Yaşam insana ciddi seçenekler sunacak kadar bonkördür; bu seçeneklerin çoğu daha güzel, daha paylaşımcı, daha eşitlikçi bir gezegen hayali için yeterlidir aslında. Hırs, iktidar hevesi, yok etme güdüsü taşımayanlar, özgürlüğün tanımını illa ki bir başkasıyla sınırlandırmayıp davetkâr davrananlar gün gelir, yol üstünde sanatla, özellikle de şiirle karşılaşırlar.
Şiir güleç yüzüyle birilerini öfkelendiriyorsa oralarda gerçek her zaman halktan saklanıyor demektir. Şiir öfkelenmeden doğruları, imgeleri çoğaltıyorsa kral çıplaklığını gizleyemez; kral sarayında saklanacağı dehlizler, labirentler yaptırır ve sonunda o dehlizlerde, labirentlerde saklanırken kaybolur; bir daha da gün ışığına, yeryüzüne çıkamaz. Şiir bu kadar güçlüdür. Şair ise bu güçle dalga geçer. Lorca’ya sıkılan kurşunlar, Nâzım’ın üstüne kilitlenen ağır kapılar, Pasolini’yi ezen tekerlekler, Ece Ayhan’ı aç bırakan koşullar, Nilgün Marmara’yı boşluğa iten umutsuzluk şiiri asla sahipsiz bırakmaz. Çünkü bu yapılması ve kazanılması gereken tek haklı savaştır. Anlamları esaretten kurtarmak, şairin refleksidir adeta.
Milyonlarca şair yaşadı yeryüzünde, milyonlarcası da yaşayacak. Her dize, her ses illa ki bir karşı duruşu, bir algıyı ifade etmek uğrunaydı. Kimi didaktikti, kimi Dadaist; kimi sembolistti, kimi somut; kimi hamasiydi, kimi metafizik. Şiir skalasında her şaire, her okura, her düşünceye bir alan verdi tarih. Doğa da bunu onayladı ve korudu. Tüm uygarlıklar şairlerin kaleminden geçti. Varlığın, yokluğun mimarı olmakla sorumluluklar üstlendiler. Şairler öldükçe, öldürüldükçe şiir inadına doğdu. Şiiri, şairi lanetleyen kutsal kitaplar şiirin diliyle, şairin edasıyla seslendi insanoğluna.
Ama aslolan okurdu; şiiri hep diri tuttu. Ondan asla vazgeçmedi. Şiirin ona fısıldadığı her şey bağımsızlığının, gücünün, dürüstlüğünün rehberi oldu. Yakılan, yırtılan, sansürlenen her kitapla o kitabı baştan yaratmanın yöntemlerini geliştirdi.
Yaşadığımız coğrafyanın şairleri dilinin zehrinden şarap yapan simyagerlerdir. Nedim’den Didem Madak’a, Ahmet Haşim’den Gonca Özmen’e, Orhan Veli’den Ahmet Telli’ye, kalabalık ve cüretkâr. Saydıkça, okudukça, anlamaya çalıştıkça bitmeyen bir sürü dost. Onların günü bugün. Şiir yazdıkları için suçlu olanların ülkesinde şairler tek teselliyi okurundan bulacaktır.
Sizi kim tutuyor Ahmed Arif okumayın diye? Sizi kim tutuyor Ginsberg okumayın diye? Tuğrul Tanyol okumanıza kim engel? Aşk ve şiir aynı harfle başlayan iki kelimedir; şiir harflerin yerini değiştirdiğinden aşk başka okunur.
Dünya Şiir Günü’nün öncüsü Gülseli İnal ve Tarık Günersel’dir; dünyaya bu günü önerdiklerinden beri şairler ve okurlar daha mutlu. Elbette her özel gün gibi bu gün de yalnızca tek günle geçiştirilecek bir içeriğe sahip değil. İçi dolu. Dışı da dolu. Hem de şiiri düşman gören siyasetçilerle. Siyaseti ‘kötü’ eğitim sanıp öğretmenlik taslayan diktatörler ne yazık ki hiçbir şaire ilham veremeyecek. Çirkin ruhları ve yüzleriyle ‘ucube’ olmayı asıl onlar becerecekler.
Şairler bir sussun, şiirler kenarda dursun, yüzyıllardır şairlere, şiirlere sahip çıktıkları için asıl okurların Dünya Şiir Günü kutlu olsun.
küçük İskender
YORUMLAR