Türkiye’de önemli şampiyonluklara imzasını atan Anadolu Efes’in Başantrönörü ve Milli takımın başına geçen koç Ergin Ataman... Yeşilyurttan, İtalya’ya uzanan mutlu bir çocukluk ve mutlu bir aile... Duruşu, stili olan sevgili Ataman için eşi Berna Hanım, oğlu sarp ve köpekleri Kupa, hayatındaki en büyük heyecan. Kendisiyle Milliyet yazarı Aysun Kaba konuştu: 

Sizi Türkiye tanıyor ama biz sizden, Ergin Ataman’ı tanımak istiyoruz? 

İstanbul’un en mutena ve en güzel semtlerinden biri olan Yeşilyurt’ta doğdum. Evimizin önünden denize girdiğimiz, huzurlu ve keyifli bir çocukluk geçirdim. Dedemden bir aile şirketimiz, çorap fabrikamız vardı. Beş yaşımdayken ailem bir İtalyan firmasıyla ortaklık yaptı ve İtalya’ya taşındık. Babamlar üç kardeş. Amcalarımdan biri avukat, diğeri doktor ve babam da sanayici. Üç kardeş İtalya’nın Brescia şehrinde bir maceraya girişip orada bir çorap fabrikası kurdular. Ben de İtalya’ya taşındıktan altı ay sonra ilkokula orada başladım, hem de tek kelime İtalyanca bilmeden. İlk sene zordu tabii ama sonrasında iyi uyum sağladım ve sınıfım değişti. Oradaki çocukluk dönemim hep çok renkli geçti.

Basketbol ile tanışmam teyzemin eşi Orhan Girgin sayesinde oldu. Kendisi önemli bir ortopedi uzmanıydı, aynı zamanda basketbol antrenörüydü. Eniştem, Yenişehir Meysu takımını çalıştırıyordu. O takım da ligin en iddialı ekiplerinden bir tanesiydi. Kuzenim Tunç Girgin’le beraber antrenmanlara giderdik. Basketbol ile ilk kez orada tanıştım. Eniştemin yönlendirmesiyle İstanbul’da basketbol seçmelerine katıldım. Eczacıbaşı altyapısına girdim ve altı yıl kadar altyapıda forma giydim. Altı yılın sonunda A takıma çıkamadığım için elbette biraz hayal kırıklığı yaşadım çünkü altyapıya ilk girdiğimde pivot pozisyonunda oynuyordum maçları 40-45 sayı ortalamayla oynuyordum. 15-16 yaşına gelince boyumun uzaması durdu ve forvet pozisyonuna geçtim, bu seferde ben ağır kaldım. Bu durumdan çok etkilenmiştim. Hatta bir süre “Bundan sonra basketbol benim hayatımda olmayacak” diye düşüncelere bile kapıldım. Hal böyle olunca A takıma çıkamadım. Dönemin Genel Menajeri Nur Gencer, basketbolu ne kadar sevdiğimi biliyordu. Bana “Seni A takıma alamadık ama içindeki basketbol sevgisini biz görüyoruz” diyerek, bana antrenörlük teklif ettiler. Ben de kabul ettim. Antrenörlüğe ilk adımımı başarılı bir şekilde atmış oldum ve gerisi de geldi. 

O zamanki adıyla Efes Pilsen’de yardımcı antrenörlük yaptım, Aydın Örs önderliğinde Koraç Kupası’nı kazandığımızda Aydın Hoca’nın yardımcıları arasındaydım. O dönemde de A takımdaki görevimin yanında altyapıda görev alıyordum. Çalıştırdığım tüm takımlarda da Türkiye Şampiyonluğu yaşadım. 

İlk başantrenörlük deneyimimi 1996-1997 sezonunda Türk Telekom takımıyla yaşadım. Sonrasında Karşıyaka Spor Kulübü ve o zamanki adıyla Efes Pilsen takımlarını çalıştırdım. 2002-2003 sezonunun başında ilk yurt dışı deneyimimi gerçekleştirmek adına İtalya’nın yolunu tuttum. Orada ilk durağım Montepaschi Siena takımı oldu. Orada geçirdiğim bir sezonun ardından ülkeme geri döndüm ve Ülkerspor’la anlaştım. İki sezon sonunda yeniden İtalya’ya giderek Climamio Bologna’nın başına geçtim. Sonrasında sırasıyla Beşiktaş, Anadolu Efes, Beşiktaş, Galatasaray, Türkiye Basketbol Erkekler A Milli Basketbol takımlarını çalıştırdım. Şu an için aktif olarak Anadolu Efes takımının başantrenörlüğünü yapıyorum. Bugüne kadar, biri Milli takımımız olmak üzere toplamda 9 takım çalıştırdım. Şimdi ise Euroleague Şampiyonluğu yaşadığım Anadolu Efes ve Türkiye A Milli Erkek Milli Takımı’nın başantrenörlüğünü yapıyorum. 

İtalyan lisesi mezunu ve İtalya’da uzun süre koçluk yaptınız. Bir moda şehrinden size kalan esintiler neler oldu? 

İtalya ile özel bir bağım var. Akdeniz insanı birbirine çok benzer. Tutkuları ve heyecanları. Birçok yönleriyle bize benziyorlar. İtalyanlar bildiğiniz gibi sanat, moda ve gastronomi konusunda gayet başarılı bir toplum. Küçük yaşlarda orada yaşamış olmam bendeki sanat sevgisinin en önemli sebebi mesela. Floransa, Milano bunlar moda haftalarıyla ünlü, tekstil dünyasının kalbinin attığı şehirler. Ben günlük yaşamımda daha çok smart casual bir tarzı benimsiyorum. İtalyan moda trendlerini yakından takip ederim, sezon gelişmelerine göre gardırobuma ufak tefek eklemeler de yaparım. İtalyan gastronomisini de kendime çok yakın bulurum. Aslında tüm bunları özetlemek gerekirse, İtalyanların hayattan zevk alan, sanatı, modayı, gastronomiyi önemseyen yaşam tarzlarını kendime yakın bulurum. 

Birçok ülkede Koçluk yaptınız, Sizde en etki bırakan şehirler hangileri? İstanbul denildiğin de neler söylersiniz? 

Milano, Venedik, Porto Cervo, Lugano. İstanbul için tek kelime söyleyebilirim; dünyanın en güzel şehri. Tarih, kültür, gastronomi, iklim ve enerji anlamında dünyada hiçbir şehir İstanbul’la rekabet edemez. 

Sizi takip eden gençlere, sizin mesleğinizi yapmak isteyenlere neler önerirsiniz? 

Asla pes etmeme üzerine dayalı bir hayat felsefem var. Gençlere de bunu tavsiye ederim. Başarmak için önce kafamda bir strateji belirlerim. Engeller ne kadar çetin ve yıldırıcı olursa olsun, inandığım yoldan asla geri adım atmam. Geçmişe takılı kalmayı asla tercih etmem, hatalarımdan ders çıkartmasını bilirim. İyi yaptığım şeyleri ise tecrübemle harmanlayarak hep bir adım ötesine geçmeyi hedeflerim. En önemli silahım ise hayat ve iş disiplinim. 

Mutlu bir evliliğin sırları nelerdir? Eşiniz Berna hanımın stilinize dokunuşları oluyor mu?

Karşılıklı saygı ve sevgi ilk iki sırada gelir. Birlikte çok iyi zaman geçirme ama birbirinin özel alanlarına da saygı gösterme bence mutlu evliliğin sırrı. Berna’nın hayatımın her alanında olduğu gibi stilimde de payı var.

Kaynak: Milliyet

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)