Arapların “Lughat el ifranj” dedikleri “Lingua franca”nın üç anlamı var:

Birinci ve klasik anlam: Akdeniz limanlarında ve özellikle de Tunus ve Trablusgarb’da 14. yüzyıldan itibaren konuşulan ortak iletişim dili. Bir “pidgin”, karma dil ya da tarzanca. Sözcükler ağırlıklı olarak İspanyolca ve İtalyanca idi ama Arapça, Malta dili, Türkçe ve Fransızcanın da payı vardı bu yapay dilde.

İkinci ve çağdaş anlam: Farklı dil ve lehçeler konuşan halklar ve toplulukların kendi aralarında iletişim kurmak için kullandıkları bir ortak dil.

Sömürgeler çağında İngilizce, Fransızca, Felemenkçe, günümüzde Güney Sahra’da Swahili, Afrika’da İngilizce ve Fransızca.

Üçüncü anlam: Zamana göre değişen ticaret ve diplomasi dili. Belli bir zaman ve bölgede en etkin olan ulusun dili: Latince, Grekçe, Arapça… Türkçe bu sonuncu sınıfa giriyor.

***

Ciddi bir ansiklopediden 1071 öncesi ve sonrasının Anadolu tarihini okumamız yeter. Hititler, Kimmerler, Frigler, Lidyalılar, Persler, İskender İmparatorluğu, daha sonra Anadolu’nun Helenleşmesinde ve Hıristiyanlaşmasında önemli bir rol oynayan Selefkisler… M. Ö. 133 yılında Anadolu’nun Roma eyaleti olması. Bizans İmparatorluğu.

Bu hercümerç içinde Anadolu’nun büyük bir bölümü Helence ve siyasal egemenlik dolayısıyla Helenleşmişti. Yani Hitit ve Kimmer artıkları, Frigyalılar, Lidyalılar ve Anadolu’nun öteki halkları Helence öğrenip konuşmaları sonucu Helenleşmişlerdi. Sonra Hıristiyan oldular. Mübadelede Yunanistan’a gönderilen insanlar Yunan değildiler, Anadolu’nun Rum adını almış olan yerli halkıydı. Türkçeyi de kendileriyle birlikte götürdüler.

***

1071’te en fazla 500 bin Türkün geldiği Anadolu’da 10 milyona yakın Hıristiyan halk yaşadığı ileri sürülür. Bu halk Helence (Rumca), Ermenice, Lazca, Gürcüce, vb., diller konuşmaktaydı. Bu nüfusun yüzde seksene yakın bölümü 200 yıl içinde Müslüman oldu ve Türkçe öğrenerek Türkleşti. Ve böylece önce Anadolu Türk nüfusu ve 1919’dan sonra da Türk ulusu oluştu.

Ve en önemlisi 11.yüzyıldan itibaren Türkçe Anadolu’nun Lingua Franca’sı oldu. Sadece Müslüman olup Türkçe öğrenen Rumlar, Ermeniler değil değişik soylardan kentli, kasabalı ve ovalı Müslüman nüfus da Türkçe öğrendi.

Türkçe 11.yüzyıldan itibaren Anadolu’da hem resmi dil, hem de Lingua Franca oldu.

***

Anadolu kıyılarında ve düzlüklerinde yaşayıp toplumsallaşan, üretim çevriminde yer alan, üretim-tüketim ve kültür ilişkilerinin içine giren topluluklar ve katmanlar anadillerinin dışında bir de Lingua Franca olan Türkçeyi öğrendiler ve bir bölümü dünyanın her yerinde benzeri konum ve durumlarda olduğu gibi anadillerini unuttular.

Bu çevrimin içinde yer almayan ve feodal ilişkilerin egemen olduğu ücra köşelerde yaşayan topluluklar Ligua Franca ortamının dışında kaldılar. Osmanlı devleti de kendi zihniyeti ve politikası gereği bu insanlara resmi dili öğretmek gereksinimi duymadı.

Bu nedenle, bu ilişkileri dikkate almayanlar, Türkçe bilmediği için okulda tokat yiyen romancı Mehmet Uzun’u haklı çıkarmak için yedi dereden su getirirler.

*

Romancı Mehmut Uzun, Milliyet gazetesinde (17 Kasım 2006) Hasan Cemal’in bir sorusunu yanıtlıyor
“Kürtçe roman yazmak, Türkçe ya da Farsça yazmak gibi değil. Çünkü senin dilin yasaklı bir dil. Eğitimden, iletişimden, modern yaşamdan uzaklaşmış bir dil. İğdiş edilmiş bir dil yani. Bu dille zengin, modern bir edebiyat yapmak çok zordu.”

***

Söyleşi yapan kimse böyle bir yanıtla karşılaştığı zaman, başka sorular sormak zorundadır:
-Kürt dili ne zaman yasaklandı?

-Kürtçe yasaklanmadan önce bir yazılı edebiyat dili miydi?

-Kürtçeyi kim iğdiş etti?

Bu sorular sorulmaz ve doğru yanıtlar alınmazsa bütün suç Cumhuriyet’in üzerine yüklenir. Bu sorulara eklenecek sorular da var:

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürtçe yasaklanmış mıydı? Osmanlı egemenliği altında Bulgarlar, Rumenler, Sırplar ve Yunanlar kendi kültürel rönesanslarını yaptılar, ekonomik bakımdan Müslüman uyrukların üzerine çıktılar, Yahudiler, Gutenberg’ten yüz yıl sonra Selanik’te, Osmanlı topraklarında ilk matbaayı kurdular. Bu süre içinde Kürtler ne yaptılar?

Bu soruyu yanıtlamak gerekir. Kürtçeyi iğdiş eden Kürt toplumu olamaz mı? Aynı coğrafyada yaşamalarına karşın neden birkaç lehçe var?

Bu söyleşide ne Hasan Cemal ne de Mehmet Uzun dürüst!

***

Mehmet Uzun konuşuyor: “Kürtçe roman yazmaya başladığım zaman elimde Musa Anter’in 1960’larda hapiste hazırladığı incecik bir sözlük vardı. Bir de Mehmet Emin Bozarslan’ın sözlüğü, 19. yüzyıldan kalma bir sözlüğün çevirisi.”

Sözlük yoksa suç kimin? Mehmet Uzun konuşuyor:

“Ben de bir tokatla tanıştım Türkçeyle. Benim anadilimle bağım böyle koptu. Eğitim dilinin, kültür dilinin Türkçe olması, Kürtçeyle bağımı koparttı. Dili yasaklamak insanlık suçudur. İnsanı anadilinden koparmak vahşettir. Bir insanı kendi dilinden koparmak, insanın ruhunu, gelişimini engelliyor. Bence Kürtçe yasağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük yanlışlarından biridir.”

***

Anadil evlerde yasaklanmaz, yasaklanamaz, yasaklanabilseydi, Mehmet Uzun evinde Kürtçe öğrenemezdi. Kürtçenin öğrenim dili olmamasını Mehmet Uzun yasaklama olarak adlandırıyor. Sorular ve yanıtlar birbirini yönlendirmediği için söyleşi Mehmet Uzun’un ağıtına dönüşmüş. Hasan Cemal, üniter bir devlette Kürtçe öğrenim yapılamayacağını anımsamıyor, anımsatmıyor. Oysa önlerinden güzel bir söyleşi alanı var: Kürtçe okullarda öğretilemez miydi?

Başka bir soru: Kürtçenin yasaklanması (!) sizin yazılı Kürt edebiyatı yazarları ile ilişki kuramamanıza mı neden oldu? 19.yüzyılda Kürtçe ile yazmış beş romancı ve beş şair adı sayar mısınız? Ziya Gökalp şiirlerini neden Kürtçe yazmadı?

Hasan Cemal, Mehmet Uzun ile söyleşi yapmıyor, smaç çakması için top kaldırıyor, amigoluk yapıyor.

Özdemir İnce, (Hürriyet, 1-2 Aralık 2006)

http://ozdemirince.com/bir-lingua-franca-olarak-turkce/

GERCEKEDEBİYAT.COM


ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)