Sevgili Abim,

Bu sana da ilk mektubum. Almanya, Bursa ve İstanbul ikametlerim dışında hiç çok uzakta olmadık, hatta o zamanlarda bile çok yakındık.

Sana puro gönderiyordum Almanya’dan, çok samimi değildik; ama Muzaffer Erdost ismi ülkeme olduğu kadar bana da çok yakındı.

İlhan’ın öldürülüşünü duyduğumuzda Frankfurt Halkevi’nde kahrolmuştuk. Muzaffer İlhan Erdost olmuştun.

Ne zamandan bu yana tanıyorum ben seni? Ben seni 'kalu bela' dan bu yana tanıyorum dedim kendime. İnsanlığın yaratılışında başlamıştır aydınlanma. İlla ki o zaman dahi, Muzaffer İlhan Erdost'un bugün yaptığı gibi, aklını cesaretle kullananlar olmuştur. Aydın, aklını, cesaretle kullanır ve akıl put kırıcıdır. Dünyamızın ilk put kırıcıları, dünya tarihinde zaman zaman ortaya çıktıkları gibi, bugün de ete kemiğe bürünmüş ve bugün Muzaffer İlhan Erdost olarak görünmüştür.

Türkiye Üzerine Notlar ilk okuduğum kitabındı. İzine geldiğimde uğradım kitabevine tanıştık.

İkinci Yeni’nin isim babası, seni tanımlayan bir çok addan bir tanesiydi.

İlhami Soysal, Muzaffer Erdost’tan ‘Akis’ dergisinde çıkan bir yazıya yanıt olarak bir yazı yazmasını ister. Bunun üzerine Muzaffer Erdost, 19 Ağustos 1956 tarihli Son Havadis gazetesinde ‘İkinci Yeni’ başlıklı bir yazı yazar, 26 Ağustos 1956 tarihinde de ‘Artı Bir’ başlıklı bir yazı yazar ve bu yazıdan sonra akımın adını ‘İkinci Yeni’ olarak kullanır. İkinci Yeni edebiyatı, Muzaffer Erdost’un bu yazısından sonra bu adla anılmaya başlar. Cemal Süreya, İlhan Berk, Edip Cansever, Ece Ayhan, Turgut uyar ve Sezai Karakoç gibi şairler 1956 yılından itibaren Pazar Postası’nda şiirlerini yayınlamaya başlarlar. Bir anlamda ‘İkinci Yeni’ Pazar Postası’nda kendini gösterir.

Son Havadis gazetesindeki yazıda adının ‘Musaffer’ olarak yazıldığını daha sonra gülerek anlatmıştın seni araba ile bir yerlere götürürken.

Araba dedim de, yolda huysuzluk ederdin Abi. Şu yoldan git derdin, Abi bu yolu biliyorum derdim, hayır şu yoldan derdin. Rana Abla karışma derdi, sen dinlemezdin. Didişirdik; ama senin dediğin yoldan giderdik sonuçta. Neymiş? O yolda, daha az ışık varmış.

Pazar Postası’nın hayatında önemli bir yeri olduğunu söylemiştin.

Pazar Postası, ilk defa Cemil Sait Barlas tarafından 4 Şubat 1951’de haftalık bir gazete olarak yayımlanmaya başlamıştır. Gazete, adından da anlaşılacağı gibi yayım süresi boyunca her haftanın Pazar günü çıkartılmıştır. 

Yayım süresi boyunca Cemil Sait Barlas sahibi olarak kalmış ve gazete bu bakımdan el değiştirmemiştir. Ancak Yazı İşleri Müdürü olarak pek çok isim Pazar Postası’nda çalışmıştır. 16 Aralık 1951’den 2 Mart 1952’yekadar Cüneyt Arcayürek , 2 Mart 1952’den 31 Ağustos 1952 tarihli sayıya kadar Altan Öymen Yazı İşleri Müdürü olarak çalışmışlardır. 1 Ocak 1956’da yeniden yayımına başlayan Pazar Postası’nda bu tarihten 16 Haziran 1956’ya kadar Yazı İşleri Müdürü olarak Baki Kurtuluş görev yapmıştır. 16 Haziran 1956’dan 15 Mart 1959’a kadar Pazar Postası’nın en uzun süreli Yazı İşleri Müdürlüğü görevini yürüten Muzaffer Erdost’tur. Pazar Postası’nın idarehanesinin Ankara’dan İstanbul’a taşınması sonucunda bu görevinden ayrılan Erdost’un yerine gazete kapanana dek Mahir Kaynak getirilmiştir.

Özellikle Muzaffer Erdost’un yazı işleri müdürlüğü görevine getirilmesiyle, açıkça İkinci Yeni şiirinden söz edilmeye ve İkinci Yeni’nin Türk edebiyatında uzun seneler boyunca konuşulacak edebî tutumunun nedenleri açıklanmaya başlanmıştır. Her ne kadar, İkinci Yeni şiirinin etrafında toplandığı belli bir yayımın olmadığı yönünde  görüşler sarf edilse de hareketin esas yayım organı Pazar Postası’dır. Bu anlamıyla Pazar Postası, İkinci Yeni’nin geniş olarak tartışıldığı ve konuşulduğu bir gazete olarak Türk edebiyat tarihindeki yerini almıştır. 

Sene 1986 ya da 1987, Yurdanur-Yılmaz Onay, sen ve Rana Abla ile birlikte Goethe Enstitüsü’nde öğretmen olan bir Alman dostumuzun evinde misafir olmuştuk. Nazım’ın Almanca şiirlerini okumuş türkü söylemiştim. Saz da çalıyor musun demiştin. Hayır ama Frankfurt Halkevi İşçi Korosu’nda bateri çaldığımı söyleyince İHD bünyesinde bir işçi korosu kurabileceğimizi söylemiştin. O zamanlar İHD Ankara Şubesi Başkanı idin. Bende notalar vardı; ama Tahsin İncirci’nin bize yardım etmesi gerekiyordu, o da Berlin’deydi. Koroyu kuramadan ben Bursa’ya taşındım. Ben Bursa'ya gitmeden önce, sen, Rana Abla ve Suları evinizde bana bir "Veda Yemeği" verdiniz.  Yurdanur - Yılmaz Onay, Şükriye - Turgut Alten'le birlikte katıldık. Eylül 1988. Yemeğe daha sonra Hasan Uysal, Cihan Gerçek, Çiğdem Anat ve Tolga Çandar da katıldılar. O akşamı videoya çekmiştim.

https://www.youtube.com/watch?v=gJYmuEDlxmc&feature=share&fbclid=IwAR3RNc5rfq0CC8-2mFvW0qv3FjB1l_2UTint3871Rx58ZrdHrrZybEHUQ9s

Ben daha çocukken ‘SOL’ yayınlarını kurmuşsun. Yayıncılığa ‘Açık Oturum Yayınları’ ile başladığını, ilk kitap olarak da, Cezayir’de Fransız generallerin işkence yaptığı Henri Alleg’in  ‘La Question’ (Sorgu) adlı kitabını Alaattin Bilgi abiye çevirterek yayınladığını söylemiştin. Önsöz Jean Paul Sartre’ye aitti.  Kadın ve Aile’nin çevrilen ve basılan bir bölümünü beğenmiyordun. Bana faxladın, ben de çevirdim. Daha sonra kitapevine uğradığımda, sen elinde büyük bir büyüteç ve yanında Fransızca bir sözlükten, Barışta da İngilizceden benim çeviriyi kontrol ediyordunuz. Bir kuyumcu titizliği ile o kitapları tek tek incelemiştin. Daha sonra ‘ONUR’ yayınlarını kurdunuz.

SOL yayınları Kasım 1965’de kuruldu. Vahap Erdoğdu’nun dediği gibi “SOL yayınları Erdost’un yalnızca düşünce dünyasında değil, yaşam tarzında da büyük değişimlerin başlangıcı olmuştu.”

SOL Yayınlarıilk olarak  dört kitap yayınladı:

  • Oscar Lange’ın Sosyalizmin Yeni Meseleleri,
  • Maurice Cornforth’un Sosyalistler İçin Felsefe,
  • Karl Marx’ın Ücret, Fiyat ve Kar,
  • Lenin’in Emperyalizm.

Daha sonra marksist klasikleri yayınlamaya başladı. Yayınlanışından yüzyıl sonra Kapital Türk okuruyla 1966 yılında tanıştı. Aynı yıl Engels’in Anti Dühring’ini yayınladı SOL yayınları.Darwin’in İnsanın Türeyişi ve Türlerin Kökeni dünyada yayınlanışından yaklaşık yüzyıl sonra Türkiye’de  yayınlandı.

Şemdinli Röportajı  veteriner olarak askerlik  görevini  yaparken, bölgeyi, aşiretleri inceleyerek yazdığın bir yapıttı. 1966 yılında YÖN Dergisi’nde yayınlandığında kimse oraları bilmiyordu. Geçen yıl Şemdinli’den gelenlere o zamanları anlatıyordun kitapevinde. Mukaddime’nin 1.cildini Turan Dursun 2 cilt olarak çevirmek istemişti, karşı çıkmıştın. Oradaydım. Çeviriye daha sonra Sevim Belli devam etmişti. Bu ülkede Kapital’i ortaya çıktıktan yüzyıl sonra sen Türk okuru ile tanıştırdın ve sen bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödedin adına İlhan’ı da ekleyerek. En azından burjuva ahlakına sahip olanların ki, sosyalist ahlak diye bir ahlak da var, buna saygı duymaları gerekir.

(...) Anlatılması benim için çok zor bir özveriyle, Türkçeye ve Türkiye’ye bilimsel sosyalizmi doğrudan, yani kendi öz kaynaklarından yayınlamaya çalıştık. Darbelerle kesilen süreler hesaplanırsa, ilk kitaplarımızı yayınladığımız Kasım 1965’ten Mart 1971’e ortalama beş yıl ve cezaevinden çıktığım 14 Temmuz 1974’ten 12 Eylül 1980’e ortalama beş yıl, yani toplam on yıl içinde, marksist-leninist klasikleri ve bilimsel sosyalizmi tanıtıcı kitaplarını yayınladık. Bu iki bölümden oluşan toplam on yıllık dönemde, yalnızca yayınladığımız kitapların çevirisi yapılmadı, aynı zamanda tükenen kitapların hemen her baskısı, yeniden ve yeniden redaksiyondan geçti. Başlangıçta bilgi yetersizliğinden, çeviriye esas aldığımız çevirilerin kusurlarından vb. doğan eksiklikler ve kusurlar her yeni baskıda en aza indirilmeye, olabildiğince kusursuz yayın yapmaya çaba gösterdik. Marx’ı, Engels’i, Lenin’i, bir ölçüde Stalin’i, doğrudan kendi metinlerinden okura ulaştırırken, ayrıca okuru yönlendirmeye çalışmadık. Okurun, Marx’ı, örneğin Althusser’in görüşleriyle değil, kendi özgür gözüyle algılamasının olanağına kavuşmasına binbir özen gösterdik. Suçlama, karalama ve saldırılara gülüp geçtik. Polis, işkence, mahkeme, cezaevi ve öldürmeye değin birbiri üstüne yüklenen baskılar, ancak, bizim daha çok çalışmamıza, daha özenli yayın yapmamızı teşvik edici negatif etkenler oldular.

Beni sevindiren, bütün bu karalama süreçlerinde, bizim dışımızda yayınlarımıza sahip çıkanların olması, sahiplenmeleri, bu yayınların sahipsiz olmadığını, sahipsiz olmayacağını duyumsatanların bulunmasıdır. (...)

7 Kasım 2010 SOL Yayınları Kataloğu

 (…)Ve unutulmasın ki, Sol Yayınları, ülkenin en seçkin marksist kadrosuyla kurumlaşmış bir efsanedir. Tarihte efsaneler bir kez yaratılır, iki kez değil.

Birinci kez ne denli onurlu ise, kopyalandığı zaman o denli onursuzlaşır. Hele fesat karışınca işe bir başka şey olur.(…)

(…)Sol yayınlarını tarihsel süreci içersinde yerine oturtmayan, yayınlandığı dönemle birlikte, bir bütün olarak ele alıp değerlendirmeyen, yayınlandığı günlerin koşullarını bilmeyen, Sosyalist literatürü, yalnız Sol Yayınlarından tanımış olan, Sol Yayınlarından öğrendiklerini, Sol yayınlarını karalamak için kullanan, ne idüğü belirsiz kimselerin harcı değildir bu yayınları kirletmek.

Burada, bu kitaplarda, onlarca özverili, yetkin, deneyimli üstün emek var, devrimci geçmişimizin yoğurduğu bilgi ve bilinçle donanımlı emek var; bir yanı dışarda, bir yanı içerde faşizmin döktüğü kan var.(…)

 Muzaffer İlhan Erdost

30 Temmuz 2010, Ankara

http://www.solyayinlari.com/onur.html

Çok sık bir araya geliyorduk. Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı (TİHAK) kurulacaktı. Bir gün Dikmen’e doğru gidiyorduk, seni eve bırakacaktım. Bir markete uğrayalım dedin. Market önünde durdum, indim ve sana kapıyı açtım. Yüzüme öyle bir baktın ki, hala gözümün önünde. “Bana şeyh muamelesi yapma” dedin kızarak. Daha sonra bu sözüne çok gülmüştük.

Sana, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) tarafından, verilen 2019 Aydınlanma Onur Ödülü töreni yapılacaktı İzmir’de. Sana söylemeden geldim. Beni görünce şaşırdın, sevindin.

Sen, Rana Abla, Barışta,Suları, İlhan, Gül, Türküler ve Alaz ne güzelsiniz. Adlarınızı duyduğumda gözlerime yaş götüren sizler bu ülkenin güzelliği, gelecek güzel günleri için ne çok bedel ödediniz.

Benim değerlimsiniz Abi, ülkemin, dünyamızın bir değeri olduğunuz gibi. Ellerini öptürmezdin şakadan öpmek için eğildiğimde, şimdi öpmek istiyorum Abi, ağlayarak öpmek istiyorum.

 

Oğuz Gemalmaz

2 Mart 2020 Ankara

GERCEKEDEBİYAT.COM

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)