Parlamış. Işıldıyor. Öyle güzel gülümsüyor, sesi öyle dost ki; tepki vermek, bozmak olmaz. Çoğu böyle düşünüyor. Beni bir dinle, önyargılarını yen der gibi bakıyor Belediye Başkan Adayı. Sanırım Yobaz Parti'nin dişleri, yüzü, gülüşü en parlak adamı bu.
Denize bakan, martıları dinleyen her masanın kanına girmek istiyor. Niyeti bu. Dünyada kandırılamayacak insan yok onun kitabında. İşin ustası olmalı. Gerisi gelir. Düşleri var. Bu düşlere varmak için kan emmek gerek. Kan emmek için gülümsemek gerek, yağlamak gerek. Bunu küçücükken öğrenmişti. Zamanı geldiğinde birilerini eğip bükmek için, eğilip bükülmek gerekti bir süre.
Gerçi zor, biliyor. Burası laik bölge. Kaybedecek biliyor. Ama oyları yüzde yirmiden, yirmi beşe çıkarabilirse... Hem de yobaz partinin oyları yobaz noktalarda bile azalırken... Ne sükse yapardı o vakit...
Daha kırkımdayım. Oyları arttırırsam vekil adayı bile olurum ileride. Belki de bakanlık. Yobaz partinin oy'u erirse yerine gelene kapaklanırım bu karne ile. Oyları arttırmak gerek.
İştahlı bakışlarla yaklaşıyor şarap içen adama. Kameraları hemen işin içine sokuyor.  Yobaz partinin makyajlı, spor giyimli kızları giriyor işin içine. Şarap içen adama broşür uzatıyor, sevgiyle bakıyorlar.
- Kırmızı şarap mı içiyorsunuz? Afiyet olsun.
Serçeleri, güvercinleri yemleyen adam yanıtlamıyor, soğuk bir gülümseme ile geçiştiriyor Yobaz Partiliyi. Şarabından bir yudum alıyor. Ağzına bir iki fıstık atıyor.
Alnını kaşıyor Belediye Başkan Adayı.
- İnanın ne çok sevaba giriyorsunuz şu kuşları beslerken.
- Sevaba girmek gibi bir tasam yok. Aslında onları doyurmak gibi bir tasam da yok. Ben sadece vakit geçiriyorum. Bir eylemde bulunuyorum bu kuşlar sayesinde.
- Ama bu yine de bir iyilik.
- Ben iyiliğe karşıyım. Eşitsizliğin göstergesidir iyilik. Kimse iyiliğe muhtaç olmamalı. Doğa muhtaç ederse o ayrı tabi...
- Adil bir düzen için oyunuza talibiz.
- Bak delikanlı, 60 yaşındayım. Bugüne kadar sistem partilerine oy vermedim. Oy verdiğim partiler yüzde biri bile göremediler.
- Biz düzen partisi değiliz. Hizmetlerimiz bunun kanıtıdır. Yıllardır halkımız için gecemizi gündüzümüze katıp...
İhtiyar, o an ağzına attığı fıstıkları yutmak üzereydi. Güldü, itiraz edecekti. Sinirlenmişti üstelik. Öksürmeye başladı. Öksürüğü kesilmedi. Eliyle yardım istedi. O öksürüyor, Başkan Adayı anlatmaya devam ediyordu. Gözü karardı. Soluk alamıyordu. Ölüyor muydu yoksa? Ölüm bu muydu? Neler oluyordu? Bu uğultu neydi?
Başkan Aday'ının yanındaki kızlardan birinin ilk yardımı sayesinde kendine gelir gibi olduğunda kımıldamamayı seçti ihtiyar. Öyle yere bakıyordu. Sanki bir duvara tutunmuştu. Başını kaldırırsa duvardan aşağı yuvarlanacaktı. Kız yeniden sordu, iyi olup olmadığını. İhtiyar, sızlayan burnunu çekip, yanan gözlerini sildi. Ötede, yirmi adım ötede Başkan Aday'ını gördü. Yaşlı bir kadına sarılmış, ona tatlı sözler söylüyordu Aday.

Erdinç Gültekin
Gercekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)