Türklüğün milli bir bünye olarak ilk defa MS 5. yy'da Altaylarda zuhur ettiğini düşünenler için Eskiçağ'da veya tarih öncesinde bu milliyetten birilerinin bulunduğunu anlamak çok zordur. Ancak, bir Hint-Avrupa -dil- ırkı varsa, tabii olarak bunun dışında ve komşuluğunda bir Ural-Altay -dil- ırkı da vardır ve bu ırkın ortadaki ve en büyük kesiminin sonraki Türklerin ataları olarak en azından Ön-Türkler şeklinde adlandırılması gerekir.

Antropoloji ilmi MÖ 3. binyılda Altay dağlarında Oğuz tipinde bir ırkın varlığını haber veriyor. Buranın kültürü İrtiş üzerinden Güney Sibirya'ya yayılmış, ortak bir kültür çevresi oluşmuştur. Moğolsu (Mongoloid) olmayan bu Altaylıların kuzey ve batısında, Güney Sibirya'da Moğol ırkı hâkimdi.25 Doğuda da Moğollar ve akrabalarının yaşadığını bildiğimize göre, adeta bu Ön-Türk topluluğu bir ada veya yarımada görünümündeydi. Dolayısıyla sonradan, tek ihtimalle batıdan geldikleri anlaşılıyor. Onların batısındaki Moğollar MÖ 2. binyıl başlarında kovuldular ve yerlerine batıdan Altaylılarla aynı bir kavim geldi. Böylece Urallardan Orhun kıyılarına kadar tek bir ırk ve yüksek kültürünün hâkim olduğunu görüyoruz. Bunların tamamı gelecekteki büyük ve yaygın Türk ırkının ataları idiler.26

Prof. Dr. Osman Karatay

Genel olarak Türklerin Altaylarda türeyip etrafa yayıldıkları kabul edilir, ancak beyaz ırktan olmaları sebebiyle beyaz kütleden koparak oraya gitmiş olmalarının gerekliliği ve Batı Sibirya'da aynı dönemde aynı özelliklerdeki akrabaların bulunması, Né-meth'in dil delili de eklenince bu konu üzerinde tekrar ve iyi düşünmeyi gerektiriyor. Türklerin anavatanının doğuda değil, Togan'ın ifadesiyle Tanrı dağları ve Aral arasında olduğuna şüphe kalmıyor.27 En eski Türk destanlarında da Isık Göl ve Çu havzası Türklerin anayurdu olarak geçer ve buraya Aral-Hazar kenarından gelmişlerdir.28 Belirtildiği gibi, yerinden oynayan taşları tekrar yerleştirmek gerek. Türklerin ilk yurdu Batı Sibirya ve Kazak bozkırlarında, belki daha da batıdadır.29 Buradan, belki daha batıda Kuzey Kafkasya'dan doğuya gittiler, son 3000 yıldır da geri dönüyor ve sürekli batıya göçüyorlar.

Türklerin geleneksel coğrafyalarından uzak yerlerde ve oldukça eski zamanlarda bulunan izleri artık üstünkörü ve duygusallık kokan birer varsayım değil, mesnetli delillerle ispatlanmış birer kuram, hatta gerçek haline gelmiştir. Bunlardan en önemlisi Sümerlerdir. Tarihin başlangıcı kabul edilen medeniyetin kurucusu (MÖ 3000'den itibaren) bu halkın dilinde 168 kelimenin Türkçe asıllı olduğu biliniyor.30 Bunlar kesin bildiğimiz kelimeler. Bu sayıyı daha da artıranlar vardın. B. Hommel Sümercedeki 350 kelimeyi Türkçe kabul eder.31 Her halükarda, günümüzdeki herhangi bir dilin oluşumu hakkında sarih bilgimizin olmadığı bir zamanda, bundan 5000 yıl önce Türkçenin izlerine rastlanıyor. Sümer tabletleri sayesinde Türkçe aynı zamanda günümüz dilleri İçinde en eski yazılı kalıntıları olan dil haline geliyor. Tuna'ya göre 'en pinti hesaplamalarla’ Türkçenin yaşı 8500'dür.32 Ancak Türkçe’nin 'lir' ve 'şaz' dillerine bölünmesinin33 MÖ 3500'de olduğu şeklindeki tespiti bu konudaki genel kabullerle uyuşmuyor ve çok erken görülüyor.

Dilbilimci Tuna'ya göre Türkler en az MÖ 3500'lerde Türkiye'nin (Anadolu'nun -GE) doğusunda idiler.34 Tuna'nın bu Türk varlığının coğrafi sınırlarını açıklayacağını ifade ettiği araştırmanın sonuçları yayınlanmadığı ve bu alanda başka bir çalışma bulunmadığı için, bu “doğu'nun neresi olduğunu belirtmek şimdilik zordur. Bu durumda, bütün müphemliğine rağmen, aşağıda Sakalar bahsinde vurgulanacak olan Doğu Anadolu'nun soy hazinesine Türk katkısının başlangıcını birkaç bin yıl daha geri almak durumu hâsıl oluyor.35

Sümerlerdeki bu dil delilinden yola çıkarak onların Türk olduklarını söylemek acele bir hüküm olur. Ancak Türklerle ilgi ve büyük ihtimalle yakın bir akrabalık veya iç içelik durumu kesindir. Tıpkı Elamların ve Kutların36 (Gut) dillerinde olduğu gibi. Ural-Altay dil ailesinin ortada bulunan ve en geniş alana yayılmış üyesi Türkçe ile başta İber yarımadasındaki Baskların lisanı olarak37, kimi dillerin ilgisi konusunda yapılan çalışmalar ilginç neticeler doğurmuş, Eskiçağ'ın Etrüsklerinden38 Ari ırkın kurbanı Kızılderililere kadar pek çok ulus ve topluluğun Türklerle akraba veya ilgili olduğu yönünde fikirler ortaya çıkmıştır.39

 (…)

DİPNOTLAR

23- Vinski, “Uz Problematiku”, s.5. Bunu öncülleri ve eklentileriyle birlikte Andronovo ve Srubnaya kültürlerinin etkileşimi olarak vuzuha kavuşturmalıyız.

24- Vinski, “Uz Problematiku”, s.16.

25-Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, S.3-4.

26- özel, İslamiyetten Önce, 8S.4.

27-Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, S.10.

28-Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, S.17.

29-Bize 15 yıl önce işbu cümleyi yazdıran hisler, daha sonraki çalışmalarımızda da yönlendirici oldu. Németh'in kuramı esas ilham kaynağımız olmamak ve başka ipuçlarından yaklaşık aynı noktaya varmak üzere, ilk baskısı 2011 yılında yayınlanan Türklerin Kökeni kitabımızda anafikir olarak Başkurdistan ve çevresini Türk türeneği, yani bildiğimiz manada Türk tipinin ilk çıktığı yer olarak önerdik.

30-Tuna, Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dilinin Yaşı, muhtelif yerler.

31-Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, 5s.12.

32-Daha önceki bir çalışmasında Türkçenin başlangıcını daha ayrıntılı bir tarihle M.Ö. 6386'ya koyar (Tuna, Altay Dilleri Teorisi, 5.54). Biz, içinden Türkçenin doğduğu ana dilin belki çok daha yaşlı olduğundan kuşku duymamakla birlikte, ‘Türkçe’ olarak tarif edilmiş bu kadar yaşlı bir dilin aradan geçen bunca zamanda bütünlüğünü koruyamayacağı gerçeğinden hareketle itiraz ediyoruz. Zira M.Ö. 4000 civarında Bangladeş ve İrlandalıların atalarının aynı dili konuştuğunda bugün neredeyse bütün dünya hemfikir ama zaman zarfında sürekli ayrılmalarla yepyeni diller ve aileler ortaya çıkmış. Türkçe için bunun olmamasını düşünmemizi gerektirecek bir sebep bulunmuyor.

33-Çoğunlukla üzerinde anlaşılan tarih olarak günümüzden 2500 yıl önce Türkçe doğu ve batı arasında ikiye kırılmış, başlıca farklılaşma olarak doğudaki '2' sesi batıda 'r’, ‘ş’ sesi ise ‘I’ ile telaffuz edilmeye başlanmış, daha başka ayrışmalar da meydana gelmiştir. İlerdeki metinlerde bu konuda ayrıntılı bahsedilecektir.

34-Tuna, Sümer ve Türk Dillerinin, s.49.

35-Daha sonra Feridun Ağasıoğlu'nun çalışmalarına aşina olunca, “Türkiye'nin doğusundaki bu coğrafyayı görme imkânını bulduk. Birbirinin yaklaşımına tamamen yabancı ve zıt olan bu İki bilim adamını buluşturmak bize düştü. Sıkı bir Altaycı olan Tuna, tarihçi olmadığı için Subar meselesinden habersizdi ve Türkistan'dan beriye bir göç önerdi; Altay kuramını şiddetle reddeden Ağasıoğlu ise Türkçenin oluşum aşaması ile fazla meşgul olmaksızın, eski Ortadoğu'da bulunan ipuçlarınan tamamını Türkçe devri içinde değerlendirdi ve burada bir anayurt önerdi.

36-Balkan “Kutça ile Türkçe Arasındaki Benzerlik” başlıklı makalesinde bu konudaki veriyi inceler.

37- Bunun için bkz. Koşay, “Dil Mukayeseleri”, s.84. “Bask Dili ile Türkçe”, s.92.

38-Bugün hayli eser yazılmış olmakla birlikte, ilk Adile Ayda'nın çalışmaları akla gelir: “Etrüskler Türk mü idi?”, “Etrüskler Türk idi” ve “Tursakalar: Türklerin İlk Ataları”. Etrüsk-Türk bağlantısı kesinlikle incelenmeye değer bir konu olmakla birlikte, biz biraz sözlük gezintisi yaptıktan sonra bu halkı doğrudan Türk olarak betimlemenin mümkün olmadığı kanaatine vardık. Vaki gözüken şey, bir şekilde iki topluluk arasında ilgi olduğunu düşündüren ciddi dil bağlantılarıdır, yoksa bir dilin diğerinden gelmesi değil.

39-Son yıllarda hayli popüler bir konu olan Kızılderililerin Türklüğü meselesi battal ve zeminsiz bir tartışmayı içeriyor. Türkçenin karşılığı olan bir Kızılderili dili bulunmaz; birbirini hiçbir şekilde anlamayan dillerden oluşan (Kuzey Amerika'da) en az üç dil ailesi ve yüzlerce dil vardır. Tartışılabilecek olan şey bunlardan herhangi birinin tarihin bir döneminde Türklerle bir şekilde ilişkisinin olup olmadığıdır. Örnek olarak alıntılayacağım çalışma Ahmet Bekmuradov'un Amerikanı İlki Bolup Kim Açıpdır ya da Türkmennama Giriş adlı küçük hacimli eseridir. Bu konudaki ilginç savlarla doludur. Buna göre, Beyaz yayılmacılığa karşı en dirençli ve savaşçı kabile olarak tanıdığımız Siular (Sioux) dil açısından, Alman bilgin O. Rerig'e göre, Türklerle akrabadırlar. Bekmuradov'a göre Amerika'yı ilk keşfedenler Türklerden öte Oğuzlardır. Kaşgarlı Mahmud 'Cabaraklar” adlı bir Türk boyunun Çin'in ötesinde yaşadığını ve aralarında çok büyük bir deniz bulunduğunu söyler, Bu, 24 Oğuz boyundan biri olan Yaparlılara işaret eder. Çin'in ötesindeki büyük deniz Büyük Okyanus'tur. 14. yy'dan Reşidüddin ve 16. yy'dan Salır Baba adlı tarihçiler Oğuzların bu boyunun büyük bir suç işledikleri için Oğuz Han tarafından ölüme gönderildiklerini, kuzeye çok uzaklara giderek hiçbir iz bırakmadan kaybolduklarını belirtirler. Böyle bir kardeş kavgasını hatırlatır şekilde, Rus tarihçi Gumilyov'un bahsettiği, birbirleriyle uzun süre savaştıktan sonra birdenbire ortadan kaybolan Kuzey Hunlarının Oğuzların bu boyu olması mümkündür. Nitekim Panama'daki San-Blas takımadalarında yaşayan Hunların bunların kalıntıları olması mümkündür. Bu Hunlar 1903 yılındaki son Kızılderili İsyanının müteşebbisleridir. Soltanmuradov, "Amerika'yı İlk Kim Keşfetti”, s.19. Kaşgarlı'daki -Cabarak değil- 'Cabarka' kelimesi Japonya'nın adıdır ve sadece haritada geçer. Yoksa Okyanus ötesini, Amerika'yı anlamaya gerek yok. Oğuzların Hun çağına götürülecek bir tarihleri bulunmaz, 9. yy başından itibaren etnik bir birim olarak tarih sahnesinde görülürler. Yaparlı boyu ise tarihiliği hemen hiç bulunmayan boylardan biridir. Ayrıca Reşidüddin ve Salır Baba'da böyle bahislerin nerede geçtiği merak konusudur. Ben rastlamadım.  

Prof. Dr. Osman Karatay
Hırvat Ulusunun Oluşumu (Balkan Kimliğinde Türk Damgası), Kripto y.2016 İst. S. 32-35)
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)