BİRİKİM NEREYE KOŞUYOR?

Belki inandırıcı gelmeyebilir ama "ikibin"ler satan bir derginin yazarlarının yaydığı düşüncelerle Türkiye şekillendirildi; yönetiliyor! Birikim dergisi artık “resmi ideoloji”mizin kaynağı haline geldi.

Bugün Başbakan’ı yönlendiren danışmanların çoğu, Radikal, Birgün, Milliyet, Taraf, NTV, CNN gibi yayın organının yazarı. Ve bu yayın organlarının büyük bir bölümü ve bu kuruluşların yayın politikası Birikim ideolojisinde kişilerce şekillenmiştir!

Birikim, bugün, bizi tinsel olarak da kuşatan görünmeyen ana tanrıçamızdır!

Birikim dergisi 1987’de yayın yaşamına yeniden başladığında, 80 öncesi, “Ortodoks” marksizme “Yeni Avrupa Solu”ndan bakan sayılarının yerini “İslamcılık, İslamcılar!” külliyatıyla dolu sayfalar almaya başladı. Sosyalistlerin etkisinde -ve bunu hapislerle, işkencelerle hak etmiş- olan Türkiye’nin entelektüel yaşamına “İslamcı aydınlar”ı (Nasıl bir deyimse!) ortak etmekle işe başladılar. Onları tarihten edebiyata, siyasetten sosyolojiye her konuda ciddiye alıp adeta yetiştirdiler. Sol entelijensiyanın, özellikle, 12 Eylül öncesi sol birikimle maddi olarak bilgisi kesilmiş genç kesimin dimağlarını büyük oranda kemiksizleştirdiler! 

(Sovyetler Birliği’nin bile var olduğu bu yıllarda Birikimciler geleceğin iktidar gücünü görebilmişlerdi!)

 “MHP” ve “Milliyetçilik” üzerine ısrarla ve bıkmadan yaptıkları yayınlarla gerçekte bir “12 Eylül” ideolojisi olan “Türk-İslam Sentezi”nin “Türk”ünü aşındırıp “İslam(cılar)”ını öne çıkardılar.

Kürt kökenli vatandaşlarımızın ayrılıp başka bir devlet kurma düşünceleri ve ilk bakışta hümanist aklı çok kolay avlayan, ama emperyalizmin elinde zehirli bir silah haline gelen, neoliberal soygunun taşıyıcısı “kültürel strateji”nin önemli bir kavramı “Çokkültürlülük”, Avrupa liberal solunun ve “entelektüel modanın” desteğiyle Birikim sayfalarında ballandırıldı.

Türkiye'de Ermeni ve Rumların başına gelenler üzerine menkıbeler, İngiliz istihbaratının hazırladığı “Mavi Kitap”a rahmet okutacak savlarla yıllarca, sabırlı bir işçilikle işlendi. Öyle ki Birikim’le ilk karşılaşan yabancı birisi Ermeni, Kürt ya da Rumların çıkardığı bir azınlık dergisi sanabilir. Örneğin, bugünün klasik hale gelmiş jargonu “Türkiyelilik” kavramı, süslü ve tumturaklı onlarca uzun başlık altında yıllar içinde bu sayfalarda türetildi.

Toplumsal mücadelelerde net ve açık bir devrimci istem olarak kullanılan “Özgürlük” kavramını, -muslukçu, camcı vs. gibi bir mesleğe!- “Özgürlükçü”lüğe indirgediler.

Önemli bir insanlaşma/çağdaşlaşma durağı olan “ulus” olma bilincine görülmemiş bir düşmanlık gösteren, insanlığın ilerlemesinde zorunlu bir tarihsel kategori olan ulusal devletleri savunanları “ulusalcı/milliyetçi” diye aşağılayanlar Birikim yazarları oldu.

(Oysa, Ömer Laçiner’in 1980 öncesi faşizm tahlilleri illere göre ayrı seyrederdi! Örneğin MHP’lilerin gücünün gerilediği bir ilde faşizm de hemen gerilerdi! Hele Tanıl Bora’nın “ulus” kavramına saldırının doruğa çıktığı Hrant Dink cinayeti günlerinde NTV’de, sunucunun en sonu dayanamayarak, “Madem bu kadar kötü bir şey, ulusun tarifi nedir?” sorusuna “milliyetçiliktir/ötekileştirmedir!” vs gibi bilimsellikten uzak ezber yanıt vermesi, daha doğrusu ulusu tanımlayamaması beni çok şaşırtmıştır! Bu durumda, insanın, bu kişiler, geçmişten kalan kaynağını bilemediğimiz kişisel husumet ve kinlerini, toplumsal mücadele tarihinin kavramlarını alet ettikleri bir entelektüel inatla sürdürüyorlar diyesi geliyor.)

Birikimciler, solun olmazsa olmaz ilkeleri olan “Anti-emperyalist” bilinç, “Aydınlanmacı” tarihsel bellek ve “Kamucu” ekonomik anlayış karşısında, “Özgürlükçülük!”, “İslamcılık/çokkültürlülük!” gibi liberal kavramlarla -özelleştirmelerle yağmalanan varlıklar karşısında en küçük bir duyarlılık göstermeden- dikildiler.

Bütün bunları, önceleri, entelektüel zevk alma nosyonuyla, açıkçası söylemek gerekirse, entelektüel lafazanlık olarak algılayanlar bugün pek fena yanılıyorlar.

Birikim’in yıllarla büyüttüğü ideoloji bugün “resmi ideoloji” olmuştur! (Bu satırların yazarı, belki de salt bu yazıyı yazdığı için “Ergenekon”a dahil edilebilir!)

*

Birikimciler, Anadolu denen bu “yapayalnız” coğrafyada, Batılılar gibi -elbette kendine özgü- ulusal bir modernleşme girişimini bile bu halka çok gördüler. Bu halkın, alnının akıyla yaptığı Devrimler bir "şanssızlık" olarak görüldü. Hele, “1923-50 politikaları”ndan adeta nefret ettiler. (Ki, Anadolu bozkırına, Anadolu insanına ışık götürmek isteyenler, kucaklayıp sevenler, Cumhuriyet’in çocukları olan ulusal bilinçle donanmış Köy Enstitülülerdi: Bu topraklar bu sevgi ve çabayı tarihlerinde belki de bir daha göremeyecek!) 

*

Kadro dergisi, ıssız Anadolu topraklarında, Türk halkının öncülüğünde modern bir ulus kurma çabalarını destekliyor, Cumhuriyet’in ekonomik ve siyasi ideolojisini arıyordu; Yön dergisi, Cumhuriyet’in restorasyonu için önemli ve son bir atak olarak kaldı; Birikim ise Anadolu Devrimi’ne duyduğu sevgisizlik, katılık ve belki de düşmanlıkla anılacak.

Ahmet Yıldız
(Odatv 2011)

 

BİR ZAMANLAR TELEVİZYONLARIN BAŞ KONUKLARIYDI

Ekranı açtığımızda onların kendinden emin, Türkiye’ye ders veren, mutlu enerjik yüzlerini görürdük.

Birisi “Türbanın büyük bir özgürlük simgesi” olduğunu yazmıştı.

Birisi hiç mahcup olmadan “Kanser bir mikrobun bulaşmasından kaynaklı hastalıktır!” diye yazdığı halde Davutoğlunun Başdanışmanlığına kadar yükselmişti!

Ve de hemen hemen hepsi Birikim dergisi çevresinde yetişmişti. Birikim yazarları adeta Türkiye düşün hayatını istila etmiş gibiydi.

Kimlerden söz ettiğimi sezmişsinizdir: Nilüfer Göle, Asaf Savaş Akat, Baskın Oran, Fuat Keyman, Etyen Mahçupyan…

Heyhat, nicedir artık akıl veremiyorlar.

Ama öğrendik ki boş durmuyorlar.

Öğretme isteği tedavisiz bir hastalık demek ki.

Hareket alanları “Siyaset” derslerine bir “yaz okulu”nda devam edecek kadar daralmış durumda.

Neredeeeen nereye diyesi geliyor insanın. 

Ama konular yıllarca akıl sağlığımızı tehlikeye atarak dinlemek zorunda olduğumuz konular:

Modernleşme Türk toplumu için ne anlama geliyor ve politik yaşamı nasıl etkiliyor?”, “Ortadoğu toplumunun sekülerleşme deneyimiyle paralel olarak Türkiye’de bu değişim nasıl işledi ve Türk siyasi hayatına etkisi nasıl oldu?”, “Osmanlı düşünce dünyasından bizlere neler miras kaldı, bu fikirler Cumhuriyet Türkiye’sinde ne anlam ifade ediyor?”, “Milliyetçilik kavramının ve azınlıkların Türk demokrasisine etkisi nedir?

“Arkhé Siyaset Kampı” adlı bu kamp şirin bir ilçemizde: Şirince’de! 

Misafirlerin kalacakları otel pek yabancı bir isim gelmedi bize! “Nişanyan Hotel!”

Sakın reklamını yaptığımız sanılmasın. Fiyatlar kazık mı kazık: “3-4 kişilik ortak odalarda kalacaklar için kişi başı 950 TL. Tek veya çift kişilik özel oda kiralamak isterseniz odabaşı 2150 TL. Bu fiyatlara kamp boyunca yedi gün konaklama ve her gün üç öğün yemek dahildir.

Çağrı burada bitmiyor:

Yanı sıra, 25 dönüme yayılmış bahçelerden ve yüzme havuzundan istediğiniz gibi istifade etmek cabası!

Yerseniz!

Ahmet Yıldız

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)