1. Borulu bir gramofonda Denizkızı Eftalya

             Ben Eftalya’yı bilmem Niko

             Rakıma karışan ince bir Rumca

             Yasaklı sıcağını arar gecenin sol anahtarında

             Zulasında Bizans’tan kalma yürek çarpıntıları

             Göbek adı çoktan unutulmuş Pera  

             Tef şıngırtılarında açılıp saçılan yosma

             Belki kaçırılmış Harem’in çinili odalarından

 

             Niko ben sana kurşun sıkamam…

 

 

         2. İstavrozu yaslı komşunun kızı 

             Arapça katardı Rumca şarkılarına

             Portakallı avluyu sarardı hışhışlı sesi

             Vurgundu birilerine yalandan da olsa

             Her dilde sevdalı Antakya göğü

             Kendine saklardı çocukluğumun güneşini

             Şimdi yerinde olmasa da asmalı çardak

             Havuzun suyunda unutulan aşk    

 

             Niko ben sana kurşun sıkamam…

 

 

         3. Budapeşte’nin sisli mart gecelerinde

             İlk öptüğüm kim son öpüm kimde

             Keskin bir bıçak ağzı Donati Sokağı

             Rum kırması Steryani süt dudaklı daha

             Birbirimize sarılarak ısıtıyoruz karanlığı

             Ne şarap ne günah bu saatten sonra           

             Kendi kendine düşüyor kırmızının gagası

             Susuyor yazgısı karlı kan

 

             Niko ben sana kurşun sıkamam…

 

 

         4. Den Haag Madurodam’ daki Den Haag kadar

             Kardeş payı Themelis’in doğum pastası

             Bildik bir şarkının nakaratlarında

             “Çadirimin üstüne şip diye damladi

             Allah canimi almadi almadi “

             Akdeniz dalgalarından çalınma bir çalgıda

             Halay mı sirtaki mi ayaklarımıza dolanan

             Kollar kanatlandı kanatlanacak

             İkaros’un güneşli masalına

             Vur dizini yere vur erkekçe

             Haydaaaa … yassu vre- hoplesss

             Şarkılar belki daha kalıcı dostluklardan

 

             Niko ben sana kurşun sıkamam…

 

       5.  Kuşdili masallarından kurtulan Anka

            Yumurta akı beyazlığına bırakmış kanatlarını

            Alp karlarının sütyensiz akşamlarında

            Viyana sarhoş bir nokta dünyada

            Aşk-revan içinde dağevinin barı

            Gecenin utancı unuttuğu an

            Paylaşılamayan bir düş yaşam

 

            Niko ben sana kurşun sıkamam…

 

       6.  Geç akşamlanırdı Delft suları   

            Hollanda geç başlardı yağmurlu şarabına

            Kıt ekmekli günler olmuştu çocukluğumuzda

            İstanbul’u anlatırdım sana

            Siyah kıvırcık saçlı Aleksandra’yı

            Öpüp başıma koyardım Kalyoncu Kulluğu Sokağı’nı

            Ne İsa’ nın çarmıhlanmış bedeni 

            Ne de ezanlı minarelerin dik sesi

            Üzülürdük Anadolu Savaşları’na

            Yazık değil mi bre onca kana

            Delikanlıca tokuştururduk kadehlerimizi

            Nasıl da tükeniyor zaman

 

            Niko ben sana kurşun sıkamam…

 

 Sabahattin Yalkın

Gerçekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)