Bu dilin zerafeti, yaratıcılığı ve insaniliği herkesi büyüler.

Edebiyatın dili, zeki ve eleştireldir; duygular alemine sürüklenen okur, birdenbire bir “yazılı kaya'yla da karşılaşabilir tabii.

Edebî dilin bu tatlı sert halleri insanda bir hizaya gelme etkisi yaratır. Zira bu dil, zemini ve zamanı geldiğinde keskin bir' oyuna da dönüştürebilir kendini:

"Dil kullandıkça keskinleşen yegâne kesici alettir."

Amerikan edebiyatı kısa öykü dalının kurucularından Washington Irving, edebiyatın erdemleri içinde yer verdiği dilin, aslında saygı duyulacak bir edebî 'keskin bıçak' olması gerektiğine işaret ediyor.

Washington Irving'in, ülkemizde yeni yayımlanan ünlü Başsız Süvari öyküsündeki yoksul öğretmen lchabod, köyde bütün gençlerin göz koyduğu güzel ve zengin kızın evindeki davete gitmek için, geçici olarak evinde kaldığı ihtiyar ve hırçın Hans Van Ripper’ın atını ödünç alır. Yazar, bize bu atı tanıtır; kullandığı dilin tavrı ve örgüsü  o kadar keskindir ki, içinde gömülü insani, sosyal, bireysel, kültürel ve hatta sömürüye yönelik güçlü bir eleştiri saklıdır:

"Bindiği at çarpuk çurpuk bir saban atıydı, çok şey görüp geçirmişti ama hırçınlığından bir şey kaybetmemişti. Sıska kaba tüylü bir hayvandı. Boynu koyuna, başı tokmağa benziyordu; pas rengi yelesiyle kuyruğu birbirine  dolaşmış, düğümler iç içe geçmişti; bir gözünün bebeği olmadığından boş ve hayalet gibi bakıyordu, ama ötekinde şeytanı pırıltılar vardı. Adının da Barut olduğuna bakınca gençliğinde ateşli, gözü pek bir at olmalıydı. Aslında sahibinin en gözde küheylanıydı, çılgın bir binici oları hırçın Van Ripper'ın huyu hayvana geçmişti besbelli."

Irving’in Başsız Süvari öyküsü, Amerika'daki kuytu bir Hollanda yerleşim bölgesinde geçer. Burada, yüksek tepelerin arasına gizlenmiş küçük bir vadi bulunur. İçinde, insana huzur verecek kadar tatlı bir ninni söyleyen küçük bir dere akıp gider. Tabiat renkleriyle, sesleriyle, hayvanlarıyla, ağaçları ve rüzgarıyla bir cenneti andırır adeta. Ne var ki, burası UYURGEZER GEDIK adıyla tanınmıştır. Çünkü buradaki köyün sakinleri, uyku sersemliğine uğramış ve hülyalara dalmış insanlardır. Gençlerine de bu yüzden Uyurgezer Gençler denir zaten. Bu yerde hâlâ varolan bazı efsunlu güçler; sakinlerin uykulu dolaşmalarına, zaman zaman kendinden geçmelerine, hayaller ve  kabuslarla savrulmalarına, gaipten sesler duymalarına, asla inanılamayacak şeylere inanmalarına ve tuhaf şeyler görmelerine neden olur. Bir de bu yörede halk masalları ve öykülerinde; tekinsiz kıyı köşeler, alacakaranlık ve gölgelerle dolu hurafeler anlatılır ki, bu cennet vadiye giren bir yabancı bile gözleri ne kadar açık olursa olsun, zamanla sihirli havayı soludukça hayal ürünü, hülyalı düşler ve hayaletler gördüğüne inanır.

Bir de kahraman bir cinimiz yaşar burada: Başsız bir süvari hayaletidir bu. Bazılarına göre bu hayalet, Amerika bağımsızlık savaşı sırasında çarpışan Hessenli bir askerin ruhudur. Başı bir top güllesiyle uçmuştur. Başsız süvarinin, yörenin gece karanlığında, at üstünde uçarcasına geçip giderken görüldüğü anlatılır. Halk söylemelerini derleyen güvenilir tarihçilere göre; kafası uçurulmuş süvarinin bedeni. bölgedeki kilisenin avlusunda gömülüdür. Süvari, başını aramak için, geceleri atına binip, savaş alanıyla mezarı arasında ışık hızıyla gidip gelmektedir; tabii ki bir ruh olarak.

Bir yanda kaygısız, huzurlu bir doğa ortamı, bir yanda Hollandalı göçmenlerin uyurgezer acayipliği, öte yanda da boşluktaki bütün hayali güçlerin komutanı olduğu kabul edilen başsız bir süvari, öykünün dramasını oluşturur.

Bu öyküde Washington lrving'in, aslında Alman edebiyatında yer alan bazı halk söylencelerinden esinlendiği görülüyor; esrarengizlik, uyuyakalmanın mitolojik halleri, pastorallik, korku ve ürperti atmosferi, çaresiz derin bir belirsizlik, Başsız Süvari öyküsüne adeta kaynaklık ediyor.

Washington Irving’in Başsız Süvari'si aslında bir Avrupa edebiyatı örneği sayılabilir bana göre. Bu öykü, binlerce yıllık sözlü ve yazılı edebî kaynaklara sahip çünkü; Anglosakson kültürü içinde yer alan mitolojik ve etnografik işaretler taşıyor aynı zamanda. Kahramanlık modeli mitosu da tipik eski kıtalı zaten.

lrving'in edebiyatına gelince: Yine Avrupai bir edebî dille karşılaşıyoruz. Özellikle tasvirlerde muhteşem bir edebiyat var bence:

"Bizim öğretmenin, tıka basa dolu muhteşem kış ambarında azığı görünce, ağzı sulanmıştı. Doymak bilmeyen gözlerle her gördüğü domuzcuğu karnı harçla doldurulmuş, ağzına bir elma tıkıştırılmış olarak şişte kızarırken hayal ediyordu; güvercinler hamurun içine özenle dizilmiş, üzerleri ekmek kabuğuyla örtülmüştü; kazlar kendi suyunda yüzüyor, ördekler soğan sosuyla bezenmiş, evli çiftler gibi tabaklarda yatıyorlardı. Besili  domuzları pastırma dilimleri ve suları saçılan ağzına layık jambon  olarak görüyordu; karşısındaki hindi değil ama kanadının altına taşlığı sıkıştırıldıktan, belki bir de boynuna iştah açıcı sosisler takıldıktan sonra kolu kanadı özenle bağlanmış bir yemekti; alımlı horoz bile pençesi havada yandaki tabakta bacaklarını ikiye açmış, şövalye ruhu canının bağışlanmasını istemeyi kendine yediremese de sanki kümesi burnunda tüterek sırtüstü yatıyordu."

Washington Irving, ironi gücü yüksek, zeki, şaşırtıcı ve güldüren bir kara mizah yazarı. Ancak, okurunda bir tür şaşırtma efekti yaratmak için zaman zaman güldürmesine kanmamak gerekiyor. O, güldürürken ürpertiyor, ürpertirken güldürüyor çünkü.

Yaklaşık iki asır önce yazılmış olan Başsız Süvari, bir küçük edebî başeser olmasının yanı sıra, dünya modern esrarengiz edebiyatının da yapı taşlarından birini oluşturuyor.  

Pakize Barışta
(K Dergisi, Ağustos 2007)
Gerçek Edebiyat

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)