"Ben yoksul ve dinsiz doğdum, mutlu bir göğün altında; insanın, karşısında düşmanlık değil, uyum hissettiği bir doğanın içinde. Dolayısıyla kopuşla değil bütünlük duygusuyla yola çıktım."

"İnsanların bütün mutsuzluğu basit bir dil benimsememekten kaynaklanıyor."

"Dünyada hiçbir şey yoktur ki insanın sevdiğinden vazgeçmesine değsin."

"Yoksulluk hiçbir zaman bir mutsuzluk kaynağı olmadı benim için; ışık zenginliklerini yayıyordu onun üstüne."

"Kahramanlık pek bir şey sayılmaz; mutluluk daha zordur."

"Bugünkü adalet, her türlü adaletin katillerine oyalama olanağı sağlıyor."

Stendhal: Bana göre tiranlar hep haklıdır; asıl onlara boyun eğenlerdir gülünç olan.

Plutarkhos "Hayatlar" adlı kitabında, okuma yazmayı bilmeyen bir köylünün,Aristides'in sürgün edilmesi için oy kullandığını yazar. Aristides'in kendisine nahoş bir şey yapıp yapmadığı sorulunca, "Hayır" diye yanıt verir köylü, "üstelik onu hiç tanımam ama her yerde ona 'Doğru İnsan' dendiğini işitmek sinirime dokunuyor."

"Bir basın, bir kitap devrimci oldukları için doğru değildirler. Ancak doğruyu söylemeye çalışırlarsa devrimci olmak için bir şansları vardır."

"Asıl cennetlerin yitirdiğimiz cennetler olduğu doğruysa, bugün içimdeki o müşfik, insana özgü olmayan o şeyi nasıl adlandıracağımı biliyorum. Bir göçmen yurduna geri döner. Bense anımsarım."

"Yoksulluk, güneşin altında ve tarihte her şeyin iyi olduğuna inanmamı engelledi; güneş bana tarihin her şey demek olmadığını öğretti."

Montpensier Spor Derneği'nde futbola başladıktan sonra Racing Universitaire d'Alger'nin (RUA) genç takımına [kaleci olarak] girer. "Pazardan antrenman günü olan perşembeye kadar ve de perşembeden maç günü olan pazara kadar sabırsızlıkla tepinirdim." Futbolun beslediği, Cezayirlilere özgü şu değişmez kanı tam anlamıyla hiç bırakmayacaktır Camus'yü: "Topun tahmin ettiğiniz taraftan asla gelmediğini hemen öğrendim. Yaşamda, özellikle de insanların dürüst olmadığı Fransa'da çok işime yaradı bu benim."

Bir çapkın tarafından beğenilmenin en emin yolu, çapkının son tavladığı kadına benzememekten geçer.

"Bir roman, imgeler halinde sunulmuş bir felsefeden başka bir şey değildir."

"Gerçekten önem taşıyan tek bir felsefe sorunu vardır: İntihar."

Antonin Artaud: Tiyatro da veba gibi, kendi sunduğu örnekle insan ruhunu çatışmalarının kaynağına götüren olağanüstü güçlerin çağrısıdır.

Doğulu bir bilge, tanrının onu ilginç bir çağ yaşamaktan esirgemesini istermiş hep dualarında.

"Sanata ilişkin en yüksek ve en tutku dolu düşünceye sahibim: Onu herhangi bir şeye tabi tutmaya razı olamayacak kadar yüksek bir düşünceye."

"Güzellik kusursuz adalettir."

"Tanrıya inanmıyorum, orası doğru; ama o kadar da tanrıtanımaz değilim."

Camus, bir insanın kesinlikle suçlu olduğunu söyleyemediğimiz andan itibaren tam ceza kararına varamazsınız diyordu Defterler'inde. Yapıtı özellikle ölüm cezasının örnek oluşturduğu savını reddeder. Devletler idamların örnek oluşturduğunu düşünüyorsa, neden sanki utanıyormuşçasına gizlice infaz ediyorlar bu cezayı?

"Sanat benim gözümde yalnız başına yapılan bir eğlence değildir. En fazla sayıda insanı, onlara ortak acıların ve sevinçlerin ayrıcalıklı bir resmini sunarak duygulandırma aracıdır." 

Caligula'da olduğu gibi Yabancı'da da sevilen kadının kaybı, kahramanın yanlış hareketlere girişmesine yol açar. Oyunun başında imparator, hem metresi hem kardeşi olan kızın ölümünün ardından kaçmıştır; yeniden ortaya çıktığında her zamankinden daha delidir. "Annem ölmüş bugün" diye başlar Yabancı. O andan itibaren Meursaultkendisine hiç vicdan azabı vermeyen bir cinayet işlemeye kadar gidecektir varoluş sürecinde. Camus romanın bir Amerika baskısının önsözüne, "Kitabın kahramanı oyunu oynamadığı için mahkum edildi" diye yazacaktır. Cinayetten ziyade, annesinin cenazesindeki görünür duyarsızlığı ve mahkeme sırasındaki tuhaf kayıtsızlığı jüri üyelerinin Meursault'ya ölüm cezası vermesine yol açar. Yalanı böyle reddetmesi, Camus'nün gözünde Meursault'yu "layık olduğumuz tek mesih" kılar. Bir Arap'ın Cezayirli bir Fransız tarafından öldürülmesinin sömürgeleştirme öyküsüne konu sağladığı düşüncesi daha sonra ağır basacaktır; bu düşünce hiç kuşkusuz Camus'nün amaçlarına yabancıdır o sırada.

"Benim bütün krallığım bu dünyadadır."

Camus, Francine'le başkent Cezayir'de tanıştıktan 3 yıl sonra 1940'ta evlenecektir. Francine, Camus'yü ailesine şöyle tanıtır: "Hasta, parasız, işsiz olduğunu, boşanmadığını ve özgürlüğü sevdiğini size söyleme görevini bana verdi."

"Bana bu çağı en iyi tanımlar gibi görünen şey, ayrılık. Herkes dünyanın geri kalanından, sevdiklerinden ya da alışkanlıklarından ayrıldı."

Saçma duygusunun tam ortasında, başkaldırının gerekliliği bulunur. İnsana onurunu veren ve sanatsal yaratımı meşru kılan odur yalnız.

Louis Guilloux: Tek çare, acı. Acı yoluyla, katillerin en korkuncu bile insanlıkla bağını korur.

"Koy'un ortasındayız, dağlar çevremizde kusursuz bir çember oluşturuyor. En sonunda, daha kan rengi bir ışık güneşin doğuşunu haber veriyor, doğudaki dağların arkasından, şehre karşı beliriyor güneş, solgun ve serin bir gökte yükselmeye başlıyor. O zaman körfezde, dağlarda ve gökte oynaşan renklerin zenginliği ve görkemi bir kez daha herkesi susturuyor. Bir dakika sonra renkler aynı gibi görünüyor ama kartpostal. Doğa çok uzun mucizelerden nefret ediyor."

Andre Breton: En yalın gerçeküstücü eylem, sokağa çıkıp elinde bir tabancayla sağa sola rastgele ateş etmektir.

"Konformizm, devrimin nihilist ayartmalarından biridir, entelektüel tarihimizin büyük bir bölümüne egemendir. Ne olursa olsun, eyleme geçmiş başkaldıran insanın, eğer kökenlerini unutursa, en koyu konformizmle nasıl ayartılacağını gösterir."

"Bir emekçi dünyanın herhangi bir yerinde çıplak yumruklarını bir tankın önünde havaya kaldırıp köle olmadığını haykırdığında kayıtsız kalırsak biz neyiz o zaman?"

"Elbette, umutsuzluk çok arttığında insan ölmeyi seçebilir. Ama yağmurdan kaçmak için suya atlamak ve sağ kalmak isteye isteye ölmek bağışlanmaz bir davranış olurdu."

"Gerçekten de insanların tek başına ya da hiziplerin yalnızlığı içinde yaşaması iyi değil. Kişinin kendi kinleriyle ya da küçük düşürülmesiyle, hatta kendi hayalleriyle çok uzun süre karşı karşıya kalması iyi değil. Bugünün dünyası görünmez düşmanın dünyası; buradaki mücadele soyut; işte bu nedenle de hiçbir şey aydınlatmıyor ya da yumuşatmıyor bu mücadeleyi. Ötekini görmek ve duymak mücadeleye bir anlam verebilir; belki anlamsız da kılabilir mücadeleyi."

"İnsanın doğasına ilişkin bana ifşa ettiği şeylerden dolayı önce Dostoyevski'ye hayranlık duydum. İfşa etmek sözü tam oturuyor. Zira bize, bildiğimiz ama kabul etmeyi reddettiğimiz şeyi öğretir sadece o." 

"Yaşama umutsuzluğu olmadan yaşama hevesi olmaz."

Albert Memmi: İnsan koşulsuz biçimde kendi yakınlarıyla dayanışma içindeyse, adalete ihanet eder; koşulsuz biçimde adalete saygı duyarsa, er geç kendi yakınlarına ihanet eder.

Jean-Paul Sartre: Saçma ne insanda ne de şeylerdedir; onlar arasında yabancılıktan başka bir ilişki kurma olanaksızlığındadır.

Jean-Paul Sartre: İnsan düzeni düzensizlikten başka bir şey değildir; adaletsizdir, derme çatmadır, cinayet işlenir, açlıktan ölünür bu düzende. En azından insanlar tarafından kurulmuş, sürdürülmüş ve uğrunda mücadele edilmiştir.

İnsanlara hiçbir şey verilmez; ele geçirebilecekleri azıcık şeyin bedeli de haksız yere ölümlerdir. Ama insanoğlunun büyüklüğü burada değildir. İçinde bulunduğu durumdan daha güçlü olma kararlılığındadır. Eğer durumu adaletsizse, üstesinden gelmesinin tek bir yolu vardır: kendisinin adaletli olması.

6 Ocak 1960 tarihli France Soir, Camus'nün ölüm haberini şöyle veriyor: "Yol düz, kuru, ıssızdı. Kader böyleymiş."

* Tırnak işareti (" ") içindeki sözler Albert Camus'ya aittir

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)