Toprakla buluşan tohumlar / M. Topaloğlu
Trabzon Halkevi Doğu Karadeniz'in aydınlık yüzüydü.
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. (M. Kemal Atatürk) Alpagut Olayı, Yaşamak ve Yaşamak, Karagözün Kaptanlığı, Bu Oyun Oynanmalı ve daha nice tiyatro eserleri, kıt olanaklarla, büyük heyecanlarla ve zoru başarmanın mutluluğunu tatma aşkıyla sahneye koyuluyordu. Trabzon Halkevi, kendi eserlerini yazıp sahneye koyacak kadar yetişmiş insan gücüne sahip olmasıyla da dikkat çekiyordu. Sonradan tiyatronun oyuncuları olacak gençlerin çoğu, halkevinin ortamıyla ve tiyatroyla tanışmamış, davranış ve düşüncelerini mahalle kültürünün belirlediği, yırtıcı olmanın ve kaba kuvvetin yüceltildiği, baskıcı bir aile ortamının içinden çıkıp gelenlerdi. Yaşamlarındaki her gün tekrarlanan tekdüze ilişkiler, hoşgörüsüzlük, gençliğin enerjik dünyası ile örtüşmediği gibi dünyayı ve çevreyi tanımanın kendilerini geliştirmenin de önünde engeldi. Önceleri topluluk önünde konuşurken heyecanlanan ve sesleri çatallaşan bu gençler bir şekilde halkeviyle ve tiyatroyla tanıştıktan sonra önlerine, dünyayı, insanı, çevreyi tanıma olup bitenleri anlamlandırma adına kapılar açıldığını görerek kendilerini tiyatronun kollarına bırakıyorlardı. Oyunun seçimi ve sonrasında başlayan okuma provaları, rol dağıtımları, ezberler, dekor, mizansenler ve ardından gelen prömiyer derken sahneyle buluşan genç oyuncular, yaşadıkları dönüşüme kendileri de şaşkınlık içerisinde tanık oluyorlardı. Halkevinin kazandırdığı özgürlük ve yaratıcılık ortamı, adeta bir mıknatıs gibi gençleri kendine çekerek, yeni insanlarla tanışma kendilerini tanıma geliştirme olanağı da sunuyordu. Artık tiyatronun bir parçası olan bu gençler, seslerini ve beden dillerini de eğiterek öz güvenlerini kazanmanın verdiği cesaretle seyircilerin önünde rollerini başarıyla oynayan sanatçılara dönüşmüşlerdi. Atılan tohumlar toprakla buluşmuş, ürün vermiş ve hiç bitmeyen hasat zamanı gelmişti. Köy düğünü temalı bir skeç Tiyatronun vazgeçilmez bir yanı olarak diğer sanat türleriyle de tanışan bu gençlerin, içlerindeki potansiyel ortaya çıkmış tiyatro üzerinden yeni bilgiler de öğrenmenin kazandırdığı cesaret ve gururla çevrelerinde saygı gören, önemsenen gençler oluvermişlerdi. Yaşanan değişim cinin şişeden çıkması gibiydi. Shakespeare’in deyimi ile ‘’insanı insana insanca anlatma’’ sanatı olan tiyatro faaliyetinin içinde bulunmak hergün gördükleri dünyayı farklı bir bakış açısıyla görmek, gençleri dünya, ülke ve çevre sorunları hakkında da bilgi sahibi olmaya, düşünmeye ve yorumlamaya yöneltiyordu. Gerek içerdeki gösteriler gerekse çevre illere yapılan turneler ile kıt olanakların zorunlu kıldığı dayanışma ve birlik duyguları güçlü arkadaşlıkların da kapısını aralamıştı. Bu olanaklardan yoksun olmak, sokakta kalmak, eğitimsizlik, cehalet ve her her türlü suça yakın olmak anlamına da gelebilirdi. Artvin Halk Dansları Fotoğraf kursları, halk dansları vd. etkinliklerde de durum farklı değildi. Yurdumuzun dört bir köşesinin yerel kültür örnekleri olarak ondan fazla halk dansları başarıyla sahnelenebiliyordu. Gençler tüm enerjileri ile bu geniş kadronun ana gövdesini oluşturuyordu. Kültüre sanata gönül veren yöneticiler için her yörenin halk danslarına ait kostümleri, enstrümanları dansçılarla buluşturup gösterilere hazırlamak özveriyle yapılan sıradan işlerdi. Genç kızların, delikanlıların birlikte katıldıkları kültür sanat çalışmaları ve halk dansları, yeni dostlukların kurulduğu ve günümüze dek süregelen arkadaşlıkların temellerinin atıldığı etkinliklerdi. Halkevinin sağladığı ve doğal olarak her gencin istediği özgürlük, güven ve anlayış ortamında kültür sanat etkinliklerine birlikte katılım, gençlerin kişiliklerinin gelişimine de olumlu katkıları oluyordu. Etkinliklerin, tartışma kültürünün öğrenilmesine, beğenilerin ve zevklerin inceltilmesine yardımcı olmanın yanı sıra şiir, müzik gibi güzel sanatlarla ilgilenmek ve kitap okuma alışkanlığını kazanmak gibi doğal sonuçları da vardı. Davranış bozukluklarına olanak vermeyen ortam, özveri, paylaşmak, yakınlaşmak, başarmak ve değer vermek, değer görmek gibi sağlam temelleri olan arkadaşlık bağlarının gelişmesinde son derece etkili idi. Bir süre sonra etkinliklere katılan, ürkek çekingen genç kızların ve bıçkın delikanlıların yerini gelişmeye açık, saygılı, anlayışlı ve uyum içinde olan bireyler olarak görmek olanaklıydı. Kültür sanat çalışmalarına katılanlar arasındaki içtenlikli ortam, işçi, öğrenci, banka görevlisi, akademisyen, mühendis vb çeşitli meslekler ve toplum katmanlardan gelen insanlar arasında bir ast üst ilişkisinin bulunmamasının sonucuydu. Ana birleştirici unsur olarak özveri ve daha iyisini yapma duygusu her aşamada öne çıkmakta idi. Bu amatör ruhu besleyen damar ise cumhuriyet değerlerine ve onun kurucusu M. Kemal Atatürk’ün açtığı aydınlanma yoluna olan bağlılıktı. 1970 li yıllarda Trabzon Halkevi, Trabzon ve çevresinde kültür sanat etkinliklerinde aranan ve otorite durumunda olan konumu ile saygın bir yere sahipti. Etkinliklerde görev alan gençlerin ailelerinin izleyiciler arasında yerlerini alması, halkevinin kentle bütünleşmesi anlamına geliyordu. TRT Trabzon televizyonunu haftanın belli günlerinde yaptığı yayına Halkevi Kırım halk dansları ile destek verebiliyordu. 1970'li yıllarda giderek artan toplumsal karışıklık ve kardeşin kardeşe düşman edildiği bunun için her türlü kirli senaryoların uygulama alanı bulduğu günlerde Trabzon Halkevi bu pis oyunun her zaman dışında kalarak ilkelerinden sapmadan kültür ve sanat çalışmalarını sürdürebilmiştir. Herkese açık halkevinin kapısından kültür sanat çalışmalarına katılmak yerine başka emeller için de gelenler olabiliyordu. Hiç bir etkinlikte yer almak istemeyen bu insanlar için, değersiz olduklarının anlaşılması ve küçümsenmesinin ardından doğal olarak kendiliğinden ortamdan uzaklaşmaları kaçınılmaz bir sondu. Trabzonun düşman işgalinden kurtuluş günü olan 24 şubat kutlamalarında, düzenlenen o büyük organizasyonlarda seyirlik oyunlar, konserler, halk dansları vd etkinliklerle izleyenlere büyük bir şölen ve coşku sunulurdu. Trabzon Halkevi, halk türkülerini aldığı opera eğitimi ile yorumlayan ve çeşitli ülkelerde konserler vermiş olan Ruhi Su’yu iki kez Trabzonda dinleyicileri ile buluşturabilmiştir. Halk ozanları konserleri ise kapalı spor salonu gibi binlerce insanı içine alabilen mekanlarda yapılıyordu. Onlarca insanın görev aldığı bu organizasyonlar, sonrasında kamuoyunda günlerce konuşulur yerel basında yer alır ve daha iyisi nasıl yapılır diye kafa yorulurdu. Gençliğin ve adanmışlığın enerjisini birleştirerek yakalanan ortak istek ve güç sayesinde elde edilen başarının önünde saygı ile eğilmek bir hakkın teslimidir. O günlerden günümüze baktığımızda teknik alt yapıdaki eksikliklere yaşanan mali sıkıntılara karşın ortaya konulan başarıya ancak şapka çıkartılabilir. Halkevinin kapısından giren herkesi, kütüphanesinden kantinine kadar her mekânındaki sıcak ve samimi hava birden sarıp sarmalar, kelimenin tam anlamıyla insanlar kendilerini evlerinde hissederlerdi. Halkevi adeta ikinci evdi. Herkes için kantin mutfak, çalışma odası, yönetim odası, kütüphane vd. ise evlerimizin diğer mekanları kadar tanıdık bildikdi. Tarihten ve doğadan süzülüp gelen izleri ve elle dokunamadığımız kültür varlıklarımızı gereğince koruyup, geliştirip günümüze ulaştıramadık. Giderek çölleşen kültür ve sanat dünyamız yukarıda sözü geçen günlere tanıklık eden bizleri ve yaşanan sürecin ayırdında olan herkesi üzmektedir. Yakın geçmişe bakıp Trabzon Halkevinin kültür ve sanat adına neleri başardığını anımsayınca emeği geçenleri kutlamak gerek. Yanıtı aranması gereken, olanakların geliştiği ve arttığı günümüzde böylesine geniş katılımlı kültür sanat etkinliklerinin neden yapılamadığı sorusu olmalıdır. M. Topaloğlu
(y. mimar)
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR