Yıllar sonra belgeliğimde karşıma çıktı...

Ona bu kez sadece aşağıdaki ara başlıkları, aşağıdaki 3 ve 5 sayılı dipnotlar ile bu yazının son tümcesini bilgi olarak ekledim.

12 Eylül Dönemi ve öncesi liselere kadar inen kanlı kargaşa döneminde çekilen ergen acılarını, günümüzün çoğu insanı kavrayamaz…

Erhan’ın şiirlerinde bu acılar çırılçıplak görünür… Günümüzde yeni başlayan 12 Eylül Davası’na da tanık diye çağrılmalı, bu şiirler…

Erhan 2013 yılında 55 yaşında olacak. Çok yaşasın, mutlu yaşasın Ahmet Erhan.

1984’E DOĞRU AHMET ERHAN ŞİİRİ

1958 doğumlu Ahmet Erhan şiirimize birden girdi… En önemli kitabı Alacakaranlıktaki Ülke 1981 yılında yayımlandı. Aynı yıl bu kitabıyla -yirmi üç yaşında- “1981 Behçet Necatigil Şiir Ödülü”nü kazandı. Bu kitabı daha sonra iki baskı yaptı.

Mersinli bir ailenin beş çocuğundan biri olarak Ankara'da doğan, 1962’de babasının işi nedeniyle ailecek Adana'ya göçüp 1974’e değin Akdeniz'in çeşitli kentlerinde büyüyen Erhan; daha sonra Ankara'da okudu…

1982’de Yaşamın Ufuk Çizgisi ile Akdeniz Lirikleri’ni çıkardı. Gördüğü geniş ilgi üzerine Can Yayınları onu daha 26 yaşında “toplu şiirleri dizisi”ne aldı: İlk üç kitabıyla birlikte Sevda Şiirleri (1984), Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin (1984), Zeytin Ağacı (1984) kitaplarını Kuş Kanadı Kalem Olsa (1984) adı altında bir kitapta topladı. 

Bu altı kitabıyla şimdiden 154 şiiri var Ahmet Erhan'ın... Üstelik bunların içinde çok uzunları (çok parçalı olanları) var. Erhan 16 parçaya bölünmüş, 12 parçaya bölünmüş, 32 parçaya bölünmüş çok uzun şiirler yazmasını da seviyor.

Uzunuyla, kısasıyla, hemen hepsi birbirini yineleyen, duygulu (lirik), güzel şiirler bunlar. Erhan, kitaplarında konu birliği de gözettiğinden, altı kitabı içinde dört beş vadisi var.

Hepsi de birbirine toprak yollarla bağlı. Böylece Erhan; ilk kitabıyla 1980 öncesi kargaşa dönemi acılarını yoğunca yaşayıp, sonra karabasanlarla ölümleri atlatarak Yaşamın Ufuk Çizgisi'nde (1982) bir dinginliği ararken, Akdeniz Lirikleri (1982)’nde doğaya, Sevda Şiirleri (1984)’nde sevgiliye sarılan, Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin (1984)’de bunlardan koparak bunaltıya dayananların (gene ölümün yanı başının) şiirlerini yazdı. Bu ve son kitabında (1984) ise önceki şiirlerini iyice yinelediği söylenebilir…

Altı kitap altısı da acılı, düşündürücü, duygulu, tanıdık ve ayrıntılı bir iç evrenin şiir serüvenleriyle dolu. Turgut Uyar gibi dirimci; ama delikanlılığından ötürü henüz daha az yoğun, ondan daha geniş ve açık. Bir içvurumcu o da.

154 şiiri arasında 2'si onun on sekiz yaşından geliyor… 5’i  yirmi yaşından… 49’u yirmi bir yaşının… 15’i yirmi iki… 15’i yirmi üç… 46’sı yirmi dört… 22’si de yirmi beş yaşından (1983 yılından)...

1980 ÖNCESİ GENÇLERİN ÖLÜM DUYGULARI

Ahmet Erhan'ın şu yıllardaki şiirimizde özelliği, böylece, sevilen genç bir ozan olması.

Ama asıl önemli yanı Alacakaranlıktaki Ülke'de, 1980 öncesi ergenlerini birbirine öldürten o dönemin genç psikolojisini, başarıyla, acılarla, doğallığıyla şiirlemesi. O yıllarda o günler için çok şiir yazıldı. Ama onların hemen hepsi; ölümü yücelten, devingen şiirlerdi.

O görev şiirlerinde korku yoktu! Umut doluydu. Ahmet Erhan’ın 23 yaşındaki ilk kitabı ise yaşamı hep alacakaranlıkta gören o kargaşa ergenlerinin üzerine sinmiş ölüm korkusunu öne çıkarıyor, "Bugün de Ölmedim Anne”(s. 33, 37) diyebiliyor.

Yaşama doymamış bu çocukların teker teker arkadaş ölümlerini (kefenlenmelerini, törenlerini) yaşayarak, ölmeden ölmeleri, geceleri odalarında karabasanlarla erimeleri, gene de yüreklerini kalkan bilip (sayfa 37) sokaklarda yürüdükleri, kahvehanelerde ürküntülerle oturdukları ezgileniyor. Ölümden kurtulmak için ölümü bile düşündükleri... Kentten kaçış düşünceleri... Kitap, böylece "bir çağı sürükleyen duyguların” (s. 91), çığlıklarla birden erginleyen ergenlerin iç dünyası. Bir gencin, o zaman kan içinde yazdığı acılı kuşağının gerçek günlüğü. Ölüm çığlıklarından arta kalan şiirler.

Kitap, doğaçtan da yazılmış gibi. "Ve boşanmayı bekleyen bir konuşma isteği dilinde" (s. 9, 77). Bol yinelemeli. Sayıklar gibi. Duygusal. Öykücül. Düzyazı şiir değil ama, düzyazısal gür dili var kitabın.

Tarihsel bir dönemi, dokunulmamış iç dünyasıyla, nerdeyse tek başına belgelediği için, çok önemli bir kitap.

ACILAR SONRASI YENİDEN DOĞUŞ

Yaşamın Ufuk Çizgisi (1982)’nde ise, artık o acı günler geride kalmış, ama o günler hiç unutulmamıştır. Böylece, ilk kitapla bu kitaptaki 46 şiir, gerçekte tek bir acının şiiridir. İlk kitapta yaşamı özleyen ergenlerin, sonra o tufandan birden kurtulsalar bile, yaşam kırgını olarak yaşamaları, bu arada doğayı özlemeleri...

Ozan, buna bir simge olarak da, memleketi olan Akdeniz kıyılarını alır "ana rahmine yeniden döner gibi" (s. 87)... Denizi, gökteki ayı, portakal bahçelerini çok sever...

İkinci kitap bu anlamda bir dinginliği arar. Unutmayı dener… Bir yeniden doğuşu arar dünyaya... Kentten kaçışları içerir… Kaçamaz ama “kaçış şiirleri”dir boyuna. İki kez yeni doğmuş olarak, boyuna mutluluğu sorar.

Şiirde ilk kez ölümden soluk alıp çevresine tek tük göz atar. "Oturup Bir Kıyı Kahvesi"ne doğaya bakar. Bir “Sevgili” yaşar. “Çerçi” şiiri yazar ilk kez. Akdeniz kıyılarındaki sıcak çocukluk anılarına döner. Bu arada da, ilk kitaptaki gençlerin neden öyle yaptıklarının arka penceresini sezdirir: İşsizliği, yoksulluğu, kenar mahalleleri...

Bütün bunları da, gene  bire bir anlamla, apaçık güzel benzetmeler ve taze buluşlarla dizeleştirir. Yinelemeli. İçtenlikten taşan… Boyuna söylüyor!.. Dökülüyor şiir ağzından.

Karabasanlardan, ölümden doğan bir ozanın şiirleridir Yaşamın Ufuk Çizgisi.

DOĞAYA DÖNÜŞ

Akdeniz Lirikleri ise daha önceki iki kitapta zaman zaman görülen kaçış isteklerinin, doğa’ya kavuşmasıdır...

Doğa burada mavi Akdeniz kıyılarıdır. Şiirin yüzünü gün ışığı dalar (s.160) artık… "Bedeni yağmur altında yıkanan bir çakıltaşı"dır (s.160)…

Şiir, orada dinginlikle, sıcaktan uyuşmuş gibi gerinip esner…

Nitekim bu şiirler kısa ve az dizelidir. Ozan, bunlarda kısa kısa doğaya uzanıp, dünyayı merakla, zevkle dinler. Yaşam felsefesine kaykılır. Kendisine yeni bir yaşam dengesi gözler...

Kurmaca, zorlama bazı şiirlere de rastlanır. Bire bir anlatımını sürdürerek; kısa, bol, Akdeniz tabloları çizer.

Sevda Şiirleri de, ilk kitaptaki aynı kaçışın (özlemlerin), dünyayı anlamaya çalışmanın, kendisini sevdayla aramasıdır... Tümüyle aşk şiirleriyle doludur… İpince güzellemeler, taşkın sevgiler, dil dökmeler ve övmelerle, Osmanlı duyarlığında çekici yeni sevda şiirleri okunur.

Divan şiirlerini bugünkü Türkçeye çevirmiş gibi! Yeni bir eski ozan... Ama gerçekte, ilk kitabın duygusal kara şiirlerindeki o içsellik (lirizm), burada, klasik duygusallıkla bildiğimiz coşkun yerini alıyor.

Abartılı ama inandırıcıdır bu şiirler. Yaşamın en güzel boyutlarından biri olan sevdanın acıları da, sonunda Divan şiirlerindeki gibi bütün yoğunluğuyla yaşanır.

Ama, dünyanın anlamını, kargaşa (toplum) baskılarından nice sonra bu kez  de aşk acıları sorgulatır!.. “Ben dünyanın yitiği, yaşamın üveyoğluyum / Acıyım, acıdan da öte bir şeyim belki " (s.192) dedirtir… Artık yaşam, "irin ve şiir"den (s.193) başka şey değildir...

Şiir, coşkun içselliğiyle bu kitapta, öncekilerdeki düzyazısal şiirliliğinden
kurtulur, yakışığı olan sesle de zenginleşir. Kırık dizelere çok başarılı bazı örnekler de verir.

YENİ FIRTINA: BUNALTI

Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin ise, "uzun dinginliklerden sonra gelen fırtına”dır (s. 223)… 32 parçalık ilk şiiri "Sonun Sonsuzluğu"nda, dünyadan büyük bir düş kırıklığı boşalır!..  “Dünya bir alıcı kuş gibi”dir (s. 226) “bu irinler dünya”sında (s. 224)!..

Ahmet Erhan, bu uzun mutsuz dizelerinde, Amerikalı sinema oyuncusu ve yöneticisi Sylvester Stallone gibidir artık. Şiirimizin Rambo’su… Kendini ve dünya tutsaklarını  kurtarmaya gönüllü.  Ama nasıl?.. Küskün ve patlamaya hazır. Gösterişli ve haklı. Duygusal ve akıllı.  Döğüşçi ve barışçı.

Doğal  duygular, düşüncelerle baştan başa örülü. Konuşma dili ve mantığından içtenlikle yararlanma. Yaşam felsefesi iyice belirmeye başlamış ama intihar sözleri eden bir şiire evrilmiş! Havva’nın (Kybele’nin) son oğludur yüzyıllardır (s. 249, 253, 261)! Oysa ölümden doğmuştur; özlemle doğayı, sevgiliyi, toplumu yaşamıştır…

Genç yaşında dünyadan düş kırıklıklarına uğramış bir kitap bu. Yeniden ölüme (bu kez bunaltıya) yaklaşmış bir vadi.

Ama Ahmet Erhan; bütün bunları incelikli,  ama gene de anlaşılır ve klasik duyarlıkta yaptığı için,  zevkle (acıyla) okunur. Yinelemeler (uzatmalar)  bile yıldırmaz okuyucuyu. Sıcak yalınlık yaşar. Kendini apaçık bulur herhalde söylene söylene… Şiirler, sonra sonra, çağımızın bunaltısını saptamaya da dönüşür! "Yurdum Gibi Yaralıyım” şiirleri de okunur.

Zeytin Ülkesi ise önceki şiirleri iyice yineleyen bir kitap!.. Bir önceki kitapta yer alan orta halli düzyazı şiir de öyleydi, onun gibi. Artık hep aynı umarsızlığı öğütüyordur. "Gitgide kendini biraz daha deşen şiir”dir (s. 309) azar azar... Yeni konular da arıyor gibidir.

Böylece Kuş Kanadı Kalem Olsa toplu şiirler kitabıyla Ahmet Erhan, bir gencin kendini dünyada aramasıdır. Yaşam acılarıyla baştan başa güzel olan bu şiirler gençlerin,  ergenlerin seveceği bir kitaptır.

Yaşlılar da onda ayrı şiir tadı bulacaktır.
Ama yürek burkan toplumsal-politik bir tat.    

NOTLAR

(1) Ahmet Erhan 1972’de ara verdiği öğrenimini 1976’da Ankara’da bir akşam lisesinde sürdürür, 1980’de bu liseyi bitirip Gazi Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okur: Ahmet Erhan, Alacakaranlıktaki Ülke, 2. baskı, Lir Yayınları, Ankara, Nisan 1982, 93 sayfa.  Ay.bak. Yaşamın Ufuk Çizgisi s. 61, Kuş Kanandı Kalem Olsa toplu şiirler kitabının arka kapağı.

(2) A. Erhan, Kuş Kanadı Kalem Qlsa, toplu şiirler (altı kitap), Can Yayınları, İstanbul, 1984, 334 sayfa, 154 şiir.

(3) Bu yazıdaki göndermeler Kuş Kanadı Kalem Olsa adlı toplu şiirler kitabından yapılmıştır.

(4) Bu şiirlerden 16’sı, H. Gösteri dergisinin Ocak 1983 sayısında "Deniz Kızı İçin Şiirler" başlığı altında yayımlanmıştı. Adı geçen derginin Kasım 1982 - Mart 1983 sayılarındaki toplam 37 ozandan 87 şiir içinde, bunlar en iyi 10 şiirden biri görünüyordu: Varlık, Mayıs 1983/908, T. Uçarol, "Son Sayılarıyla Dergiler: Gösteri".

(5) Ay. bak. Erdal Alova (1952)’nın bu yöndeki “Gül Çiçeğinin Anlattıkları” adlı şiiri üzerine bir yazı, T. Uçarol, “Ölen Gençlerin Anlattıkları”, Soyut, Ağustos 1976/94. --- Ay. bak. aynı izlekte Hüseyin Haydar (1958)’ın ilk şiir kitapları Acı Türkücü (Ödül Alan Kitaplar Yayınevi 1981), Kara Şarkılar (Yazko Yay. 1983).  

Akatalpa, Ocak 2013  

Tuncer Uçarol
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)