Hiçbir şey hatırlamak istemiyorum ve hatırlamak istemediğim şeylere her gün yenileri ekleniyor. Çalınacak bir kapı, hiç olmazsa kahkahası diri kalmış bir orospu, bir dost, hayal kuracak bir kıyı kahvesi, iki dilim geçmiş, iki mama kaşığı gelecek...
Yok... Elli beşinde bir anam var, sabahı akşamı didiştiğim, başka da şeye sahip değilim.

Elli beşinde bir anne... Onu da az önce kovdum. İttim kadını sertçe. Utanmadım, küfür ettim. Sövdüm ölmüş anasına.

"Git!" diye bağırdım. "Git anne, kız kardeşine git. İki saatliğine de olsa git. Seni öldürmekten korkuyorum. Ana katili olmayayım, git..."

Annem altta kalır mı? O da bana kin duyuyor.

"Bu evden gitmesi gereken biri varsa sensin. Utanmadın değil mi, utanmadın elektrik parasıyla ziftlenmeye? İki gün de içme geberir misin? Bak, karanlıkta kaldık. Para da yok..."
Ben yüzümü yıkıyordum karanlıkta, yüzüme sürekli su çalıyordum ve kendi kendime mırıldanıyordum.

"Utanmadım, utanmadım işte. Suyu yatırmıştım, elektrik kuyruğuna doğru yürüyordum. O badem gözleri koyu kahve, apak tenli kızla göz göze geldim. Çok çok güzeldi. Gülümsedi bana. Gözlerini süze süze baktı bana. Önce çiçek açtım sonra birden kahırlandım, döküldüm, saçıldım. Gittim ışıklı, gürültülü, kahkahalı bir barda altı bardak bira içtim."

Annem söylenmeye devam ediyor.

"Rahmetli babandan kalan üç kuruş emekli de senin içkine gitsin. Oh ne güzel; çalışma, yat-kalk, iç... Helal sana oğlum. Baban mezarında huzur içindedir şimdi."
Işıldağın aydınlattığı oturma odasında sızlanan anamı kolundan tutuyorum.

Sürüklüyorum onu. Bir ara ıslak ellerimden kayıyor. Bağırıyor, çağırıyor.

"Git, kız kardeşine git. Beni tahrik etme."

Sokak kapısını kapıyorum yüzüne. Ağlaya ağlaya iniyor merdivenlerden.

"Ulan badem gözlü kahpe, benim gibi işsiz güçsüz serseriye niye öyle sıcacık baktın?"

Derken sokaktan havlama sesleri geliyor, sesler çoğalıyor. İçi dışı korku dolu çığlıkları, imdat isteyen iniltiler sarıyor. Balkona çıkıyorum. Üç değil, beş değil, belki on köpek birden annemi çiğniyor. Elime ne geçerse fırlatıyorum köpeklere. Köpekler sanki büyük bir zafer kazanmışçasına uluyarak, koşar adım uzaklaşıyorlar.

Merdivenlerden paldır küldür iniyorum. Çeviriyorum annemi, bakıyorum gözleri ölmüş, eti çürümüş, kan içinde.

O an köpekler yeniden havlamaya başlıyor. İnsanın aklını birkaç saniyede yitirmesine neden olacak büyüklükte bir vicdan azabıyla açıyorum gözlerimi.

Yatağımdan ok gibi fırlıyorum. Işığı yakıyorum; yanıyor. Yanıyor, yanıyor diye sevinç çığlıkları atıyorum dişlerimin arasından. Annemin odasına varıyorum, annem uyuyor.

Kâbusmuş, kâbus...

Ama yarın elektriği yatırmalı, elektrik kesilmeden parayı yatırmalı. Annem uyuyor, ışıklar yanıyor. Para bulmalı, iş bulmalı... Neyse kâbusmuş...

 Erdinç Gültekin

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)