Oktay Sinanoğlu, "İki öldürücü silah var günümüzde; biri silah öbürü de Film…” der. Ben de üçüncüyü ekliyorum. “Kadının Fendi…”
 
Ne zaman ki Şeytan kılığına giren bir hemcinsim bir ülkeyi ziyarete gider, o ülkenin başına olmadık işler gelir. İyilik Meleği lakaplı Angelina Joly de bir memlekete gitti mi oranın işi bitik, kıyamet yakın demektir. Kosova, Saray Bosna ziyaretinin senaryosu malum. Filmine bakın! Suriyeliler için birkaç kez geldi gitti. Sonuncuda Cumhurbaşkanımız da onu karşılamaya gitti. Daha öncekinde ise; İçişleri bakanımız makamında ağırlamıştı kendilerini… Bu ne demektir:
 
“Bye Bye Türkiye…”
 
Hani bizde bir inanç vardır. Eğer bir Bay Kuş evinizin çatısına konup öttü mü, işinizin bittiğini, başınıza geleceği bekleyin. Baykuşun uğursuzluğuna inanılır ve yaklaştırılmaz evlere. İşte bu BayKuş hanım da öyle bir şey… Silah, yani Film… Marlyn Monreo da Vietnam’a gitmişti bir zamanlar…
 
Bye Bye Türkçe…
 
Bugünlerde yıllar önce gördüğüm bir karabasanı anımsıyorum. Ateşler içinde uyuyakalmışım. Korku içinde uyandığımda kendimi 40 yıl sonraki İstanbul’da buluyorum. Zaman değişmiş, sokakta yürüyorum, tüm dükkân adları İngilizce. Girip bir dükkâna soruyorum: Bu dükkân kırk yıl önce de vardı, güzel bir adı vardı; Gül Bahçesi, Şimdi ‘Beauty Land’ olmuş, der Sinanoğlu aklımda kaldığına göre. “Sahibi Amerikalı mı? El mi değiştirdi?”
 
“Hayır” der dükkâncı, ”o zaman babam vardı, ben oğluyum.”
 
Sinanoğlu, ilimi bilimi bir yana bırakıp ‘Türkçe de Türkçe’ diyor. Demesiyle de bazılarını kızdırıyor. “Git işine Hoca!” diyenler bile çıkar. “Türkçe giderse kimliğiniz de kaybolur” diyor. “Olsun, Orta Asya’dan gelen o kimliğimiz de gitsin!” Neyse ki Türkler şanslı, insanlar istemedikçe Avrupalı bu kimliği yapıştırır yakasına…
 
Dilim dilim, benim güzel dilim, dilim olmaz ise bana ne lazım ilim bilim, dercesine yana yakıla dolaşıyor dünyayı. İçi yaralı, kendisini işe almıyor, işinden çıkarıyorlar zekâsını çekemeyenler belli ki. Hangi coğrafyalarda ne kadar insan Türkçe konuşuyor, dilinin ne kadarı kaybolmuş, ne kadarı kalmış, tespite çalışıyor. Üzüntülerini “Bye Bye Türkçe” yapıtında dile getiriyor, belki halk uyanır diye. Ne yazık ki halkı horul horul uyuyor, Amerikan rüyasına yatmış genci yaşlısıyla. Oysa Amerika burada, İncirlikte içimizde, diretiyor BOP’un yeni sınırlarını.
 
Size bir şeyler anımsatıyor mu Lawrence adı! Yemen’de Suriye’de Arapları üzerimize kışkırtan o ünlü casus… İşte o adamın anadili baş tacı edilerek Atatürk’ün uyarıları silinmiş kafalardan. Dedelerimizin ciğeri sızlamıştır bir kez daha. Onların ciğerini söktüren adamın dilini yerleştirmekteler ağzımıza. Köylü bile “Bye” diye vedalaşıyor birbiriyle.
 
Bir devlet büyüğümüz bildiği birkaç İngilizce sözcüğü yalan yanlış TV’ kanallarında çekinmeden Türkçeye eklemeye çalışıyor. Şükür ki halkın ağzında dikiş tutmuyor. Acaba kimin aferinini almak istiyor sayın büyükler? Çocuklarına İngilizce diliyle eğitim aldırdığını övünerek söyleyip bu kadim dilimizi aşağılayarak, Türkçe severlerin içini sızlatıyorlar. Eminim farkında olsalar bu denli yanlışı yapmaz kendini zayıf göstermezler. 
 
Beyin yıkanma, farkındalığın silinmesidir. En temiz, yalansız riyasız toplumda bile “evet” yerine “yes ya da okey” denmesi marifet sayılmakta. Giderek dilimizi basitleştiriyor yetkili ağızlar. ‘Legal diyeceğine ‘yasa’ ‘illlegal’ yerine yasa dışı, desen olmaz mı sayın Başkan? Kompüter yerine o güzelim sözcüğümüz ‘Bilgisayar.’
 
Çanakkale’de Yemen’de can veren dedelerimizin ciğerini bir kez daha yerinden söküp atıyor düşmanlar. ‘Batılı Dünya Düzeni’nde Araplar birbirlerinin saçını başını yoluyor, dost bildikleri Lavrensgil uzaktan seyrediyor olanı biteni. Arapların birbirinin ciğerini nasıl söküp petrol kuyularına attıklarını, sırtlarında bomba patlattıklarını seyredip gülüyor, çöl masalı yazıp film çekiyorlar inanın.
 
Bu yazıyı oluştururken son olay Suruç kanımı dondurdu. İşte silah, işte Film, İşte Angelina Joly… O da senaryosunu yazıyor, yardım fonu yolda mı yoksa… İçinde ne var çocuklara şeker ve bebek… Keşke o çocuklar şekersiz kalsaydı da tek evlerinde yataklarında huzurla uyusalardı. Türkiye sokaklarında horlanan itilen kakılan dilenci olmasalardı. Ama Angelina Joly içlerinden bir tanesini evlat edinmiş, yetmez mi? Bir kişi bir kişidir.
 
Değerli Oktay Sinanoğlu, “milyarlarca insanı yöneten -Yeni Dünya Düzeni Krallığı, Küreselleşme-“ gizli değil diyor. Dünyanın yarısı, bu güçlere çalışıyor. Milletler, aileler çocuklarını yüz binlerce lira harcayarak okutup onların hizmetine vermek için yarışıyor. Uyananlar bir bir yok ediliyor. Kimsenin kafası Şeytan’ın kafasına yetişemiyor. Madenler ellerinde. Sen ağzınla kuş kapsan bir yere gelemezsin. İzinler, büyük ağızlardan, ötelerden geliyor… Sinanoğlu diyor ki; mütevazı olmama gerek yok, ben bir bilim adamıyım ve Yale Üniversitesini birincilikle bitirip ilk genç Prof unvanını aldım. Sonuç; her gittiğim yerde beni işimden kovdular. Ben de peşine düşmedim. Sosyal bilimlere döndüm ve ülkemi çok seviyorum, dilimi seviyorum.
 
Batı’nın öngördüğü “Türk imajını” değiştirmem gerekir. “Yabancı dil ancak ders olarak okutulmalı, isteyen yabancı dilini ilerletip onu kendine meslek edinebilir. Ancak Anadil’de eğitim çok önemli. Bu yanıyla Kürtler bilinçli, ana diline sahip çıkmak istiyor, Türkler bu konuda duyarsız ve bilinçsiz. Böyle giderse yakın gelecekte Türkçe kaybolacak. Bakın Hindistan’a! Kaybettiği diline sahip olmak için perişanları oynadı günümüzde. Dilini yani özünü kaybedene saygı duyulur mu? Duyulmaz. Bir memleket ya da toplum düşünün anadilini küçümsüyor. Türk okuluna gidenler küçümseniyor. Türklük, diliyle birlikte kendini yok etmeye hazır. Şeytan aramızda, elli ayaklı ancak onu görebilene aşk olsun! Kâh burada kah orada Gülen yüzü, şirin diliyle, karıştırıyor ortalığı…
 
Amerika’nın son hali, Wall Street ve ünlü bankaların ortakları, bu ne şiddet bu celal! Oktay Bey diyor ki; Morgan Bank’ın gelmişini geçmişini inceleyin. Ortaçağ’da kurulan İllümünati’yi inceleyin, dünyada hiç yoktan çıkarılan savaşları inceleyin. Araştırın, kulaktan duyma olmayın. Ey yüce Türk Milleti, dolduruşa gelmeyin. Cemaatler üstü Cemaatin atadığı liderler, genel müdürler, beyninize üflediği sağ sol, laik dinci, ilerici gerici sloganlara kanıp birbirinizi yok etmeyin. Savaşa karşı durun, dilinizi kaybetmeyin ona sahip çıkın. Kendiniz olun, değerlerinizi koruyun. Varlığınızla toplumunuzla geçmişinizle övünün. Size öğretilen size dayatılanları (Dayatma Kâbusunu) yaşamayın. Atatürk ilkelerine sahip çıkın. Onun için “dine karşı” diyenlere karşı çıkın. Okullarınızı Türkçe eğitimle yürütün. Nizam ül Mülk’ü öğrenin!..
 
Oktay Sinanoğlu’nun kafasında yüzlerce binlerce bilgi… 26 yaşında profesör olmuş, Türk Üniversiteleri dahil dünya ona iş vermiyormuş. Fen’i bırakmış, sosyal bilimler dalında milletini aydınlatmaya çalışmış. Eh hoca ne diyeyim sana! Şu Yale Uni’de dünyanın ilk genç Prof'u olmak kolay mıydı? Neyin bedelini ödettirdiler sana? Oysa Prof’um diye geçinenlerin kasıntısını gördün, yaşamla dalga geçtin, parayla işin yoktu. Nur içinde yat…
 
Oktay Sinanoğlu, eceliyle mi öldü, yanlış tedaviyle mi, kahrından mı? Türkiye’nin yetiştirdiği ender bilim adamlarındandı. (18 Nisan 2015), Ünlü şarkıcı Esin Afşar’ın abisiydi. Sinanoğlunu okuyup Amerikan rüyasından uyanmalı…
 
 
 
Sultan Su Esen
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)