Bilkent Nazım Hikmet Sempozyumunda tartışmalar
Nazım Hikmet dünyanın en önemli iki üç şairinden biri kabul ediliyor. 3 Haziran 1963 yılında kaybettiğimiz büyük şairimizi, 50. ölüm yıldönümü olan 2013 yılında Türkiyenin yazar şairleri, yazar şair örgütleri, üniversitelerimiz, tüm Türk halkı coşkuyla, şairimize yakışır biçimde, dünyaya örnek olacak eylemlerle anmalıydı. İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi, Nâzım Hikmet’in 50. ölüm yıldönümü dolayısıyla “Vatan, Dünya ve İnsanlık Şairi Nâzım Hikmet’in Türk ve Dünya Edebiyatındaki Yeri” başlıklı bir uluslararası sempozyum (bilgi şöleni) düzenledi. 24-25 Ekim 2013 günlerinde Bilkent Üniversitesi’nde yapılan sempozyumun "baş konuşmacı"sı Paris'de yaşayan yazarlarımızdan Nedim Gürsel'di. Gürsel, "Ne ideoloji ne şu ne bu.. O çağımızın en büyük şairlerinden biridir... Ulu bir çınardır Nazım'ın şiiri, memleketin toprağındadır kökü..." diye başladığı konuşmasından Bağımsız için not edebildiğimiz bazı bölümler şöyle: "Memleketimden İnsan manzaraları hem şiir hem roman olan yeni bir edebiyat türüdür. Nazım Hikmet Türk halkı için, dünyanın en güzel halklarından dili en güzel dillerinden olan bir halktır, demiştir. Çok şiir yazmıştır; hayatı şiirle yaşamış, anlamıştır..." Tiyatro eğitimi almış bir genç olarak Nazım Hikmet'le dostluk kuran ve onu Romanya gemisine motorla götüren ünlü yazarımız ve gazetecilerimizden Refik Erduran ise bilgi şöleninin önemli konuklarındandı. “Nazım Hikmet'de egosuzluk var. Bugünkü gibi herkeste olan ego yoktur onda. Kavga adamıydı ama barış adamıydı. Abdülhak Hamit'e bile niçin sert davrandığı için üzülürdü. Kimsenin kalbini kırmadan yaşamak isterdi. Nazım Hikmet için şiir kadar önemli edebiyat türü tiyatroydu. Kafayı takmıştı tiyatroya. Kız kardeşiyle nişanlı gibiydik. Bir gün evine gittik içerden çıktığı günün ertesi. İnsanlık Ölmedi ya adlı piyesi okuyup düşüncelerimi söylememi istedi. Ben de başlığın değiştirilmesi gerektiğini söyledim. Tartıştık ve değiştirdi. Keşke sanatına gösterdiği önemi, ayrıntıyı yaşamı için de gösterseydi. Fevzi Çakmak manyaklık derecesine kadar anti komünistti; Bolşeviklerin orduya sızacağından korkuyordu. Aslında Nazım yargılanırken Mustafa Kemal'le arayı bulmuşlardı. Ali Fuat Cebesoy, Mustafa Kemal'in sağ koluydu. Nazım Hikmet'e makul ol, biraz yumuşak ol, ilkelerinden düşüncenden taviz vermeden üslubu yumuşat uyarılarını yaptı. Nazım bunları bile dikkate almadı. Bunu yapsa Türk basınında rahatça yer alabilir, hapis yatmayabilirdi. Bu ödünleri bile vermedi; 14 yılını kafasının dikine hapiste geçirdi..." Hilmi Yavuz ise "Nazım Hikmet ve Tarih" başlıklı konuşma yaptı. Hilmi Yavuz, 1975 yılında "Bedreddin Üzerine Şiirler" kitabında unutulmayacak şiirler yazmıştı. "Benim Nazım Hikmet'e ilgim Şeyh Bedreddin Destanıyla başladı. Bu destanıyla ilk kez geleneksel şiirimizle ilişki kurduğu için... Destanları lirik tarzdadır. Şiirleri beni ilgilendirdi. Türkçe edebiyatda romanla şiir arasındaki ilişki sorunludur. İlyada hem şiir hem destandır. Troya savaşının gerçekle ilişkisi yoktur sanılıyordu. Ama destandan yola çıkılarak yapılan kazılarda gerçek olduğunu gösteren ciddi bulgulara ulaşılmıştır... Söylemler arasındaki farklılaşma medeniyetler arasındaki farklılaşmaya tekabül eder... Şeyh Bedreddin Destanına İlyada gibi bakabilir miyiz? Gerçekten de iştirakçi bir ayaklanma olmuş mudur? Dukas denen bir tarihçinin 1462 tarihli Historia kitabına dayandırılmıştır... Ama öyle bir olay olmamıştır. Bence İmam Gazali'nin düşüncelerine dayandırılmıştır demek daha doğrudur. Orada paraya pula, dinara, yiyecek içeceklere zengin mallarına tapıyorlar tanrıya tapar gibi denmiştir. Nazım Hikmet'in Şeyh Bedreddin Destanı aslında İslam fıkhına işaret etmektedir. Bu destan iştirakçi fıkhıyla değil İslam fıkhıyla ele alınmalıdır. Gerçek olup olmaması İlyada'nın şiirsel değerini ne artırır ne eksiltir. Bunu Şeyh Bedreddin Destanı için de söyleyebiliriz. Bu destan büyük bir epik şiirdir. Yazıldığı yıllarda Sovyetler Birliği'ndeki kolektivizasyon hamlesiyle projeksiyon kurmuştur. Tarihsel bir söylemi referans alarak şiirsel söyleme ulaşılmıştır. Ayaklanma düşüncesi Bedreddin'e vehmedilmiştir. Murat Belge'nin Nazım Hikmet üzerine bir toplantıya konuşmacı olarak çağrılması konuştuğumuz çoğu insan tarafından yadırganmıştı. (Beni niye çağırdılar şaşkınlığını Belge'nin kendisi de yaşıyor gibiydi!) Sanki bu özelliği bilindiğinden tartışma konusu olmayacak bir başlıkta konuşma önerilmişti: "Şiirde Ses ve Nazım Hikmet!" "Şiir sözcüklerin kanatlandırılmasıdır. Akif, Yahya Kemal iyi adamlardı, ama kanatları yoktu... Yahya Kemal neoklasik olarak tek kalmıştır. Yolundan giden olmadı... Bildiğiniz gibi Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım'a Yahya Kemal'in yakınlığını... Yahya Kemal Celile Hanımı hafif meşrep bulurdu... Nazım Hikmet o zamanlar faşist diyebileceğimiz kadar milliyetçi bir adam. Vala Nurettin'le taze devrim yapmış SSCB'de bulunuyorlar. Nazım Hikmet'in Marksist şiirlerini sevmem. O zamanlar Maleviç'in de içinde bulunduğu bir grup Güneşe Karşı Akın operasını yazıyorlar. Bu oyun Amerikalılarca 1983 Berlin Festivalinde de sahnelendi. Nazım Hikmet, Güneşi İçenlerin Türküsü'nü bu zamanda yazdı. Aruzla ve beyitle yazılan şiir zaten kendisini kapatıyor; Nazım Hikmet'in düşüncelerini yansıtamazdı. Whitman Amerikan şiirine serbest şiiri getirmişti. Nazım Hikmet'in de bunu yaptığını düşünüyorum. Yahya Kemal kapı açtı arkasından giden olmadı... Nazım bir kapı açtı onun da arkasından giden olmadı. Orada Nazım Hikmet tek başına duruyor gibi geliyor bana... Oktay Rifat, biz Nazım'ı taklit etmedik O bizi taklit etti, demişti... Hececiler tek başına arızalardır... " Amerika'da karşılaştırmalı edebiyat profesörü Dr. Aron Aji ise çeviri ve sorunları açısından Nazım Hikmet şiirine yaklaştı. Aron Aji: Çevirmenler özellikle son küreselleşme sürecinde neredeyse yazarlar kadar esere katkıda bulunuyorlar. Orhan Pamuk'un İngilizce çevirisinin Türkçe aslında daha iyi olduğu söylenir. Çevirmenin bilene bilene keskinleşmiş öznelliği olur... Çeviriyi bitirmeden yazarıyla konuşmam etkilenirim diye... Çeviri şizofrenik bir olaydır... Edebiyat eserleri bir çok dile çevrilerek yaşar. Bir yazarın şairin dünya yazarı olması için çevrilmesi gerekir. 2013 zihniyetiyle zenginleşen, yaşayan bir şair nasıl olunur? İşte Nazım Hikmet bir vatan şairidir ve her yönü mükemmellik taşır. Her çağda yaşayan, kalıcı değişken bir şairdir. Ölümsüzlüğü de bu çok zamanlı dinamikliğinden ötürüdür. Nazım Hikmet öyledir ki örneğin Whitman'daki 'I' ben merkezlidir. Nazım Hikmet'de 'I', epik bir 'ben'dir, tarihsel bir kişiliktir. Sempozyuma çağrılan genç akademisyenlerin konuşmaları ise ilginçti. Göksel Aymaz: "Bizde sol Nazım Hikmet'in politik yanını çok abartarak gerçek Nazım Hikmet'e zarar veriyor." Erkan Irmak: "Nazım Hikmet Kambur Kerim destanını Ankara Emniyet Müdürü Şükrü Sökmenoğlu'nun Ankara'da bir evde 'Kurtuluş Savaşı'nın destanını yazın...' demesiyle yazmıştır. Bu yolla hapisten kurtulacağı düşünülmüştür. Ama devlet sözünü tutmayınca, Nazım Hikmet de bu destanı yayınlamayıp yıllar sonra Kuvayi Milliye Destanı'nın içine koymuştur..." Yalçın Armağan: "...Epik mesafe kurmak arzusu var Nazım Hikmet'de. Yeni bir ulus inşa ediliyor ve bir destan lazım. 1930'larda şairlerden bir destan yazması bekleniyor, isteniyor. Gariptir 60'lı 70'li yıllarda da şairler bu destan yazma geleneğini sürdürmüşlerdir. Türk şairi Nevzat Çelik'in şiirindeki gibi şiirden başka anlamlar çıkarmayı bırakmamıştır. Şeyh Bedreddin Destanı şiir olarak değil de tarih olarak görülüyor. Oysa günümüzde edebiyatın özerkleşmesi tamamlanmıştır. Edebiyat dille gerçekleşen kurgusal bir yapıdır..." Bilkent'deki bilgi şöleni iki gün sürdü. Şölende Prof. Dr. Semih Tezcan'ın, "Nazım Hikmet'in Hapishanede Yaptığı Bir Derlemenin Şamanizm Araştırmaları Açısından Önemi" başlıklı bildirisi dikkatle dinlendi. Şölende ayrıca, Bahriye Çeri, Nilay Özer, Öykü Terzioğlu Özer, Murat Cankara, Fatih Altuğ-Canan Balan, Emrah Pelvanoğlu bildiri sundu. Oturumları Onur Bilge Kula, Talat Halman, Ahmet Gürata, İlker Aytürk, Nermin Yazıcı yönetti. Eren Aysan şiir dinletisi düzenledi. Mete Çubukçu'nun belgesel filmi gösterildi M. Melih Güneş'in Nazım Hikmet'in kazıdıkça birçok kayıp eserinin ortaya çıktığını belirtti. "Henri Martin" adlı Türkçe aslı henüz bulunmamış şiirin çevirisini sundu. Melih Güneş'in, Nazım Hikmet'in "Sevdalı Bulut" adlı oyunundan alınmış Sergey Yutkeviç ve Karanoviç'in yönettiği, her sahnesine Nazım Hikmet sinmiş iki sovyet animasyon filminin gösterimi salondaki herkesi duygulandırdı. Orhan Karaveli'nin, Nazım Hikmet'le Moskova'da geçirdiği 10 günü, Türkçeyi vurgularıyla kullanarak büyük bir belagatle anlatması konuşmayı herkesin nefesini tutarak dinlemesine neden oldu. "Nazım Hikmet kaçmadı. Kundaktaki çocuğunu, karısını bırakıp kimse yurdundan kaçar mı? O çok büyük bir yurtseverdi. Yurdunu sevmeyen her şey olabilir ama adam olamaz. Nazım Hikmet bana, öldüğüme yanmam ama buralarda gömerler ona yanarım, dedi. Bu nedenle mezarının mutlaka Türkiye'ye getirilmesi onun vasiyetinin yerine getirilmesi bizim boynumuzun borcudur... Efendim mezarını parçalarlar... Parçalarlarsa yeniden yaparız... Aksine Türkiye artık Nazım'ı seviyor..." Bilkent Üniversitesi'nin büyük bir özveri ve misafirperverlikle davet edip masraflarını karşıladığı, konuk ettiği bazı konuşmacıların, büyük şairimize, akademik "mesafe"nin abartılmasından öte, hiç sevgi beslemedikleri görüldü. Murat Belge'nin Nazım Hikmet'in annesinin ahlakı üzerine -üstelik alaycı bir gülümseyişle- konuşma süresinin üç beş dakikasını ayırması tepki çekti. Ayrıca Nazım Hikmet, şiirlerini, isimleri bile benzeyecek şekilde birilerinden kopya çekmişti. Şairden örneklediği hiç bir şiiri de sevmiyordu. (Sevmiyordu ama örnek gösteriyordu!) Hilmi Yavuz, Şeyh Bedreddin Destanının düşünce kaynağını "iştirakçi fıkhı"ndan "İslam fıkhı"yla açıklamaya evriltti. Nazım Hikmet, "Kambur Kerim'i "belki devlet beni hapsetmez" diye bir emniyet müdürünün emriyle ısmarlama yazmıştı! (Refik Erduran'ı, Orhan Karaveli'yi birinci elden bilimsel tanık kabul etmeyen konuşmacıların hangi bilimsel veriyle bu savlarını kanıtlayacaklarını -eğer kitaba yazıları alınırsa!- merak ediyoruz.) Nazım Hikmet'in, bu büyük şairimizin 50. ölüm yıldönümünde bu denli hırpalanmaya çalışılması dinleyicilerin büyük tepkisini çekti, üzdü. "Edebi Eleştirinin Estetik Revizyonizmi ve Nazım Hikmet Eleştirisi" ya da "Epiğin Buzları Çözüldüğünde: Kambur Kerim'in Tuhaf Hikayesi" gibi Birikim dergisi kapaklarını andıran tumturaklı adları olan çalışmaların içi yeterli ağırlıkta değildi. Bu tür toplantılara katılacak konuşmacıların daha dikkatle ve özenle seçilmesi gereği dile getirildi. Ahmet Yıldız (Bağımsız dergisi) NEDİM GÜRSEL
REFİK ERDURAN
HİLMİ YAVUZ
MURAT BELGE
GENÇ AKADEMİSYENLER
NAZIM HİKMET'DEN ÇİZGİ FİLMLER
ORHAN KARAVELİ'NİN ÇAĞRISI
ELEŞTİRİLER
YORUMLAR