Geçmişi yazmak
Özellikle 1970-90 arasını yazmak zor oluyor. Az çok komik taraflarını yakalayabildiğim olayları keyifle aktarıyorum ama “hafif” tarafından aldığımız her olaya karşı, düzinelerce, belki yüzlerce acı olayla karşılaştık. Bunlara nadiren ve ancak bir bağlantı bulursam değiniyorum. Öncelikle şikayet etmediğimiz ve pişmanlık duymadığımız için! Başkalarını bilemem ama biz ne yaptıysak ülkemizin iyiliği için ve ahlaken meşru olarak, zorla değil şevkle, güle oynaya yaptık. Araya karışan kötü niyetlileri anında tespit edemediysek ve aptalları elemediysek başlıca kusurlarımız bunlardı ama bilebildiğimiz kadarıyla onlarla da mücadele ettik. Zaten aptallığın çaresi mi var? Baştan kaybetmişiz de haberimiz yokmuş. Özetle, kirli bir savaşla başa çıkacağımızı sandık, bunu yapacak bütünlükte değildik. Bütünlüğümüz olsaydı yetersizliklerimizi giderirdik. Kolay böldüler. Pandora’nın kutusu açıldı, içimizdeki gizli düşmanlar ortalara saçıldı. Ne kadar liberal, etnikçi, işbirlikçi, çıkarcı varsa, kaybederken hiç değilse bunların gerçek yüzünü gördük, tanıdık. Şimdi, yarım yüzyıl sonra, Türkiye’nin yeni insanları ülkemizi ileri götürecektir. Bu cevher asla bitmez. * Ne olduysa oldu, bitti. Ölenler öldü, kalanlar nutuk atacak. Biz de ölebilirdik, bu çoğunlukla tesadüflere, bazen de kastedenlerin beceri ve kararlılığına bağlı bir şeydi. Kör kurşun oraya da gidebilirdi, buraya da değebilirdi. O zaman başkaları nutuk atacaktı. Son derece normal bir şey. Geçmiş olayların kişiselleştirilmeden, duygusallaştırılmadan ele alıp, şayet yararlanılabilecek yanı varsa, genel sonuçların çıkarılması gerekir. Ayrıca insanlarda acıdan kaçma refleksi vardır. Belli badireleri atlatan nesiller hiçbir zaman bunları ulu orta konuşmamıştır, biraz daha zaman gerekir. Tabii, geçmişi sermaye yapmak isteyenler otuz yıldır ortada cirit attılar, makbul insan sayılmalarını uzaktan ibretle izledik ama artık onların da ipliği pazara çıktı. * İlkokula başladığım yıllarda bile Türk filmlerindeki melodramdan ve gözyaşı dökenlerden, mendil ıslatanlardan, ağıt yakanlardan hiç hoşlanmazdım. Acı olaylar ebediyen tekrarlanmaz. Onlar tarih kitaplarında ve acıyı yaşayanların derin hafızasında kalsın, biz güldüren yanlarını görebildiğimiz olayları paylaşalım. Ülkemizde harika bir mizah geleneği vardır. Ağıt çaresizliğin ve yenilginin ve teslimiyetin ifadesidir. Solcuların “Kerbela refleksi” dediğimiz bu huyunu da çok itici bulurum. Eskiden en sıkıntılı saatlerim arkadaşların, hele bir duble de rakı içmişlerse, “Çökertmeden Halilim” gibi türküleri söylemeleriydi. Ne demek “vurulduk ey halkım unutma bizi”. Elbet unutacaklar. Bunun alternatifi yok. Üç beş yıl daha hatırlansa ne değişecek. Yıldızlara mı yazılacaklar. Semavi cisimler bile geçicidir. Bu işlere, unutulmamak için mi girdiler. Üstelik, bunu söyleyenler sadece iş lafa gelince ortaya çıkar. Meraklısı arşivlerden bulur okur. Yüz yıl öncesinden kaç kişiyi hatırlıyorlar. En çok elli yıl sonra bizi bilen, hatırlayan kimse kalmayacak ve doğrusu budur. Bi beş-on yıl daha hatırlanmak isteyen varsa, kendi cebinden çeşme yaptırsın! * Mücadele, bundan keyif alanlar tarafından kazanılır. Zoraki savaşçı yenilir. Ağlayan, zırlayan adamdan uzak duracaksın. Her dönemde güle oynaya cenk edenlerimiz vardır, Tanrı eksik etmesin. Türk milleti hiçbir zaman çaresiz kalmaz. * Neslimizin yaşadıkları, her ülkenin uluslaşma sürecinde farklı biçimlerde yaşanmış çatışmaların bize özgü biçimidir. Kimseyi özel görmeyiz ama şayet illa arayacaksak, bizim özel insanlarımız sadece emperyalizme ve içteki uzantılarına karşı mücadele edenlerdir. Mehmet Tanju Akad
Gerçek Edebiyat
YORUMLAR