil mi? Anlamak olanaksız bu inadı. TTB’den arkadaşlarımızın birçoğu gerçekten sosyalist olarak azimle mücadele ediyorlar, ceplerine giren beş kuruş da yok. Fakat ülkede tüm sosyalistleri yüzde birin altında tutmak için gizli bir protokol mü yapmış acaba birileri? O konulara da biraz girdik mecburen kitapta.

 

*

 

Karatay Mucizesi: Canan Efendigil Karatay hocamızın son yıllardaki müthiş çıkışı toplumsal algı ve kabul noktasında sosyolojik tezlere konu seçilebilecek acayipliklerden biri. Karatay hocanın kitaplarında yazdıklarına, televizyonlarda söylediklerine yüzde yüze yakın katılıyorum. Hocamız çok doğru bir noktada ve cidden önemli bir işlev yerine getiriyor toplum sağlığı açısından.

 

Burada tuhaf olan şu: Ahmet Aydın Hocamız 15 yıldır söylüyordu aynı şeyleri. Çok sık olmasa da televizyonlara çıkıyor, sayısız konferans veriyor, pek de az satmayan kitaplar yazıyordu. Ama ne yapıp ettiyse orijinali dış kaynaklı olan Taş Devri beslenme alışkanlığının (Paleo Diet) bu derece yaygınlaşmasını sağlayamamıştı. Bu beslenme anlayışını Tıp Bu Değil'in kuramsal temelini oluşturacak şekilde müthiş bir tıbbi literatür bilgisiyle yoğurmuş, ayrıca eksiklerini gidererek ülkemize özgün hale getirmişti. Hani konuşması bozuk desek o da değil, gayet akıcı ve net konuşur Aydın hocamız.

 

Şimdi kime sorsak bize öğretiyor: “Ben Karatay Diyeti yapıyorum. Bak şöyle bir şey…” Eni konu asabım bozuldu, gittim Ahmet Aydın’a yakındım bir yıl kadar önce. “Hocam bizim kaç yıldır söylediğimiz şeylere birisi çıkmış Karatay diyeti ismi vermiş, şimdi tereciye tere satıyorlar.” “Hiç girme oraya” dedi Ahmet hoca, “Karatay bizim hocamızdır, çok faydalı bir şey yapıyor, doğru şeyler savunuyor. Desteklememiz lazım.” Öyle alçak gönüllü bir adamdır.

 

Mucize nereden çıktı hakikaten anlayamadım. Taş devri ismi mi itici geldi, Karatay adı pek mi içgüdüsel kültürel bilmem ne açılardan bilinçaltlarına seslendi, yoksa bizim vatandaşın üst perdeden bağırıp çağıran yaşlı kadın hocalara ilkokul yıllarından kalma bir imaj bağlantısı mı var tahtelşuurdan; ele almaya değer.

 

*

 

Tıp Bu Değil-2 için Karatay hocadan da yazı istedik. Kabul etmedi. Anlaşılan o ki bireysel takılmayı tercih ediyor, kendi kitaplarına fazlasıyla alakalı görünüyor. İyi de satıyorlar doğrusu. Vatandaş okusun, bir şeyler öğrensin yeter ki, amaç kamu yararı bizde.  

 

Kaan Arslanoğlu

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)