Fantastik edebiyat ve 'sert-bilimkurgu' / Süleyman Erharat

news-details
Deneme

Daha önce "Dünyada ve Türkiye'de bilimkurgu edebiyatı" çalışmasını yayınladığımız akademisyen Süleyman Erharat'ın yazısının devamını yayınlıyoruz. 

FANTASTİK EDEBİYAT NEDİR? 

Türk Dil Kurumu’nun güncel sözlüğünde fantazya yok. Fantezi demek de kulağımı tırmaladığından “fantastik edebiyat” yazarak kısa yolu seçmek daha doğru geldi.

Antolojilerde, araştırmalarda, ansiklopedilerde fantastik edebiyatı dışlayan bilimkurgu tanımı yok. Hugo ödüllerinde (ki en saygın bilimkurgu ödülü kabul edilir) fantastik edebiyata verilen dallar var. Ancak, bilimkurgu gibi “kaçış edebiyatı” olarak kabul gören fantastik yazımın sınırlarını belirlemek hayli zor. Önce etimolojisinden başlamak daha doğru geliyor.

Sözcüğün etimolojisine baktığımızda köken olarak bir noktada hayal anlamına gelen Yunanca bir sözcükle karşılaşırız: Phantasia. Bundan phantasma (hayalet), phantastikon (imgelemi ilgilendiren), phantastike (hayal edebilme yeteneği) gibi sözcükler türetilir. Ortaçağ'da "cin tutmuş" anlamında fantastique sıfat olarak kullanılır ilk kez. Fantasie kelimesi klasik Fransızcada imgelemi belirtir. 19.yüzyılın ortalarında bu kavram bugün yerleşmiş anlamına kavuşur: Yalnızca imgelemde var olan ve yalnızca cismanî bir varlığın görüntüsüne sahip olan olarak iki ayrı anlam ifade etmeye başlır. Bugün TDK fantastik sözcüğünü aslında çok da farklı olmayan bir biçimde tanımlamaktadır: “Gerçekte var olmayan, gerçek olmayan, hayalî.”

FANTASTİK EDEBİYATIN TANIMLARI

Derlenen bu kısa etimolojik verilerden yola çıkarak fantastik edebiyatı tanımlayamaya çalıştığımızda çok farklı tanım arayışları ile karşılaşırız. Örneğin, yapısalcılığın önemli temsilcilerinden filozof/tarihçi/yazar Tzvetan Todorov'un edebiyatta fantastiği tanımladığı incelemesine başvurabiliriz. Öncelikle Todorov'un tekinsiz ve olağanüstü diye iki ayrı ana tür tanımladığını bilmemiz gerekiyor. Ona göre fantastik bu iki komşu türün arasında yer alıyor. Bunu şöyle açabiliriz: Sözgelimi bir öykü okuduğunuzu varsayın ve bu öyküde geçen olaylara dair, bunların doğal mı yoksa doğaüstü olaylar mı oldukları konusunda bir kararsızlık çekiliyor olsun. Todorov'a göre, bu kararsızlık hâli sürdüğü müddet fantastik denilen tür ortaya çıkar. Yani okuyucu ve çoğunlukla onunla aynı anda öykü kahramanın içine düştüğü karar verememe hâli fantastiğin temel koşuludur ona göre. Bir noktada artık olayların doğal açıklamaları olduğu kanaatine varılırsa o zaman fantastik biter ve korku edebiyatı olarak da bilinen tekinsiz denilen türe geçilir, ya da aksine olayların doğal olmayan türden olaylar oldukları kanaatine erişilirse, yine fantastik biter ve olağanüstü denilen türün sınırlarına adım atılır.

Would you rather live in a high fantasy world or a hard science ...

İşin aslı; fantastik edebiyat, sınırlarının çizilmesi çok güç bir alandır. Yine de; içinde büyücüler, ejderhalar, elfler, cüceler olan bir eserin bilimkurguya dâhil edilmesini havsalam kabul edemiyor. Bu tür eserler, genellikle teknoloji yerine sihir ve büyü kullanırlar. Aklıma gelen en istisnai eser ise Stephen King’in efsanevi “Kule” serisidir. Birçok paralel evrende geçen bu seride, hem bilimkurgunun hem fantastik edebiyatın (neredeyse) tüm unsurları cömertçe kullanılmıştır. Steampunk olarak kabul edilebilecek bir teknoloji, zaman/boyut yolculukları, sihir, iksirler, vampirler, mutantlar ve elbette bolca aksiyon. Şimdi bu eser westerm (sığır çobanı edebiyatı) meraklıları tarafından western, fantastik edebiyata gönül verenler için fantastik roman, korku edebiyatı meftunları için korku, bilimkurguya düşkünler için ise bilimkurgu romanı olarak nitelendirilecektir. Gördüğünüz üzere, bu tür edebiyatta sınırlar esnektir.

Sadece şu ayrımı yapabiliriz: fantastik edebiyata sarılanlar günlük karmaşadan bir kaçış kanalı açabilirler, hayalgüçlerine fazla mesai yaptırırlarken; bilimkurgu meftunları ise tüm bunları yapmaktan fazla sorular sorabilir ve ilgilerini çeken bazı bilimsel verileri daha etraflıca incelemek isteyebilirler. Şöyle örnekleyelim: ejderhaları alt edebilme yöntemlerinin bulunabilirliği, sicim teorisinin nasıl çalıştığını anlamaya çalışmaktan daha zordur!

Fantastik edebiyatta biraz fazla oyalandık. Kısaca diğer akımlara da bir göz atmak gerekir.

CYBERPUNK

Cyberpunk’un ortaya çıkması nispeten yenidir. İlk kez yazar Bruce, Bethke'nin Amazing Science Fiction Stories dergisinin Kasım 1983 sayısında yayımladığı kısa öykünün adı olarak literatürde yer aldı. Etimolojik olarak, cybernetics ve punk sözcüklerinin birleşiminden oluşmakta. Kelimenin “cyber” kısmı sibernetikle ilgilidir. Endüstriyel ve politik oluşumların ulusaldan ziyade küresel (ya da uzay yerleşimlerinde konumlanmış) olduğu ve bireylerin bilgi ağları aracılığıyla kontrol edilebildiği bir geleceğe, insan biyolojisinin makine ve teknolojiyle güçlendirilmesine, gen mühendisliğinin alabildiğine kullanılmasına dayanır. Cyberpunk kurgularının merkezi (bu konudaki ilk önemli eser olan William Gibson’ın “Neuromancer”ında olduğu gibi) veri ağlarıdır. “Punk” kısmı ise 1970’lerin Rock’n Roll terminolojisinden gelir. Bu kavram da genel olarak: genç, kaldırım mühendisi, saldırgan, kurumsal kavramlara düşman ve yabancılaşmış sıfatlarını barındırır. Punk’ın olmazsa olmazlarından biri ise yanıltıcı unsurların varlığıyla gerçekleşmiş bir hayal kırıklığıdır.

The Coolest Technologies from Hard Science Fiction

Bu tür, bilimkurgu içinde özellikle son yıllarda (siyasal gelişmelere de bağlı olarak) çokça işlenmiş ve önemli eserler verilmiştir. Okurların çoğunun bildiği “Blade Runner” filmi Philip K.Dick’in cyberpunk olarak nitelendirilmeyen ancak yönetmen Ridley Scott’ın tam da bu türe özgü bir görsellikle yarattığı (ve kanımca bu türü en iyi tanımlayan) eserlerden biridir. Alfred Bester’in “Kaplan Kaplan”, “The Stars, My Destination”; Orson Scott Card’ın “Dogwalker”, “Maps in a Mirror” eserleri de cyberpunk alt türüne dâhil edilebilen önemli eserlerden bazılarıdır.

Bilimkurgu hayranları arasında özellikle bu yüzyılın başlarında çıkan tartışmalara göre cyberpunk’ın, çok fazla klişeyi, çok fazla edebi kısıtlamayı ve hep daha fazlasını isteyen bir okuyucu kitlesini temsil ettiğinden dolayı 1990’larda öldüğü tartışıldı. Ancak bu alt türün hem bilimkurgu hem edebiyattaki etkileri oldukça canlandırıcıdır. Bu konuda eser veren yazarlar da (tam olarak cyberpunk olarak nitelendirilemese de) yazmaya devam etmektedirler. O yüzden cyberpunk “ruhunun” hala yaşadığını söyleyebiliriz.

STEAMPUNK

Endüstri devrimi tam gaz devam etseydi, transistor bulunmasaydı, teknolojide sadece mekanik yasalar geçerli olsa ve hep hareketli parçalar kullanılsaydı, buhar çağı teknolojisi yegâne teknoloji olsaydı ne olurdu? Cevap bellidir: Steampunk.

Amerikalı bilimkurgu yazarı Kevin Wayne Jeter, 1987 Nisan’ında Locus dergisine yazdığı bir mektupta “Kişisel olarak, Viktoryan fantezilerinin bilimkurgu yazınında, Powers, Blaylock ve benim eserlerimde ele alınan temalar gözönünde bulundurulduğunda en önemli adım olabileceğini düşünüyorum.. O dönemi yansıtan uygun bir teknoloji terimiyle, mesela “steampunk”la.” yazarak ilk kez “steampunk” kelimesini kullanıyordu. Burada; Tim Powers (Anubis Kapıları – The Anubis Gates, 1983), James Blaylock (Homunculus, 1986) ve kendisinin (Morlock Gecesi –Morlock Night, 1979 ve Şeytani Cihazlar – Infernal Devices, 1987) eserlerini düşünmüştü ancak temanın ana eksenini gözönüne aldığımızda. steampunk’ın tarihinin daha önceye gittiğini kolaylıkla anlayabiliriz. Jules Verne, Mary Shelley ve H.G.Wells gibi bilimkurgunun kurucu babaları olarak kabul edilen yazarlar, yaşadıkları dönemin teknolojilerini konu alan romanlarında (bilmeden de olsa) steampunk temasının tohumlarını atmışlardır.

Bu arada Jeter neden “Viktoryan dönemi” demiştir, şöyle açıklayalım: 64 yıla yakın zaman (1837-1901) Britanya tahtına kurulan Kraliçe Victoria, bir dönemi şekillendirmiştir. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yoğun olarak yaşandığı bu dönemde kraliçenin bu konulara yakın ilgisi ve yönlendirmesiyle ciddi bir ilerleme sağlanmıştır. Buharlı araçlar yaygınlaşmış, ulaşımda ciddi teknolojik gelişmeler sağlanmış, tarihteki ilk posta pulu, ilk sinema filmi, ilk toplu yerleşim aydınlatma modeli (ki bu gazlı bir modeldir) bu dönemde görülmüştür. Charles Darwin’in “Türlerin Kökeni” de bu dönemde yazılmıştır. Steampunk da “bu dönemin teknolojisinin eğer durmadan ilerleseydi nasıl bir dünyada yaşardık?” sorusuna cevap vermek üzere ortaya çıkmıştır.

Bu türün en belirgin özelliği, 19.yüzyıl teknolojisiyle anakronik (tarihsel yanılgı) teknolojileri ve retro-fütüristik (bu da çok ilginç bir deyim! “geçmişin gelecekçileri” gibi çevrilebilir) icatları ile dönemin modasını, kültürünü, mimari yaklaşımını ve sanat yönelimini kullanmasıdır. Öncülü cyberpunk kadar melankolik, kötümser ve klostrofobik değil; daha ziyade eğlencelidir. Herhalde bundan olsa gerek bu akım günümüzde sadece edebiyatı değil mimariyi, modayı, müziği, video oyunlarını, televizyon ve sinema filmlerini etkilemiş ve kendine özgü bir alt kültür yaratmıştır. Bu türü takip eden kitlelerin kendi fuarları, festivalleri, “steampunk günleri” (14 Haziran) vardır.

Bilimkurgu yazınında bu türde verilen eserler popüler kültürü görsel eserler kadar etkilemediğinden, edebiyattaki steampunk, görsel sanatların gerisinde kalmış görünmektedir. Elbette ki buharlı bir robotun görüntüsü, satırlarda anlatılandan çok daha etkileyicidir. O yüzden olsa gerek ne zaman steampunk dense aklıma H.G.Wells’in nasıl çalıştığını asla bilemediğimiz zaman makinesinden ziyade Terry Gilliam’ın 1985 tarihli “Brazil” filmi gelir. Bu filmde buharlı bir robot göremeseniz de, dogmatik ve yozlaşmış bir sisteme karşı verilen umutsuz mücadeleye sahne olan steampunk atmosferi sonuna kadar hissedebilirsiniz (gencecik bir Robert De Niro’yu izlemek de cabası).

Cyberpunk’ın aksine steampunk günümüzde (her ne kadar literatürde olmasa da) oldukça sevilen ve yeni eserler ortaya konulan bir tür.

SERT-BİLİMKURGU

Bilim ve teknolojinin hayallerle birleştirilerek kullanıldığı bilimkurgu romanlarında bilimsel doğruluk esas alındığında sonuç “hard science-fiction” (sert bilimkurgu) olur.

Bütün bilimkurguların fantastik olduğu konusunda oldukça yaygın bir önyargı vardır. Her bilimkurguda, uzay gemileri ışıktan hızlı gider, büyülü uzaylılar yıldızlarda yerleşmiştir, Skati’ler hep bizi ışınlamak üzere hazır ve nazırdırlar. Bu türde verilen eserlerin çoğunda, fiziksel evrendeki kurallar mümkün olduğunca bükülürken bazı eserlerde ise bilimsel bir temel asla gözardı edilmez. Bu, sert bilimkurgudur.

Sert bilimkurguda her zaman için bilimsel gerçeklik ölçütlerine sağlam bir vurgu vardır.  Terim ilk kez 1957’de P.Schuyler Miller’ın  “Astounding Science Fiction” dergisinde, J.W.Campbell’in “Uzaydaki Adalar” adlı eserini incelediği bir yazıda kullanılmıştır. Sert bilimkurguyu tamamlayıcı bir terim olan “soft science-fiction” ise ancak 1970’lerin sonunda kullanılmaya başlanmıştır. Bu terimler; bilimler arasındaki doğa bilimleri (hard science) ve sosyal bilimler (soft science) sınıflandırmasına yaslanır. Bilimkurgu eleştirmeni Gary Westfahl bu terimlerin titiz bir sınıflandırmanın sonucu olmadığını, sadece bilimkurgu eleştirmenleri ve okurlarının eserleri daha kolay adlandırmasına yaradığını söyler. Aslında bir şeye isim koymanın nedeni de odur, dolayısıyla Sayın Westfahl’ın haklı olduğunu söyleyemeyiz.

Sert bilimkurgu, bilimsel olabilirlik alanı içinde var olabilir. Yani hikâyede meydana gelen herhangi bir şey, evrenin bilinen fiziksel yasalarının dışında olamaz. Bu hikâyelerde, bu yasaların doğruluğu her fırsatta vurgulanmaktadır. Aslında bu konuda bir eser yaratmaya niyetlenmek bile oldukça ciddi bir bilimsel araştırma yapılmasını gerektirmektedir.

The Legacy of Hard Science Fiction

Bilimsel gerçekliğin sert bilimkurgu için olmazsa olmazı olduğunu söylemiştir. Daha da fazlası; bu tür, kullanacağı bütün senaryolarda teorik ve pratik olarak kullanımın mümkün olduğu, mantıklı, güvenilir ve titiz bir altyapıyı kullanmalıdır. 1950 ve 1960’lardaki uzay gemileri, uzay istasyonları ve uzay görevlerinin gerçekleşmesi, bu türün yayılmasında ciddi bir rol oynamıştır.

Bilimkurgu okurları, sert bilimkurgu yazarlarına karşı oldukça sinsi hamleler yapar ve açıklarını bulmaya çalışırlar. Massachusetts Institute of Technology (MIT)’den bir grup, Hal Clement’in 1953 tarihli “Mission of Gravity”de adı geçen Mesklin! gezegeninin ekvatorda keskin bir kenara sahip olması gerektiğini ifade eder. Floridalı lise öğrencileri Larry Niven’ın 1970 basımlı “Ringworld” romanındaki dağların denizlere kayma süresini birkaç bin yıl olarak hesaplar ve yazarı haksız çıkarır. Aynı kitapta başka bir yanlış daha bulunmaktadır. Ringworld adlı gezegenin sabit bir yörüngesi yoktu ve bu sayede bu gezegen güneşe çarpmalıdır. Bu hata bulunduğunda ise Niven yeni bir kitap yazmıştır : “The Ringwood Engineers”. Bu kez kitapta bilimsel hatalar yoktur. Niven, bütün hataları zihninde yarattığı mühendislere düzelttirmiştir!

Türün bilimsel olgulara yaslanması, aklınıza sadece hard science olarak nitelendirilen doğal bilimleri getirmesin, sosyal bilimler de bilimkurguda çok da güzel bir biçimde kullanılabilir. Üstün bir türle karşılaşan ilkel bir türü sosyoloji, psikoloji ve tarih olmak üzere sosyal bilimler incelemiştir. Aynı tema bilimkurguda çok kez kullanılmıştır. Ancak burada işin içine İspanyol istilacılar yerine uzaylılar, zavallı Maya ve Aztekler yerine de Dünyalılar arzı endam etmektedir. Bu durumda okurun aklına “evet, uygarlıkların türlerin ilk kez karşılaşması sosyolojik bir olgu ancak işin içinde uzaylılar gibi bir fenomen var. Bunu nasıl sınıflandırmalı?” sorusu düşecektir. Bu sorular önemsizdir. Önemli olan: insanların bu tür bir metni okuduktan sonra doğrulamak veya yanlışlamak için bilimi araştırmaya başlamalarıdır. Kanımca da bilimkurgunun en önemli (ve hatta yegâne) görevlerinden biri de budur.

Buraya kadar sabırla satırları okuyan Sevgili Okur, daha önceki satırlarda okuduğunuzu hatırlıyorsanız: bilimkurgu ansiklopedisinde alfabetik sıralamayla 871 (sekizyüzyetmişbir) tema var. Antropojenik Küresel Isınmadan, Âdem ve Havva mitine; Büyük patlamadan, gotik bilimkurguya çok geniş bir yelpazede yer alan bu temaların en bilinenlerini kısaca özetlemeye çalışmıştık.

Süleyman Erharat

GERCEKEDEBİYAT. COM

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek Edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı, info@gercekedebiyat.com

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..