İnce yürek sağlam bilek: Semih Poroy
Portre karikatür alanındaki yeteneğini, hiç olmayacak şey ama İstanbul’un uygun bir köşesinde ya da bir turistik şehrimizde sergileseydi, 'kocaman apartmanı' olurdu derim her zaman. Fakat o, sanat anlayışına, dünya görüşüne bağlı olarak mutluluğu malda mülkte arayanlardan olmadı.
Tanıdığım Semih Poroy’u apartman sahibi olmaktan çok, apartmanlar dolusu edebiyat insanının arkadaşlığı, aynı masada rakılı, neşeli sohbetleri mutlu eder. Kültür tarihimize sayısız edebiyatçı portre karikatürü armağan etmiştir. Edebiyatsever olduğu gibi, karikatüre ilişkin yazılarında dilimize gösterdiği özen hemen fark edilir. “Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” dizelerini sanki kendi yazmış gibi, çevresine incelikler dağıtmaktan usanmaz. Şair Metin Demirtaş’ın bir kitabına aldığı anısı buna örnektir: (…) Her uğradığımız köyde şenlik armağanı çocukların portrelerini çiziveriyor. Sırası gelen çocuk karşısındaki sandalyeye yarım dakika oturuyor, çizim bitiyor. Kuyruk uzun. Çocukların elinde kâğıtları hazır. (…) Böyle böyle yüzlerce çizim… Semih tam çantayı kapatacak, beş on çocuk daha… Semih’te hiçbir bıkkınlık yok. Ben onu düşünerek bitiversin diye can atıyorum. Bitti. Minibüsün sürücüsü koltuğa yerleşti, gidiyoruz derken, elinde dosya kâğıdı, koşa koşa incecik, üf desen uçacak mavi kurdeleli bir kız çocuğu gelmez mi, soluk soluğa. Semih çizim takımlarını minibüse koymuş… Ben kıza “Hadi şu amcaya git” dedim. İçimden de “Semih dilerim kızcağızı kırmaz” diyorum. Semih minibüsten indi, çizim takım çantasını çıkardı, geldi, kızı karşısına aldı, biraz daha uzunca bir süre kızın portresini çiziverdi. Kız sevinçten uçarak, mavi kurdelesini savurarak uçup gitti. Semih’in bu inceliğini hiç unutmadım, unutmam. (…) Onu yakından tanıyan herkesin benzer gözlemleri, anıları olduğunu biliyorum... 12 Eylül faşizminin kapattığı Karikatürcüler Derneği’nin yönetim kurulu üyesiydi. 1985 yılında yeniden açıldığında ise, 30 yaşında, belki de Karikatürcüler Derneği tarihinin en genç dernek başkanı olarak yanı başımızda gördük onu. Derneğin 5 yıl boyunca bir depoda kilitli kalmış arşivini, eşyasını yeni bir adrese taşırken tanıdım Semih Poroy’u… Kendisinden 7-8 yaş genç, taşınmaya yardım eden bizlerin şakalarına çelebice katıldığını görmüş, çok sempati duymuştum: -“Sayın başkan üyelerinize hamallık yaptırmak yakışıyor mu?” -“Sayın üyeler görüyorsunuz ki ben de taşıyorum, başkanın koli taşıdığı nerde görülmüş!” Semih Poroy’un Cumhuriyet gazetesindeki Harbi adlı bant karikatürleri ile benim Hayat Epik Tiyatrosu adlı bant karikatürlerim, 2003 yılından başlayarak on yıl süreyle komşu oldular. On yılın sonunda önce ben, sonra Semih ağabey Cumhuriyet gazetesinden, -sanıyorum- nedenleri farklı olsa da uzaklaştırıldık. Sağlık olsun, Cumhuriyet gazetesi yaşasın da… Fakat bugün, bu satırların yazıldığı sırada Semih ağabeyle bırakın sayfa komşuluğunu, aynı kentte bile yaşamıyoruz artık. Nasıl kırdılarsa o inceliklerle dolu kalbini İstanbul’u terk etti, başka bir şehirde -sanki- inzivaya çekilmiş gibi sessiz... Yine de, ne olursa olsun çizgiden, karikatürden kopabileceğini sanmıyorum onun… Semih Poroy, hukuk eğitimi aldığı halde çizer olmayı seçmiş bir sanatçı… Sevdası çizmek! Çizmek kadar sevdalı olduğu bir şey de bağlama çalmak… Belki bugünlerde o yetenekli elleriyle sadece bağlamasını tutuyordur. Kırgın, küskün, üzgün günlerimizde ilacımız olan, bizi ayağa kaldıran bağlama sesi; türkülerimiz… Semih ağabey “sol” eliyle çizmeyi sürdürecek, “sağ” eliyle bağlama çalacak ve en kısa zamanda yeniden yanı başımızda olacak! İnanıyorum… En azından bunu diliyorum… Yakın zamanda çizdiğim bu karikatürümü “inceliklerin çizeri” Semih Poroy’a armağan ediyorum: Mustafa Bilgin
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR