62 yaşını kutlayan yazarın mesajı: 'Muğber değilim!'
Yaşayan en önemli yazarlarımızdan Hikmet Temel Akarsu 'sosyal medya' hesabından 62. yaşını değerlendirirken 50 yayınlanmış kitabı, 20 yayınlanmayı bekleyen dosyası olduğunu belirterek hem okurdan hem edebiyat bürokrasisinden bu insanüstü çalışmasının karşılığını göremediğini yazdı.
Değerli yazarımız Hikmet Temel Akarsu, her ne kadar -'gücenik' değilim anlamında- 'muğber değilim' dese de 'muğber' sözcüğünü ilk kez maalesef Adnan Menderes asılmadan önce söylemişti. Menderes'in bu acı anında söyleyerek dilimizin gündemine soktuğu sözcük, iyi düşünülünce büyük bir sitemi ve kırgınlığı içinde barındırdığı görülüyor. Hikmet Temel Akarsu'nun yayıncıların, edebiyat bürokrasisinin, okurların hep birlikte üzerinde acı acı düşünmesi gereken mesajı şöyle: Aziz Dostlar; Bugün 62 oldum. Geceyarısından itibaren çok seçkin ve vefalı dostların bahtiyar eden kutlama mesajlarını alıyorum. Tüm dostların gelmiş ve gelecek kutlamalarına candan teşekkür ediyorum. Güzel dostlardan daha güzel tek bir şey biliyorum hayatta; zarafet, incelik, zekâ ve “humour” sahibi dostlar... Neden mi? Anlatayım: Malûmaliniz 62 olurken ünlü kumarbaz ve mütefekkir Dostoyevski’den, serüven tutkunu, ayyaş delikanlı Hemingway’den, monokl şovmeni tabip Çehov’dan, motorcu nihilist Camus’den ve daha nicelerinden kıdemli bir mertebeye erişmiş bulunuyorum. İşbu muhteremlerin hepiceği edebiyatın edebiyat olduğu çağlarda yaşadılar ve değer buldular, iltifat gördüler. Bendeniz ise 62 yılda 50 cilt kitabımı ülkenin en saygın yayınevlerinden yayınlamama rağmen edebiyatını yaptığım toplum bana başımı koyacak bir yastık bile vermedi. “Ha düştü ha düşüyor, bir tekme de ben çakayım; gelsin satvet ve şöhret!” deyip “bahtsız ve güzel ülkemiz”e her gördüğü yerde saydıran tüm yazarlar ulusal ve uluslararası ödüllere, paraya ve şöhrete boğuldular. Bendenizse her kitabımı yayınlarken bir meydan savaşı vermek zorunda kaldım. Kazandığım üç kuruş telifi kitaplar, fotokopiciler, bilgisayarcılar ve tabii biricik evladımın iaşesi için geldikleri gün tükettim. Bugün hâlâ çekmecemde günyüzü görmemiş yirmi kadar eserim beklemede. Ve tüm bu meşakkatten şekvacı değilim. En sonunda bunun eşyanın tabiatı olduğunu anladım. Çünkü gerçekten özgün bir söz söyleyen yazarın üzerinin siyah şalla örtülmesi günümüzde siyaset mühendislerinin en çok önemsedikleri maslahat tarzı. Gerçek edebiyatın kısa zamanda anlaşılamayacağını biliyorum ve bu "gerçek"le barıştım. Ama en yakın dostlarım arasındaki en büyük kıvanç vesilem olan “Bu toplum bana başımı koyacak bir yastık bile vermedi!” tekerlememi duyan Teknik Üniversiteden sınıf arkadaşlarım; tam 45 yıllık dostlarım gitmiş bana bir yastık almışlar. Bir de üşenmemiş tekstil kalemi ve boyaları almışlar. Gerçek bir yetenek olan Minican’la birlikte üzerini işlemişler. Nihilist kitabıma gönderme kurukafa ve denizcilik kitabıma dair vinyetleri bile üzerine çizmeyi ihmal etmemişler. Dün metre kareye beş profesörün düştüğü bir ortamda bana doğum günü pastası kestiler ve yastığımı armağan ettiler. Hulasa bu toplum bana artık başımı koyacak bir yastık verdi. Sesimi kesip çalışmaktan başka bir yol kalmadı önümde. Vakıa; “Muğber(*) değilim”:))) Şükranlar hepinize aziz ve seçkin, bulunmaz ve erişilmez, çok değerli dostlar... *Muğber: gücenmiş, küskün Hikmet Temel Akarsu'nun sitemizdeki yazılarını ve hakkında yazılanları buradan okuyabilirsiniz Gerçekedebiyat.comMUĞBER DEĞİLİM... (!)
YORUMLAR