Yaşlı, yorgun, kurnaz ve bu yüzden zalim bir dünya yaşıyoruz çoktandır. Dünyanın neresinde olursak olalım bir gurbet duygusuyla yaşar olduk. Her biri kendi çıkarına kapaklanmış ve bunun izin verdiği kadar değer, inanç ve duyarlığa yer açan yaşlı dünyalılar var sahnede. Temel, insani referanslarını değerli bir takı gibi kasalarında saklayıp kimi törenlerde takıp yakıştıran bu yararcı ve yaşlı oyuncuların, gençliğin kendisine özgü hesapsız, cesur, açık sözlü ve dürüst dirilişiyle sahneden indirilmesi gerek.  

Gerek bireysel, gerekse kamusal ‘gurbetlerimizi,’ tarihimizde örneklerini gördüğümüz gibi, bir daha ‘evimiz’ kılmak için, gençliğin rüzgârıyla yeniden yeni ufuklara yelken açmamız gerekiyor. Varoluşsal dışlanmışlığımızı, kendimizi birey olarak var ederek, kamusal dışlanmışlığımızı da  bireyliğimizden vaz geçmeden emekdaş, halkdaş, yurttaş, hemcins, dünyalı ve doğanın bir parçası olarak kendi dışımızdaki ile ortaklığımızı, etkileşimimizi, dayanışmamızı geliştirerek aşabileceğiz.

Bunu ancak şiirin sesine kulak vererek, onun şarkısını söyleyerek, onu zenginleştirerek ve çoğaltarak yapabiliriz. Dünyanın ve ülkemizin gelmiş geçmiş değerli şairlerinin yaşamlarına ve eserlerine baktığımızda en önemli ortak paydalarından biri, en zor zamanlarda böylesi bir sesi, duyarlığı ve cesareti yitirmemiş olmalarıdır. Hangi değerli dünya şairinin eserlerini okursanız, bir yandan bireyin varoluşsal gurbetini iliklerine kadar hissederken, öte yandan, doğduğu, ya da yurt edindiği toprak ve kültürleri -başka ülke ve halkları da kendisininki kadar severek- yüceltmiş olduklarını görürüz. 

Bugün bu yurt, dünya ve insan sevgisini  -var olduğu halde ve yerde karamsarlık ve ümitsizliği de işaret ederek- yeniden diriltmemiz gerekmektedir. Bu, bize -tarihin filan değil!- bu günkü sıradan vicdanlarımızın yüklediği bir sorumluluktur. Çünkü duyarlığın yolu vicdana, vicdanın yolu duyarlığa çıkmaktadır ki, bu mekikle şiir, kötülüğe karşı direnen insan ruhunu dokuyabilecektir.

Unutmayalım ki özgün duyarlıklarımızın ve deneyimlerimizin dile gelişi diyebileceğimiz şiir, sözle yaratılan bir güzellik bireşimidir. Yazılan bir kere şiir oldu mu, şairinden bile kurtularak, kendi kendini açıklayan bir bütünlüğe erişir. Sıradan bir nedenden, hatta nedensizlikten yola çıkarak benzersiz sonuçlara ve müjdelere neden olabilir bir şiir. Var olması için şairinin ve kendisinin dışında bir hatır, gönül ve torpile ihtiyaç duymaz. O ne bir nutuk, ne bir ayet, ne de süslü ve kurnaz, üstü örtülü veya açık bir reklam metnidir. O, etkisi bir anda geçecek estetik cambazlıklar, sihri birden bire dağılacak jestler ve esprilerden oluşmadığı gibi, duygu ve düşüncelerimizin -içtenlikle bile olsa- doğrudan bir anlatımı değildir. Şiirle yeni bir dil geliştirir, yeni bir gerçeklik yaratır ya da var olan bir gerçekliği başkalaştırır ya da yenileriz. Ama onun hakkında ne denli doğru ve güzel saptamalar yaparsak yapalım, bunlar geçici bir doğruluğu ve görece bir güzelliği temsil etmekte kalırlar. Tıpkı şimdi olduğu gibi… Çünkü insanın sonsuzluktan zaman, kaostan mekân yaratarak kendini deneyimleyişi süreci kesintisizce ilerler. İnsanın estetik deneyimine sanırlar çizmek mümkün değildir. Biz kendi bireysel ve kamusal tekliğimizle, kendi zaman ve mekânımızda ona sadece yaklaşırız. Bir tanrısal teki arayış ya da onu dolayımlayan gizemsellik değildir şiir. Bu yüzden onun kavranışını ve ona yaklaşmamızı başka bilme biçimlerinin kavrayış kalıplarına -örneğin mistik biliş- indirgememeliyiz. Sınırsız çokluktur şiir... Parıltılı yıldızlarla dolu olanaklar gezegenidir… Ve bu gezegenin sayısız üyeleri hiçbir zaman ötekinden daha güzel değildir, olsa olsa bir başka güzeldir her biri. İşte tam da bu yüzden yeni bir güzel-kavrayışı ve güzel-bakışı olanın, daima yazılabilecek yeni bir şiiri olacaktır yeryüzünde. Yeniliğin gençlikle tazelikle geldiği muhakkaktır. Böylece, yeni sözler en çok yeni gelen kuşaklara yakışacaktır.

İnançların ve şüphelerin, siyasal düzenlerin ve seçeneklerinin, sağduyunun ve gerçekçiliğin, hayalin ve kaosun dillerinin kendine özel beklentileri vardır. Onlarla ilişkinin ne olacağı, genç bir şair olarak, senin bileceğin şeydir. Taraf ve bertaraf tehditlerine ve baskılarına kulak asmadığın ve yazdığın onların grameriyle değil estetiğin diliyle olduğu sürece, ister onlar yakasında isterse inançsızlığın, anarşinin, hayalciliğin ve zır deliliğin yakasında olsun, yazdığın senin şiirindir -makbuldür.

Dilimizin, yabancılaşmış emeğimizle birlikte maruz kaldığı istismardan; sıkıştırıldığı, el konulduğu, kırpıldığı yerden başkaldırıp özgürlüğünü kazanmasına; tazeliğin, dirilişin ve çıkarsızlığınla güç vermeni, bize bilmediğimiz şeyler söylemeni istiyoruz. 

Bize yeni şiirler yaz!

GENÇ ŞAİR PEKİ AMA NASIL MI?

Sevgili genç şair.

Şiir, onun kuramı öğrenildikten sonra yazılan bir şey değildir. Kuram, çok sonra, yazdıklarından ve başkalarının yazdıklarından edineceklerini, kendi şiir yazma halindeki arayış ve deneyselliğini törpülemeyeceği, sınırlamayacağı güvencine eriştiğin bir zamanda üstüne düşmeni salık vereceğimiz yararlı bir uğraş alanıdır. Ama şair için erken ve yoğun bir şekilde kurama gömülmek tehlikelidir;  böylesi erken bir kuramsallaşma, şiirini yazılmış olan şiirlerin kusursuzluğuna yaklaştırarak seni özgünlükten uzaklaştırır. Elbette şiir yazarken şiirin kendiliğindenliği ve deneyselliğini engellemeyecek kertede şiirin ne olduğuna dair görüşün olacak ve bu görüşün şiirinle birlikte değişecektir. Bu görüşün yanlış veya eksik ve hatta eskimiş olması o kadar da önemli değildir. Yeter ki, bir yandan şiirin eski şiiri taklit etmesin, var olan şiirle aşırı benzeşmesin, öte yandan da şiirin ne kadar yenilenirse yenilensin genel anlamdaki şiirin çekirdek özelliklerini barındırsın içinde. Burada temel şiir bilgisini kuram sayıp bir kenara atamayacağımızı anlamış olmalısın. Benim kuramla kastım, sana özgü şiiri kurgulayan ya da çözümleyen bilimsel-felsefi-estetik bilgi bireşimidir. Buna poetika da diyorlar. Bu bilgiyi şiirinin gerisinde tutunmanı ve onu kendine özgü oluşturmanı, hatta şiirini n poetikana yol açmasına olanak sağlamanı salık veriyorum.

Sözün tam burasında bu yazıyı da okuyup bir kenara atmak yararlı olur.

Bilgi edinerek, tutarlı ve zengin yaşamaya çalışarak edindiğin nice deneyimlerinin, dilinde ve zihninde kımıldayan sezgilerinin götürdüğü yola çevir yüzünü. Şair insan, aldığı öğütlerden çok kendi deneyimlerinden öğrenir... Yaz, oku, yırt... Şiirini bir gün mutlaka bulacağına güven. Ve telaşlanma...

Şiirini buldun, fakat fark edilmiyorsan, buna gereğinden çok aldırma... Değerli şiir er ve geç fark edilecektir. Seni fark etmiyorlar, sana ödüller vermiyorlar, seni sevmiyorlar diye sakın şikâyet etme! Çünkü şairlik bir yanıyla akıncılık- şövalyelik, bir yanıyla dervişlik-misyonerliktir... Bu kısa tavsiyeyi eksik bulursan, “Okurunu Arayan Yazar” başlıklı yazımı öneririm.

Gururlu olma diyemem... Başka türlü şair olunmuyor gibi gelir bana... Belki de olunuyordur... Ama kibirle gururu karıştırdığımızda geç olmadan bunu fark edebilmeliyiz. Bu çok önemlidir…

Yanlıştan, hatadan korkma. Biz, şairler çok yanlışlar ve hatalar yaparak yaşarız. Duygulu olduğumuz içindir bu, yeni yollar aradığımız içindir... Hep en doğruyu bilen, bunu tekrar edip duran yaşlılarla arana bir şefkat mesafesi koymalısın. Çizgisinden hiç sapmamış olan insanlar, hiç bir yere akmamış ırmaklardır unutma. Hatırla; macera, suyolu demektir, Menderes (Meondros) de öyle... Onlar kuruya çoğala, fakat bir yaşam kültürü üreterek ilerler ve tuza boğulur. Yalpalamaktan, deltalar oluşturmaktan hep mutluluk duy… Böylece dengeni bulacak, yazgını kendinin kılacak, şiirini yazacaksın... 

Ahlakçılara kulak asma...

Şairliği şu itibarlı değersizliğinden kurtar artık!

Kapalı gruplardan, çok durağan ve aşırı dingin hayatlardan sakınmanı da önerebilirim burada. Ama aşırı sosyalleşmeye ve sahne tuzaklarına, kerameti kendinden menkul ‘celebirity’ duygularına da kanma…

Aşk cevherini hem kaz, hem çıkar; hem işle, hem de yeniden ergit ve doğaya kat, karıştır…

Şiirinde yaşam kımıldasın. Ama ölüm sessizliği de yanına tutunabilsin usulca.

Siyasi ol veya olma, ama siyasetin kamburuna asla yatma! Bir şair halkına, insanına, dünyasına karşı hep sorumludur, bunu unutma; bundan kaçan şiir olmaz. Tersi bir cümle bir şiirdeyse bu gerçeği teyit ediyordur aslında. Yangın kundakçısı, katil, gaspçı, ispiyoncu, ihanet eden... Bunların eylemlerini güzelleşecek şiirleri yoktur! Şiirin erdemle hep bir ilişkisi vardır.  

Hem dikkatli hem dalgın ol. 

Bir de şair olmak için aşırı gayret gösterme lütfen. Bu seni olgunlaşmadan profesyonelleştirir, esnaflaştırır, imajına hapsolur, şiire düzlüğüne çıkamazsın.

Şairlik, bir meslek değildir. İnsan olduğumuz ya da insan olmaya çalıştığımız için şiir yazarız.

Ve öğütlerim için beni bağışla...

Ne kendinden ne de yurdundan ümidini kes.

Bize yeni şiirler yaz!

Ferruh Tunç

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)