Bilim Kurgu konuşmaları...
Uluslararası İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali sona erdi. Festival'in 1 Ekim Cumartesi günü Mephisto kitabevi salonunda yapılan bilim kurgu romanlar üzerin toplantısını gercekedebiyat.com okurları için not aldık:
Eric Sadin: (“Canlı” çeviri: Nilda Taşköprü) Bilgisayarlar çıktığından kısa bir süre sonra sayısallaştı. 1990lı yıllarda ağları kullanmak gündeme geldi. Her şeye ulaşma çağı dediğimiz çağa, “erişebilme çağı” mümkün oldu.
Çok enteresan bir şey oldu: Bilgileri kullanmak... Sayısal bilgilerin çoğalması ve yapay zeka sayesinde bunlar mümkün oldu.
Şimdi yapay zeka dönemine giriyoruz. Yapay zeka nedir? Bugün yapay zekanın yaptığı şey gereksinimleri öngörmek ve bir takım tavsiyelerde bulunmak, bizi yönlendiren bir şey bu yapay zeka.
Yapay zeka günlük yaşantımıza eşlik eden bir şey. Bu küresel olarak kendisini göstermeye başladı. Bu sistemler bize günlük olarak eşlik ediyorlar.
Size bahsettiğim bu küçük tarihsel açıklamanın ardından bu söylediklerimden yola çıkarak bir yazar olarak nasıl harekete geçebilirim diye kendime sordum.
Bir kadın vardı bu hanıma da bir bilişim sistemi salık vererek günlük olarak eşlik ederek kiminle görüştü kiminle nerde içmesi gibi yardım edecek bir robot… Eşine yardım etmesi gibi… Bu sistemin her zaman her yerde olmak gibi bir nedeni var. Üst benlik diye bir deyim var Fransızcada... Bu kitapta bunun yoğunlaştırılmış hali var. Ona doğru ilerliyoruz… Kişisel hayatımız yapay zekaya doğru ilerliyor. Böyle bir sistem o roman kahramanına eşlik ediyor ama buraya ben bir entrika koymak istiyorum. Birkaç yıl önce bir şey okumuştum. Duygusal gelişim diye bir şey okudum… Bu nedir… Bu söylediğimiz şey güya bizim insanların duygusal halini psikolojisini ölçen sistemler… Duygusal bilişimi araştırdığımda şu anda insan ve teknoloji arasında nasıl yeni bağların kurulmakta olduğunu keşfettim. Benim bu romanım için bu sistemin de duyguları olsaydı acaba ne olurdu sorusunu sordum kendime. Bu romandaki hanımın asistanlığını yapan romandan söz ediyorum. İşin işine edebiyat giriyor ve buradan edebiyata giriyoruz… Bu robot bir takım duygulara sahip olduktan sonra aslında insanlaşıyor... Kırılabildiği ortaya çıkıyor… Bu makineyle hanım arasında mükemmellik üzerine kurulu bir düzen teknik olarak bütün bilgilere erişim mümkün… Aslında makinenin duyguya sahip olması; işte mükemmellik burada yatıyor…
Duygulanabilmesi mükemmelliğin ta kendisi… Bu da robotun kırılganlığını artırıyor.. Bir aşk devreye giriyor robotla kadın arasında… Her şey çok iyi düzenlenmiş ama devamı. Ben bu hikayeyi yazarken çok zevk aldım umarım sizinle de tanışma fırsatını yakalarım… Hayatın metalaştığı bir düzen. Mutfağa kaç kilo ne alınacak… Bütün bir düzen de özel şirketler tarafından ortaya konuyor. Şu andaki teknolojinin vardığı noktayı düşünürsek. En başta siyasetçiler var sorunu çözmek topluma ve bireylere kalıyor. Böyle bir medeniyeti istemediğimizi ifade etmeliyim. Bu roman hangi vakitte geçiyor derseniz bence yakın vakitte geçiyor derim…
Ben eleştiriyorum; bu durum hayalini kurduğum bir şey değil… Ama bunun yakında maalesef gerçekleştirileceğini görüyorum…
İnsana ihtiyaç kalacak mı dünyada? İnsan türünün yapay zeka karşısında geleceği nedir?
Geleceğimiz uzun sürmeyecek…
İnsanların kendi sorumluluğunu bildikleri toplum modeli ortadan kaldırılıyor bu sistemde. Robot sisteminde… Bu sistem klasik anlamda iktidar modeli insanların diğerlerine kurduğu ir model. Ama teknolojiyle bu model kalkıyor. Kendi kararımızı kendimiz alma özgürlüğümüzün kıymetini bilmeliyiz. Çocuklarımızın geleceği de tehlikede. Okula giderken tabletleri yanına almaları büyük bir felaket bence…
Yakın gelecekte bazı teknolojinin kullanım ihtiyacına karşılık vermeyecek ama her bireysel hem toplumsal hayatlarımızın düzenlenmesine neden olacak…
Belki geç olacak bunun farkına varıldığında ama ne kadar erken farkına varılırsa o kadar rahat harekete geçilebilir ve bu daha iyi olur.
Şu anda kafamda kurguladığım kitap… Mühendis figürünün ortaya çıktığı zamandan koynunuyu ele alabiliriz. Mühendis bilim adamı sanayi devrimine kadar aşağı yukarı tamamen bağımsız hareket eden bir figürdü. Aklıma bu geldi şunu deneyeyim.. gibi… Daha sonra toplum bu ortaya çıkan şeyleri kurguluyor. Patent devri ortaya çıkıyor… İşte bundan itibaren ekonomi patent alma üzerine başlıyor ve mühendisler ortaya şirketler çıkarmaya başlıyor. Ya da mühendisler patent alacağı ürünler ortaya çıkarıp şirketleşmeyi hedefliyor. Öncesinde birbiriyle ilişkisi olmayan şeyler birbirine yakınlaşıp karışmaya başlıyor. Bundan sonra gerçekleşen şey yeni bir etap. 1960-70’li yıllarda mühendisler karar vericiler olmaktan çıkıp marketin pazarlama kararı verenler belirleyici olmaya başlamıştı: Pazar araştırıcalırı… Yani teknoloji tarihinin önemli bir kısmını bu unsurlar elinde tutmaya başladı… Ffakat şu anda bugünkü teknolojik ürünlerin hemen hemen çoğu kesinlikle ekonomik çıkarlar için üretiliyor bunu söylemek kesinliekle mümkün. Gelecek kitabımın da bir bölümü böyle… Bu şu demektir kendi kendisine yeten bağımsız bir meslek bağımlı duruma geldi. Ya da askeri dünyaya bağımlı hale geldi… Fransada mühendislerin sorumluluğu üzerine bir tartışma başlatmak istiyorum… Tarih sürecinde mühendislerin sorumluluğunun ne kadar büyük olduğunu gösteren örnekler var. Bazı şeylere hayır diyerek bu sorumluluğu ortaya koymuşlardır. Bilişim teknolojilerindeki mühendisler bugünkü toplum üzerinde çalışan mühendislerdir.
Bugün bilişim teknolojilerinde çalışan mühendislerin bilerek isteyerek körleşmeye izin vermeleri… Bunları Fransada tartışabilmek için masaya yatıracağım. Mühendislerin sorumluluğu ve körleşmesi…
Gülşah Elikbank: Fantastik edebiyat üzerine bir şey yaptığımın bile farkında değildim. Mavidağ üçlemesi… Kendimle yüzleşmekti derdim… Paralel kasabada olanlar aslında 18 yaşında genç kızın çektiği neydi… Kendimle yüzleşmek geçmişle yüzleşmek ve kaderimle yüzleşmek…
Rüyaları bilimsel olarak ele alan farklı bir roman… Televizyondan rüya yorumlamak için çağırdılar gitmedim yani. 7 romanım var… Kaçış edebiyatıdır fantastik edebiyat benim için...
Barış Müstecaplıoğlu: Edebiyatı ve yazmayı seviyorum. En iyi yapabileceğim şey fantastik edebiyattır… Hepimiz gerçek hayattan besleniyoruz… Fantastik de olsa diğeri de olsa… Bilgileri gerçek dünyadan alıyoruz. Bir adada yaşasaydım örneğin şu an yazdığım kitapları yazamazdım. Ben kendim için yazmıyorum. Okur için yazıyorum.
Notları alan: Ahmet Yıldız
GERCEKEDEBİYAT.COM
YORUMLAR