İlber Ortaylı bugünkü Hürriyet gazetesinde 'Yine İğrenç Saldırılar' başlıklı yazı yazdı.

Yazısında "Son 20 yıldır hastane personeline saldırı âdet haline geldi. Saldırılar doğal bir kızgınlık veya bunalımla meydana gelen bir olay olmaktan çıktı. Bunların hepsi ahlak ve insanlık dışıdır. Bakanlık yetkilileri kendilerini methetmekten vazgeçip sağlık personelinin sıkıntılarıyla ciddi şekilde ilgilenmeli, yoksa yakın gelecekte hekimsiz ve hemşiresiz kalacağız." dedi.

Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın hastaların doktor ve hemşirelere saldırılarını, şiddet dolu örnekleri sıralarken 'tarih'inde birbirine yazılı ve sözlü eleştirinin dışında şiddete asla başvurmamış edebiyat tarihini tıp tarihine benzetmesi şaşırttı. 

Ortaylı'nın yadırganan sözleri şöyle: 

"Doğrusunu söylemek gerekirse tıp tarihine edebiyat tarihinin paralel bir eğilimi vardır; hekimlerle dalga geçmek ve tenkit etmek. İnsanlar ölümün mukadder olduğunu kabul ettikleri kadar onun geliş şekline ve hekime suç bulmayı da âdet edinmişlerdir."

FARS ŞİİRİ 

Ortaylı yazısında, 12 Ocak günü Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde "sevimli ve zarif İranlı sosyolog" Shahzadeh İgual’ın Amir Ashkan Project grubuyla yaptığı şiir gecesini de övüyor.

Fars kültürüne hayranlığıyla bilinen Ortaylı'nın, "Fars edebiyat ve kültürünün hayranlarının nefes aldığı bir gece oldu ve ümit ediyorum, ileride tekrarlanır." dediği Shahzadeh (İgual) İran’ın Türk’ü değil, tam Fars. Babasının siyasi görüşlerinden dolayı 10-12 yaşlarında ülkeyi terk edip önce İzmir’e yerleşmişler ve İzmir’de Türk okulunda okumuş.

Ortaylı'ya göre, "Türkçesi de, Türk edebiyatına olan vukufu da mükemmel. Zaten insan kendi Farsçasına bu derecede sahip olursa zamanımıza özgün bir Osmanlı münevveri olmaması için sebep yok."

NAKKAL GELENEĞİ

Ortaylı şöyle bilgiler veriyor:

"Shahzadeh (İgual) “nakkal” geleneğini canlandırdığını ileri sürüyor. Gerçekten bütün İran edebiyatı ve şiiri; elinde asası, sazı, tarı ve defiyle gezen güzel sesli, güzel sözlü insanlar tarafından yaşamıştır. Bugün bile yeniden dirilen “kahvehane-i sünnet”, geleneksel kahvelerde bu usul biraz bozularak ya da modernleştirilerek devam ediyor. Klasik çayhaneler bu edebiyatın ocağıydı. Sanatçımız, Hâfız’dan, Sa’dî-i Şîrâz’dan, Mevlânâ’dan ve Ferîdüddin Attâr ama asıl önemlisi Nizâmi’nin “Hüsrev ve Şîrin”inden epik parçaları getirdi. Becerikli bir aktris, güzel bir okuyucu ve yanındaki orkestra nefis. Kızlı erkekli bu orkestrada gelenekselle moderni bağdaştırıyor.

"Shahzadeh (İgual) ülkemizin yeni, genç ama ilginç bir siması. Sosyologluğu, edebiyata nüfuzu 'Tahran’ın Kırmızı Sirenleri', 'İsfahan’ın Gözyaşları' gibi romanları Türkçe yazılıp Farsçaya çevrildi. Herhalde ileride Türkiye ve İran kültürünü daha çok bağlayacak. Mühim olan eskinin yeni zamanda dirilmesi. Hoşuma gitti.

"Nizâmi gibi bir dev şair ki Gencelidir, Türk’tür, Türk olduğunu söyler fakat Türkçe bir beyti bile yoktur. Onun ardından Tebriz’in büyük üstadı, önemli bir Fars dili şairiyken Türkçesine avdet edip 'Haydar Baba’ya Selam' ile Türk şiirine katkı yapan Şehriyar’ı tanıttı. Goftem; dedim ki: 'Ümitvarem bu faaliyet devam eder.'

MUSTAFA BALBAY'A ÖVGÜ

MUSTAFA Balbay’ın gezi kitaplarını da öven Ortaylı, "Türk basınında Kara Afrika’dan başlayalım, Yemen’e kadar bir sürü yeri gezen ve gezdiği yerleri, bu kadar iyi görüp gözleyen, fevkalade bir üslup ve tasvirle ortaya koyanı görmedim." diye yazdı.

Ortaylı Balbay'ı överken ülkemiz gezginlerinin üçüncü düyyaya daha farklı baktıklarını gözlemlediklerini belirtti:

"On yıl evvel çıkan ve beşinci baskısını yapan 'Yemen'i (Türkler Mezarlığı Yemen) okumamıştım. Son günlerde elimden bırakamadım, beni işimden avare etti. Benzer şekilde iki kere gittiğim, sağını solunu kokladığım yerdeki gezisini bu kadar iyi planlaması, birtakım kapıların ardına girmesi, gözlemesi, soruşturması beni hayran bıraktı. Hiç şüphe yok ki Mustafa Balbay, Türk seyahat edebiyatının büyük üstatlarla birlikte köşedeki yerini alacak isimlerinden. Lütfen Güney Afrika’dan Mısır’a kadar Afrika gezilerini ele aldığı cilde de (“Afrika’nın Uçlarında”) geçelim. Beşeriyetin ve 20. yüzyıl insanlığının ayıbı olan güzel Afrika’yı bu kadar sevecen ve içten anlatana az rastlanır.

Bir şeyi kavramam mümkün; Türk insanı eğer gayret ederse dünyayı anlayacak bir aydın olur. Üçüncü dünyaya yaklaşımı sahte ve özenti rolle değil, daha samimi, daha doğal oluyor. Bunu Mustafa Balbay’ın 'Afrika' kitabında görmek mümkün."

Gerçekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)