Uzun bir süreden beri, İstanbul’da, Ankara’da ve büyük ihtimalle başka şehirlerde kahve, lokanta, otel vb. levhalarında Osmanlıca terkip [tamlama] özentisi görülüyor.
Tarlabaşı Caddesi’nde Taksim’den Şişhane’ye giderken sol tarafta bir ciğercinin tabelası ‘Ciger-i İstanbul’du, sonra adı ‘Ciger-i Keyf’ oldu! Benim tespit edebildiğim daha başka örnekler de var: ‘Kahve-i Muhabbet’, ‘Şehr-i Dürüm’!
Arabesk bir Osmanlılaşma!
Fakat arabeskin de kitchleşmeye, kitch arabeske dönüştüğünü gösteren örnekler de var: ‘Şehr-i Kebab and Lahmacun’ gibi! Hem ‘–i’ ile Arapça izafet terkibi yapılmış [‘Şehr-i Kebab’] hem de İngilizce ‘and’ bağlacı kullanılmış.
Türk Modernleşmesinin Oryantalizmden Arabeske doğru evrildiğini bu örneklerden daha iyi ne anlatabilir; -bilemiyorum: Ama bildiğim bir şey var: O da, Oryantalizm nasıl Recaizade’nin “Araba Sevdası”ndaki Bihruz Bey’ler gibi ‘Alafranga Züppeler’ üretti ise, Oryantalist bir arabesk de şimdi, Ömer Seyfeddin’in ‘Bilgi Bucağında’ hikâyesindeki Efruz Bey gibi ‘Alaturka Kitch’ler üretiyor.
Efruz Bey, kendini satmayı iyi beceren, cahil ve şarlatan bir tiptir. ‘Bilgi Bucağı’nda her nasılsa konferanslar vermeye başlamış, bu arada dilin, basit değil ‘mürekkep [complex] olması gerektiğini öne sürerecek ‘mürekkep Türkçe için bütün umdelerini birkaç derste anlat[mıştır]’. Bu ‘umde’lerden [ilkelerden] biri de ‘Arapça, Acemce, Frenkçe, Almanca ilah… terkip, cemi [çoğul] kaideleri[n] aslen Türkçe olan kelimelerde de kullanıl[ması]dır’ Efruz Bey örnekler de verir: Mesela, ‘kardeşlerimin vazifeleri’ tamlaması yerine şöyle denilmelidir: ‘Lö vazife dö me biraderler’
‘Lö vazife dö me biraderler’! Ömer Seyfeddin, Efruz Bey’in kişiliğinde Tanzimat sonrasının alafranga züppeliğini, bu uyduruk arabesk terkiplerle alaya alıyordu.
Ömer Seyfeddin, Efruz’un ‘Bilgi Bucağında’ki konferanslarında dilin arabesk bir kitchleşmeye doğru gittiğini sanki çok önceden görmüş gibidir. Efruz’u sarakaya alır, dalgasını geçer Ömer Seyfeddin; ama gene de ‘Lö vazife dö me biraderler’ kuralının, neredeyse 100 yıl sonra ‘Şehr-i Kebab and Lahmacun’ şeklinde hayata geçirileceğini herhalde tahmin etmemiştir…
Anlaşıldığı kadarıyla Dil’de devrim işinde terkiplere [tamlamalara] özel bir önem verilmiş görünüyor. Haldun Taner’in "Atatürk Galatasaray’da" adlı hikâyesinde Gazi ile birlikte sınıflarına giren Recep Peker’in kendisini sorguya çektiğini şöyle anlatır:
Recep Peker de benim sıramın yanına rastlamıştı.
“Ne dersi bakayım bu?” dedi.
“Malûmat-ı vataniye efendim”
“Vatanî malûmat, yahut daha iyisi vatan malûmatı desen olmaz mı?”
“Olur, efendim”
Haldun Taner, bu dialogun devamında şöyle diyor:
“O tarihlerde öz dil cereyanı ‘malûmat-ı vataniye’yi, ‘vatan malûmatı’ yapmaktan öteye geçmiyordu.”
Bihruz’dan Recep Peker’e, Recep Peker üzerinden Efruz’a Dil maceramız burada bitiyor. El Fatiha.
Hilmi Yavuz
(Zaman)
YORUMLAR