İçim geçmiş, artık tokluktan mı, açlıktan mı bilmem. Kendimi Washington'da buldum. Rüya bu ya, ben sözde çok önemli bir kişi olmuşum. Amerikalılar bana bir karşılama töreni yapmışlar. Bir Amerikalı, hoşgeldin nutku çekiyor. Ben de cevap veriyorum:

— Biz... Siz... Bizden size... Sizden bize... Bizim ve sizin... Yardımdan dolayı... Ha sizin, ha bizim... Bizdeki... Ve müşterek... Sizinle... Dava... Bizim için... İnsanlık... Sizi, bizi... Demokrasi... Biz... Hürriyet... Siz... Dolar ve siz mi? Asla... Biz... Yaşasın!.. Sizinki... Ha sizinki, ha bizimki...

Bir alkıştır koptu. Gazete fotoğrafçıları çat çat resimlerimi çekiyorlar. Beni karşılayan önemli bir Amerikalı,

— Politika tarihinde sizin söylediğinizden daha güzel söz söylenmemiştir. Tebrik ederim! dedi.

Sonra geçit töreni başladı. Amerika'nın silahsız kuvvetlerini ağzımın suları akarak selamladım: Biyanda sarışın bombalar, biyanda esmer bombalar, hidrojen bombaları, kobalt bombaları, tezgâhtarlar güzeli, mankenler güzellik kraliçesi, bikini güzeli, oburlar kulübü güzellik kraliçesi...

Derken,

— Buyurun Beyaz Saray'a... dediler.

Basın toplantısı yapacakmışım.

Beni hemen çeviren gazeteciler soru yağmuruna tuttular,

— Hepiniz birden sormayın, dedim. Erkekseniz teker teker sorun!

Amerika'da otuzaltı gazeteye birden yazan bir başyazar,

— Sizde, dedi, bir başyazar, kaç gazeteye yazar?

— Bizde, dedim, her gazetenin ayrı bir başyazarı vardır, ama, hepsi de aynı şeyleri yazar!..

— Ayrı ayrı insanlar nasıl aynı şeyi yazarlar?

— Bizde ayrı gayrı yoktur. Birlik, berabetlik falan... İşte öyle...

— Sizde demokrasi var mı?

— Az bişey vardı, ama son zamanlarda yedek parçası kalmadığından kullanamıyoruz.

— Demokrasiden ne anlıyorsunuz?

— Demokrasi demek, halkın, halk için, halk uğruna, halk tarafından, hak, hukuk, hık mık... demektir.

İki milyon satan bir gazetenin yazarı,

— Sizin oralarda bugünlerde halkı meşgul eden en önemli olay nelerdir?.. diye sordu.

— Çoook!.. En önemlisi, sizden gelen bir sinema yıldızının bacak arası açık bir resmi basılmıştı bizdeki bir gazetede. Artistin kıçında don olup olmadığı tartışılıyor. Bu don meselesi o kadar heyecan yarattı ki, herkes domatesi, şekeri, yokluğu, pahalılığı, demokrasiyi, hürriyeti filan unuttu. Bugünlerde yediden yetmişe üstünde durduğumuz, Fenerbahçeli Çetin'i in Vefa'ya transfer edilip edilmediği...

— Sizin oralarda ekonomik durum nasıl?

— Üüüül... Çok güzel. Yalnız son zamanlarda, herhalde solcu olacak, muhalifin, biri bir münasebetsizlik etti. Kalktı, bir taşra ilinin bir ilçesinin küçük bir bucağında ileri geri konuştu. Bu yüzden bütün memlekette şeker kalmadı. Cıgaraya, rakıya, yüzde otuz ayarlama yapıldı. Domates bile ortadan kayboldu. Kiralar yükseldi. Sular kesildi. Efendime söyleyeyim, sıcaklar bastı. Kâğıt bulunmuyor, klişe çinkosu yok. Yani şu muhaliflerin yüzünden iflahımız kesildi vesselam... Sonra bir de savaş var...

Hepsi birden sordular:

— Savaş mı?

— Evet... Savaş ya... Bizim bir valimiz var, Esaslı validir yani... Bütün saldırılara, kahramanca, göğüs gerer. Dayanıklı bir göğsü vardır valimizin... İşte, geçen gün ne yapayım, ne yapayım diye düşünüp dururken, galiba hava da sıcaktı o gün, gezginci satıcılara savaş ilan etti. Öyle şiddetli nutuklar çekiyor, bombardıman ediyor ki, pazarlardan, patlıcan, biber, şeftali, domates bile çekildi, Basın toplantısı bitmişti. Yetkili bir kişi,

— Buraya neden geldiniz? dedi.

—Gelişimin sebebi, şey... Yani... Malum ya... İnsanlık hali... Bu sebeple... Biz... Demokrasinin kalesiyiz... Kale deyip geçmeyin. Kale direk ister. Kaleye ağ gerekli. Bir de beş numara meşin top... Daha çok şeyler isteyecektim ama işe erken gitmek için akşamdan kurduğum çalar saatin zili çalmaya başlayınca, uyanıverdim.

*Aziz Nesin’in Yedek Parça adlı kitabından alınmıştır.

Aziz Nesin
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)