Prof. Bekir Sıtkı Ayral çevirisiyle Kültür Bakanlığı'nca yayınlanmış Peçevi Tarihi 2. kitabında (s.12-13) Peçevi, ünlü Arap şairi İmr'ül Kays hakkında ilginç bir hikaye anlatıyor.

Peçevi, 1546'lı yıllarda hem Sultan Selim Han'a hem Sultan Murat'a paşalık yapmış, Osmanlı'ya ilk rüşveti bizzat padişah eliyle aldırdığıyla övünerek  'bugün Kızılahmetlilerin öcünü Osmanoğullarından aldım. On­lar bizim ocağımıza su döktükleri gibi ben de onların ocağını söndürecek bir başlangıç düzenledim' diyen Şemsi Paşa adlı bir zattan söz ederken, onun hakkında değerlendirmelerde bulunan Ebusuut Efendi'nin yazdıklarını ve geçen olayları şöyle anlatıyor:

*

(...) Gerçi Ebussuud Efendi -yüce Tanrı onu rahmetlerine dal­dıra- mübarek imzasıyla paşanın manzumesine eklediği yazısın­da 'usta hoca, seçkin şair, tıpkı sultanın ülkelerinde beylik ve  vezirlikle hükmeylediği gibi, irfan ülkelerinde de erdem ve beceri bakımından meliklerin meliki' diye vasıflandırmakta­dır.

Ama böylece o, nazik ve zarif bir eda  ile paşanın cahilli­ğini açığa vurmuş, hatta sergilemiştir dense gerçeğe aykırı düşmez.

Şemsi Paşa manzumesinin girişi:

Besmeleyle olur inayet-i Hak
İsm-i zatın bize hidayeti çok

diye başlamış imiş.

Ebussuud Efendi ise ikinci dizeyi silip yerine:

Hamdeleyle bulur sühan revnak

diye yazdığı o nüshada görülmektedir.

Bundan başka galiba otuz kırk yerde aynı surette bazı sözcükleri silip, bazı yerle­rinde de yazım düzeltmeleri yapmış bulunmakta ve altını im­za ederek şöyle bir tezkere göndermiştir:

Besmeleyle olur inayet-i Hak
Hamdeleyle bulur sühan revnak
İsm-i zatın bize hidayeti çok
Lutf ü irşadına nihayet yok

diye nazım olunmuş iken, tekrar üzerine işleme sanatına uyulmuş ve Mühelhil'in kız kardeşine gönderdiği tarzda, her beytin birer dizesi yazılarak galiba bize imtihan için gönderilmiş olduğu anlaşılır.

Yoğunlaşan ve  üst  üste yığılan işler ne­deniyle bu gibi gizli simgeleri sadece bir işaretle anlamaya güç ve  mecal kalmamıştır. Bizi, gücümüzün yetmeyeceği olur­ olmaz tekliflerden korunmaya himmet buyurasın. Ebussuud -Tanrı onu bağışlasın- suretini verdiğimiz bu  tezkerede zorunlu olarak Mühel­hil sözü geçti.

Her ne  kadar çok tanınmış bir  san olması dolayısıyla burada açıklanmasına gerek  yok ise de Ebussuud Efendi'nin bundan ne kastettiğini burada anlatmak yerinde olur.

Kısacası şöyledir:

Ünlü Arap şairlerinden Mühelhil (İmr-ül Kays) adında erdemli bir ozan, bir düşmanının eline düşer. Öldürüleceğini anlayınca düşmanına o  anda yazdığı şu dizeyi kız kardeşine ulaştırması­nı vasiyet eder:

Ya  benate'l-hayyen ebakuma

Kız kardeşi çok zeki ve  anlayışlı olduğundan sözün geli­şine göre beytin ikinci dizesinin 'onu öldüreni öldürme işini verdi ikimize' olması gerekir diyerek adamı zamanın yönetici­sine yakalattırır.

Yapılan araştırma ve incelemelerden sonra hatunun kavrayışında isabet bulunduğu ve o herifin  Mühelhil'i öldürdüğü meydana çıkar. 

(...)

(Peçevi Tarihi, s. 12-13)

PEÇEVİ İBRAHİM EFENDİ KİMDİR

Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: İki cildden ibaret olan Osmanlı Tarihi basılmış olup 927 (1521) den 1049 (1639) senesine, yani Kanuni Sultan Süleyman’dan Dördüncü Mu­rad devrinin sonuna kadardır. Yazdığı olaylar itimada şayandır. İbaresi açık, ifrat ve tefritden uzaktır. Sonunda Cengiz ve Hülagu’nun durumunu da yazmıştır. [Birinci] şıkk-ı evvel defterdarlığı ve sancak beyliği gibi bazı devlet hizmetlerinde bulunmuştur 1046 (1637) tarihinde Bosna Defterdarlığına tayin olunmuştu.

Ömrünün sonlarını emekli olarak Macaristan’da Budin ile Peç’de geçirdi.

Vefatı 1061 (1651) de olup kabri memleketindedir.

Tarihini Koca Nişancı Mustafa Bey, biraderi Salih Efendi, Ramazan-Zade, Ali, Hasan Bey-Zade, Hadidi, Katib Mehmed Efendi Tarihlerinden özetleyerek yazdığını mukaddimesinde zikrediyor.

Hayatı mufassal olarak Macaristan tarihçilerinden Doktor Karaçon Efendi’nin Türk Derneği mecmuasında ve Tarihçi Ahmed Refik Bey’in (ikdam) gazetesinde neşr edilen makalesinde mevcuttur.

Peçevi’nin tarihi Tamışvar Defterdarı Belgradlı Mustafa ibn-i Ahmed Efendi tarafından 1045 (1635)'den 1061 (1651) tarihine kadar zeyl edilerek yazılmıştır ki bir nüshası Bağdat Köşkü'nde vardır.

Kaynak: Osmanlı Müellifleri, Bursalı Mehmed Tahir Bey, Meral Yayınevi, 3. Cilt.

gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)