Toplumsal Kurtuluş'u arayan adam / Durmuş Tiryaki
“Sosyalizmin ve entellektüelizmin alt sınırı, zaman düzleminde ele alınacak olursa, Ortaçağ’ın en derin karanlığıdır. Bir kitabımda, sanıyorum Quo Vadimus’da yaşanan zamanın ikinci Ortaçağ olduğunu ortaya atmıştım; seksenli yıllarla başlayan zaman kesitini, en çok Ortaçağ karanlığının aydınlatacağına inanıyorum. Ortaçağ karanlığında insan ilişkisinde en etkin ilke, ‘biat’, hommage ya da “birisinin adamı olma’ ilkesidir. Rekabetçi kapitalizmde bu görünmüyor; bireysel beceri, en güçlü ilkelerden birisi olarak ortaya çıkıyor. Şimdi yaşanan aşamada yine ‘hommage’ ya da ‘adamı olmak’ temel ilke olarak görünüyor. Bir düzende ‘adamı olmak’ temel ilke ise artık adam yoktur. Benim aydına ve sol aydına bakışımda bir adam arayışı var. Bir insan yaratma çabası var. İnsan yaratma bir savaş alanıdır.” (Yalçın Küçük, “Keşif Kolu”, El Kitabı, Akış Yayıncılık, İstanbul, 1997, s. 287.) Ortaçağ’ı önceden haber veriyor; tıpkı 12 Eylül’ün gelişini ve koyu bir islamizasyona yataklık yapacağını haber verdiği gibi. Nitekim, TİT (Türk-İslam Taarruzu) 12 Eylül’ün resmi ideolojisi oluveriyor. Haberci haber vermekle kalmıyor, başkaldırıyor; başkaldırısının faturası ödettiriliyor. Tıpkı 12 Eylül’ün eşiğinde “Yeni Bir Cumhuriyet İçin” çağrı çıkarttığında olduğu gibi, bugün de “Çöküş”e karşı direniyor; Ergenekon tertibiyle susturulmak istenmesi bu yüzden. Ergenekon, “ılımlı islam” imalatı enstrümantal bir davadır. Ortaçağ kurbanı Yalçın Küçük için yeniden bir armağan kitabına katkıda bulunmayı, HOCA’ya, Hoca’nın şahsında düzmece iddialarla ve sahte delillerle hapsedilen tüm yurtseverlere ÖZGÜRLÜK talebini haykırmayı kendime görev kabul ediyorum. 60. yaşı nedeniyle YGS Yayınları tarafından bir armağan kitabı hazırlığına başlandığında Fransa’da gönüllü-sürgünde idi. Kitap tamamlandığında, boynunda asılı kesinleşmişi 60 yılı aşkın cezası ile, Eylülist ardılı uygulamaları protesto etmek üzere 1993’ten beri katlandığı sürgünden dönmüş, Haymana cezaevine kapatılmıştı; ona mütevazı bir dayanışma eli uzatmak şart olmuştu. 60. Yaş Armağan kitabı böyle doğdu. O, aziz bedenlerini yaban diyarlara emanet ettiğimiz Nazım soyundan yurtseverlerin ölümsüz ülkülerini kuşanıp “Büyülü Hapishanem” dediği ülkesine bir 29 Ekim günü (1998’de) dönerek, Cumhuriyete rağmen cumhuriyetçiliğin bayrağını açmış, doğru bildiği yolda yürümenin bir bedeli varsa üstlenmekten kaçınmayacağını ilan etmişti. Onun tabiriyle Büyük çocuğumuz Nazım’ın “Sen yanmazsan, ben yanmazsam, ya nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” dizelerine nazire yaparcasına, hiç bir toplumsal ilerlemenin kişisel kayıpları göze almadan mümkün olamayacağını bilinçlerimize kakıyordu. Bizimkisi “dışarıdaki” hayattan bir tutam sevgi sunmaktı. Şimdi 75. yaşında ve yine zindanda; üç yıla yakındır Silivri toplama kampında esir*. Sözde ileri demokrasi günlerindeyiz. “İleri demokrasi” demokrasinin erkler ayrılığı ilkesinin tek erkte/tek kişide toplanmış hali olmalı. “İleri demokrasi” küresel bir şebekenin ahtapot kolları arasında “eşbaşkan”lık oynamak olmalı. “İleri demokrasi” demokrasinin küfürbaz, bilgisiz, kindar ve dindar, piyon aşaması olmalı. Bu aşamada tam bir Engizisyon süreci işliyor; önce suçluya hükmediliyor sonra suç seçiliyor. Suç: Cumhuriyetçi olmak! Cumhuriyet değerlerinden geriye adım atmamak! Bir sosyalist için cumhuriyetçilik tarihsel kişiliğin mütemmim cüzü. Tarihsel ilerlemeyi jakobenizm, toplum mühendisliği, tepeden inmecilik diye mahkum etmeye kalkan her soydan mürtecinin dillerinden düşürmedikleri darbecilikle mücadele, askeri vesayetin tasfiyesi, militarizme-bürokratik elitizme karşıtlık gibi demagojik söylemler; halk dalkavukluğuna, karşı devrime göz kırpılarak sürdürülen cumhuriyet düşmanlığının kamuflajı. Cumhuriyet düşmanlığı, aydın kırımıyla, yobazlıkla, “derin devlet”le hesaplaşma masallarıyla at başı gidiyor; teokratik despotizm 2. Cumhuriyet kılığında yerleşiyor. Cumhuriyet, “tarihle yüzleşme”, statükoyu yıkma adına cehalete yem yapılıyor. Cahiliye Devrini andıran tüm “değerler” revaçta: Biat, takiye, hazcılık, sadaka, ayrımcılık, şiddet, akıl dışılık, falcılık, köleleştirme, tefecilik, rüşvet, köşe dönmecilik, tüketimcilik, kadercilik, tüccarlık vs… Cahiliye döneminin estetik uzmanlığı da “sivil toplum” havarisi miyoplara düşüyor. Yalçın Küçük mü, geçer akçe tüm değerleri ters yüz ederek “yeni insan”ın iklimini inşa çabasında. Özcesi, Cahiliye döneminin karşısındaki bilim ve irade anıtı. Ben formel anlamda öğrencisi olmadım; akranım, meslektaşım, akrabam da değil; TİP’in çatısı altında iken “uzaktan” tanıdım, TİP’ten koparılma yıllarında yollarımız kesişti. Baştan beri üç özelliğine hep hayranlık duydum: Yenilgi tanımazlığı, üretkenliği ve ülke sevdası… Zaafları ve güzellikleriyle öğreticiliğini hiç esirgemedi. Geleceğe yürüyenler için güzelliklerini coğrafyamıza eken sahiden bir hoca oldu. Özveri, erdem, bilgelik, direnç, güzelliklerin tanımlanmasında olmazsa olmaz. “İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir ” onun en sık tekrarladığı özdeyişlerimizdendir. Kanımca, O’na en çok yakışan sıfat, düşünce dinamoluğu. Öncelikle ve kesinlikle genel kabul görmüş, doğru kabul edilen her tablet bilgiyi sorgulayıcılığı, en temel araştırma yöntemidir; her bir olgudaki en küçük sapmayı araştırmalarının çekirdeği yapmak, onda “yasa” düzeyindedir. Deyim yerindeyse 24 saatte 25 saat çalışan, uçları zorlayan, sürekli gerçek ve yeni bilgi peşinde koşan, hep düşün yanı ağır basan tezler kuran bir dinamo… Yazma hızı yaşam enerjisini, yaşam enerjisi düşünme derinliğini çoğaltıyor; eşi az görülür verimlilikte bir serüvenin içinden geçiyor. Nevi şahsına münhasır bir pratiğin yaratıcısı olarak... Yaratıcılığının sırrı, sonsuz merak ve sezgi yeteneğinde, entelektüel donanımında, keskin zekasında ve toplumsal yararı ön planda tutuşunda saklı. Bir önemli özelliği de şu: Yalçın Küçük devrimci bir iktidar teorisyeni. Pusulası iktidara dönük. Çoğu kez herkesi şaşırtan tutumlarının altında bu var. Aralıksız şekilde iktidar denklemi ve iktidar zemini düşlediği içindir ki nerde bir umut, bir çıkış, bir kuvvet görse oraya ilgisini yoğunlaştırıyor. Çeşitli suçlamalar, eleştiriler, yargılamalar pahasına temeldeki doğrusu ve doğrultusu değişmediği için, sonunda kendisi ile tutarlılığından ödün vermiyor. İktidarı esas alan bir praksisin doğal “çelişkili” seyrinde tarihi materyalizmle iz düşüyor. Nice dost ayrılığının ince hüznünü sırtlayıp tehlikeli sularda yeni keşiflere yelken açmaktan geri durmuyor. Yalnızlığını gerçeğe, adalete, özgürlüğe, eşitliğe tutkusunun örsünde çelikten bir zırha dönüştürüyor. Kalemini dikine dikine kullanmanın, her daim davasını hararetle savunmanın övünülesi modelini oluşturuyor. Yalçın Küçük’ü sadece yazarlığı, akademisyenliği, eylem ve düşün adamlığı, eleştirmenliği ile değil, bunlarla birlikte bunların tümünü sergilediği dergiciliği ile de kaydetmek gerekiyor. Dergi, Hoca için belli konjonktürlerde, somut şartların sarmalında, net hedeflere yönelmiş açık bir mücadele aracı, bir aydın atölyesi, özgür bir kürsü ve bir muhalefet odağıdır. Hoca, kendinde cisimleşmiş tüm bu misyonları adeta gülle yapıp yayın yoluyla toplumun aydınlığına ve kurtuluşuna adayan bir kimse; bir fenomen. Eylem ile söylemi bütünleştiren, müstesna bir “eylemli bilinç” taşıyıcısı… 1980 sonrası çıkardığı dergilerin isimlerini yan yana sıraladığımızda görülecektir ne demek istediğim: Toplumsal Kurtuluş, Ekin Belleten, Yeni İnsan, Dünya Solu, Marksist Damar, Hepileri! Hoca, periyodik bu yayınların her birinde tüm gücüyle yer almış; başyazarı, finansörü, mimarı, ideologu, emektarı olarak damgasını vurmuş, bir avuç yoldaşıyla beraber bir parti, bir okul, bir ordu, bir matbaa gibi mücadele yürütmüştür. Burada Toplumsal Kurtuluş deneyiminin üzerinde kısaca durmak istiyorum. Toplumsal Kurtuluş, adeta efsane olmuş bir dergi. Aşağı yukarı her sayısına dava açılan, daha kitapçı raflarına ulaşmadan matbaada iken toplatılan, neredeyse mahkum edilmemiş yazı işleri müdürü, yöneticisi bulunmayan bir dergi. Fotokopi yapılıp elden ele dolaşan, evlerde/cezaevlerinde/öğrenci yurtlarında toplu okuma seansları düzenlenen bir dergi. Akademik olarak araştırılmayı, tez konusu yapılmayı, Türkiye’nin siyasi-kültürel haritası içindeki konumunu tartışmayı bekliyor. Ben kendi algılamalarım, kavrayışım çerçevesinde genel hatlarıyla bir tanıtım yazısı yazmaya, Hoca’nın rolünü bir-iki fırça darbesi ile belirginleştirmeye ve belki de tarihin objektif hükmüne ışık tutacak kimi ipuçları sunmaya özen gösteren bir tasvirle yetineceğim. Amacım, Yalçık Küçük’e, izninizle, Toplumsal Kurtuluş’un penceresinden bakmak. Bakarken kültleştirilmesine, tabulaştırılmasına en başta onun karşı çıkacağını bilmenin rahatlığı içinde davrandığımı not etmeliyim. Türkiye 1980’lere doğru bir “devrimci durum” kavşağına gelip dayanmıştı, ülke “olağan” araçlarla yönetilemiyor, iç savaş koşulları yaşanıyordu. Sermaye sınıfı faşist bir disiplini tek çare görüyordu. Sol kütleselliğine/potansiyeline rağmen iktidara muktedir bir yapıda değildi. “Güven ve huzur ortamını tesis etmek, anarşiyi önlemek ” bahanesiyle 12 Eylül 1980’de ordu yönetime el koydu. Artık sermaye için, dinci gericilik için, emperyalist güçler için “dikensiz gül bahçesi” tamamdı. Ordu; tüm solun, demokratik hak ve özgürlüklerin, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların, ilerici-devrimci kişi ve kuruluşların üzerinden bir silindir gibi geçti. Meclis kapatıldı, anayasa iptal edildi; örgütlenme, ifade, toplantı ve gösteri özgürlükleri rafa kaldırıldı, evvela sosyalist partiler yasaklandı. Toplum tam boy baskı altına alındı; kapsamlı bir bellek silme operasyonu gerçekleştirildi. Serbest piyasa ekonomisi yüceltildi. Ülke açık bir cezaevine ve ucuz işgücü cennetine döndü. Özetle manzara böyle idi. Toplumsal Kurtuluş, 12 Eylül’ün çölleştirdiği ve keçeleştirdiği kültürel-siyasal ortamda, pek yaprak kımıldamazken ve üstüne üstlük sola akıl almaz karalama, kötüleme, baskı hücumları sürerken ileri bir mevziden çıkış yaptı. Daha adıyla Türkiye Komünistlerine bağlanan Dergi, işçi sınıfı tarihinde dönüm noktası sayılan onurlu, anlamlı bir günü, 15-16 Haziran Kalkışmasını kapak yaparak 1987 Temmuzunda okuyucuyla buluştu. İlk sayısından itibaren, kapağını Özgür Üniversite’nin açılış dersine ayırdığı son sayısına kadar (Ocak 1993, 60. sayı) 6 yıl boyunca bazen yazılarımla, bazen yönetsel sorumluluklarımla katkıda bulunmaya çalıştığım bu dergide başöğretmenimiz Yalçın Küçük’tü, ama mutfağında daima başkaları da vardı. 1978’de, uydurma antiSovyet-antikomünist hizip gerekçesiyle TİP’ten tasfiye edilen kadroların çıkarttığı Sosyalist İktidar dergisinin ağırlıklı temsilcilerinin katılımı ile hazırlanan Dergi, başlangıçta o zaman yasadışı faaliyet sürdüren TKEP çevresinden, 2. sayıdan itibaren o zaman yurt dışında merkezileşmiş olan TKP’den ayrılmış, başını H. Yurtsever’in çektiği gruptan destek gördü. Adı geçenlerden ilki 6. sayıdan, ikincisi 36. sayıdan sonra desteklerini çektiler; ayrı dergi girişimlerinde bulundular. Evet, Toplumsal Kurtuluş’un doğuşu geçmişten gelen hiçbir “fraksiyon”un doğrusal uzantısı veya yansıması değildi, Sosyalist İktidar kadrolarının önemlice bölümünün katkıları ile vücut bulmuştu ama sol yelpazenin diri her akımına kollarını açmıştı. Özellikle en önde gözüken mensubu ile organik ilişkisinin doğal sonucu olarak, EKİN-BİLAR’la, Temel Özgürlükler örgütlenmeleriyle su yüzüne çıkan aydın tepkisini mantıki sınırlarına taşıma iradesi yadsınamaz. Toplumsal Kurtuluş, ilkeli, köktenci, enternasyonalist bir yayın çizgisi benimsedi. “Çıkışımız” yazısında şöyle diyordu: “Tekellerin yolu bizim reddimizdir. Kapitalizme karşıyız. Tekellerden tiksiniyoruz. Kapitalizme ve emperyalizme karşı amansız bir mücadele verenlerin birliğini savunuyoruz. Toplumsal Kurtuluş olarak çıkıyoruz: toptan kurtuluş arıyoruz. Kurtuluşumuzun kuruluşumuz olmasını istiyoruz. Biz toptan ve toplumsal kurtuluş istiyoruz: görevimizi, her türlü kurtuluş özlemi duyanları bir araya getirmek olarak formüle ediyoruz. Toplumun her yanındaki kurtuluş filizleriyle candan bir ilgimiz var. Hepsini aynı potada eritmek için ateşli bir çaba gösterilmesi gereğine inanıyoruz.” 60 sayılık koleksiyona bakılacak olursa, “çıkış” amacı uğrunda ısrarlı olduğu görülecektir. Toplumsal Kurtuluş, “tüm kurtuluş filizlerini” aynı potada eritmek yarın gerçekleşecekmiş gibi kendisini fedaya hazır, tüm dünya nimetlerinin tüm insanlığa mal edilmesinin kendisinin boynunun borcu olduğunu bilerek de kendisine mecbur bir anlayışı parola edinmiştir. Bilim kelebeğinin topraklarımızda dolaştığı tespitinden yola çıkan Dergi, sosyalist devrim stratejisini savunan az sayıda yayının en etkilisi olarak parladı. Sol örgütlenmenin ezildiği, itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı, örgütten ve sınıftan kaçışın liboş-dönek-ezik koronun eşliğinde zorla tek açık kapı yapıldığı bir süreçte “açık devrimci sınıf partisi” tavrını ortakçı sesin reddiyesi kıldı. Dünya sosyalizmiyle eleştirel bir dayanışma geliştirdi; kapitalist restorasyona karşı çıktı; emperyalist barış, insan hakları, demokrasi, uzlaşma senaryolarının özündeki fitnenin üstüne yürüdü. Kürt aydınlanmasını cesaretlendirdi, riskler üstlenerek dostça ilişki kurdu, üzerindeki bulutların dağıtılmasına, Türkiye halkınca doğru anlaşılmasına yardımcı oldu; yasaklı Kürt kaynaklardan ilk ağızdan aktarmalarla manipülasyonları deşifre etti. Kürt hareketlenmesine halkçı ve birleşik bir ufuk kazandırmaya, parçalayıcı yönelimlerine set çekmeye çalıştı. Sonuçta Barzanistan’a selam duran, AB/D-İsrail eksenine sadık, dinci gericiliğe -AKP Düzenine- payanda, tarihimizin tüm kötülüklerini Türklere yükleyen şoven bir Kürtlük moda olsa da; etnik-aşiretçi-tarikatçı hegemonyayı kırmak, düşman-ulus bataklığını kurutmak, kimlik fetişizmini dıştalamak bağlamlı mücadeledeki payı unutulmaz. Sosyalizmden teslimiyetçi, tövbekar tezlerin ayıklanmasına; likidasyonun geriletilmesine önem verdi. Eylülist rejime karşı çok yönlü bir savaş açtı; eylülist reformları, eylülist yazıcıları, eylülist edebiyatı teşhir etti. Türkiye ilerici ve aydın birikiminin niteliğini özümsemeye, moral ve umudunu diriltmeye, enerjisini artırmaya dikkat etti. Fark edilmiştir; tekelistan, tövbekar akım, teorik ihtilalcilik, emperyalist Türkiye, tekeliyet, Kafkaeks süreç gibi Eylülizm de Yalçın Küçük’ün siyasi literatürümüze kazandırdığı kavramlardan biri. Liste uzatılabilir. Toplumsal sözlüğümüze azımsanamaz sayıda kelime armağan etti. Geçmeden belirtmeliyim Hoca, Türkçeyi bilim dili yapmak konusunda da son derece hassas ve başarılı; düşünceye derinlik ve netlik kazandıran, dilin soyutlama gücünü zenginleştiren bir tarzın öncüsü… Toplumsal Kurtuluş’un dergiciliğe kattığı ses, renk, heyecan birçok açıdan özgündü. Kendisinin sahiplenmekten onur duyacağı “ilkleri” vardı: 1987’de ilk kitlesel 1 Mayıs’ı organize eden, “Aydın Belgesi”ni örgütleyen, öğrencilerin açlık grevlerine evini açan, cezaevlerinde direnişçi siyasetlerle omuz omuza duran, kıraçlaşan, tek-tipleşen üniversiter ortama Özgür Üniversite’yi kurarak müdahale imkanları deneyen, birleşik parti tartışmaları sürecinde yer alan ve yayımlanacak onca eseri hariç, muazzam bir külliyata dahil “ Planlama Kalkınma Türkiye, Türkiye Üzerine Tezler, Aydın Üzerine Tezler, Bilim ve Edebiyat, Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Kuruluşu, Estetik Hesaplaşma, Küfür Romanları, İtirafçıların İtirafları, Nereye Gidiyoruz, 21 Yaşında Bir Çocuk: Fatih” adlı eserleriyle rüşd’ünü kanıtlamış devrimci bir aydının, Yalçın Küçük’ün, fikri üretiminin doğrudan kamuoyuna ulaştığı bir kaldıraç olmanın yanı sıra, sol yapıların doktriner anlamda harmanlandığı konaktı Toplumsal Kurtuluş. Yalçın Küçük, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, Namık Kemal’den Mustafa Kemal’e, TİP’ten THKP/THKO’ya, İki Hikmet’ten Behice Boran’a, Doğan Avcıoğlu’na uzanan yüzyıllık mirasa/geleneğe yaslanıyor, bu geleneğin aşkın bir çocuğu olarak kurtuluşu “Bölge Devrimi”ne, “… Doğu Birliği”ne bağlayan verimler ortaya koyuyordu. “… Doğu Birliği”, Sosyalist Blok’un dağılmasının, Sovyet sosyalizminin çözülmesinin ardından emperyalizmin tek kutuplu, küresel diktatoryasına dayalı, “parçala-yut” siyasetiyle şekillendirilmiş “Yeni Dünya Düzeni” projesine alternatif bir sistem olduğu kadar, bölge halklarını sosyolojik çeşitlilikleri içinde, ancak dini-etnik-mezhepsel ve yerel her türlü ayrım çizgisinin üstünde ve ötesinde emekçilerin birliği ve eşitliği temelinde kurtuluşa davet eden çok önemli bir “ütopya”sıdır Hoca’nın. Toplumsal Kurtuluş’un ideolojik omurgasının üzerine oturduğu üç sütundan söz edilebilir: Ana sütun Yalçın Küçük düşüncesi, diğer ikisi ise dünya Marksizmi ve Türkiye aydınlanması’dır. Dergiyi, bir an üç katmanlı tek sütuna indirgemek mümkün olabilirse, bir top türünden düzeni sarsıcı atışlar gerçekleştirmiştir. Mit-matbuat-mayfa iç içeliği, siyaset- tarikat işbirliği, ordu-sermaye bağlantısı gün ışığına çıkartılmıştır. Bir sacayağı formülü bağlamında işlev yüklenmiş; TKP’den THKP/C’ye uzanan açı içinde işçi hareketini, aydın hareketini, sol hareketi tekleştirmenin kültürüne hizmet etmiş, bu üç hareket ayrı kanallardan aktığı sürece devrimci atılımın kısırlıktan kurtulamayacağı bilincini oluşturmaya uğraşmıştır. Toplumsal Kurtuluş’un yayın planında sabit bazı sayfaları vardı ki, dergiciliğe yeni bir soluk kattığını ileri sürmek mümkün. Örnek olsun; “olaylarıyla yorumlar”, “damdan damlalar”, “dostça yazışmalar” başlıkları altındaki sayfalar böyledir. Özellikle “olaylarıyla yorumlar”, derginin ilk sayısından son sayısına kadar sürdürülen ve güncel siyasi, sanatsal, iktisadi, sosyal vb. gelişmeleri analiz eden ders metinleri gibidir. Özalizm, Evrenizm, Kemalizm, Kürdist yapılanma, ileri sosyalizm, aydın dramı, sol yozlaşma, devrimci demokratizm, tekelli polis devleti, AB’cilik, iç savaş-demokrasi çifti üzerine sık ve kapsamlı değinmeler, halen klasik bir reçete özelliğini koruyor. “Damdan damlalar”, Toplumsal Kurtuluş’un yerinde nitelemesi ile “Türkiye’yi sevmenin cezaevlerini sevmek” olduğu bir zamanda “içeri”nin nabız atışlarını tutan, ışık saçan bir köprü, bir tablo olmuştur. “Dostça yazışmalar”, yapılageldiği türden okur mektupları vasatının çok ötesinde, sürece aktif katılımı, her bir okurun özne rolünü ve kendi kendine tutulan ayna içtenliğini yansıtan adeta bir pano işlevi görmüştür. Toparlayarak bitiriyorum. Türkiye’de cumhuriyet tarihi boyunca basın dünyasını, siyaset dünyasını, düşün dünyasını etkileyen birkaç dergiden biri de Toplumsal Kurtuluş’tur. Toplumsal Kurtuluş, sosyalist devrim perspektifi doğrultusunda örgütlü harekete meşruiyet ve kuvvet kazandırmak, jakoben bir canlanma sağlamak, faşizan-dinci-liboş kuşatmayı yarmak için entelektüel bir şiddet uygulamış, solun klişe yaklaşımlardan kopmasının devrimci çerçevesini kurmuş, Türkiye devrimci geleneğini yeni bir söylem ve içerikle güncellemiş; Türkiye’ye sınıf bakışı ile yaklaşmada örnek ve özgün bir rota izlemiştir. Ve bunu da inkarcı pozisyonlara düşmeden, seviyesini koruyarak, militanca bir ruhla başarmıştır. Siyasi hareket, örgüt nitelemesini rahatlıkla kullananların kabuğuna çekildiği bir dönemde solun belleğine, vicdanına, bayrağına sahip çıkmış; sosyalist insana, sosyalist ahlaka, sosyalist mücadeleye moral ve güven aşılamış, buz kırıcı olmuş, somut gündemin etrafında sol tutumu sadeleştirmiş, aydınca muhalefetin doruklarına tırmanmıştır. Toplumsal Kurtuluş, sosyalist harekete getirdiği açılımlarla, sol birikimin genel teorik düzeyinin yükseltilmesinde katalizör türünden hem üretici hem de özendirici bir rol oynamıştır. Son sayısındaki veda yazısında bu durumu şöyle özetlemiştir: “Toplumsal mücadelelerin derinliğindeki seyre ve harekete çektiği projeksiyonlarla, siyasi yön tespiti ve siyasi cesaretiyle açtığı yollarla ve aydın mücadelesiyle toplumsal bilinçte kalıcı izler bıraktığımızı düşünüyoruz. İz bırakan bir mücadele ve kalıcı bir katkı: işte bir mücadele döneminde bırakılmış ve artık tamamlanmış misyon.” Hiç kuşkusuz Hoca Toplumsal Kurtuluş’un simgesidir. Kendini kendisiyle büyütmüş; her defasında küllerinden yeniden doğup taze başlangıçlara ilham olmuştur. Kişilik kozasını sabır, hesap, hırs, direnç, yetenek, bilgi, emek ipleriyle ilmik ilmik dokuyan Yalçın Küçük şimdiden aydınlık geleceğimizin yüz akıdır. Türkiye’de sol düşüncenin, devrim yürüyüşünün, aydınlanma tarihinin Yalçın Küçük’süz yazılamayacağı, tüm bu alanlardan Hoca’nın çıkartılması halinde, geriye, en başta bilim adına, kurutucu bir yoksulluk kalacağı aşikardır. Ortakça Dizini Toplumsal Kurtuluş’ta imzası bulunan yazar kadrosunu ve künyede ismi geçen değerli insanları anmadan bu yazıyı bitirmek haksızlık olur. Toplumsal Kurtuluş, aynı zamanda hepsinin kolektif ürünüdür. Şematize ederek şöyle anabilirim. İsmini zikretmediklerim varsa hoş görmelerini umarım. Yazarlar: Y. Küçük,B. Erenus, R. Nuri İleri, E. Aksoy, İ. Kurtulan, Z. Anadol, H. Yurtsever, O. Gökdemir, A. Fırat, M. Odman, H. Akgül, Ş. Ömeroğlu, V. Ersan, D. Tiryaki, İ. Akalın, M. Ceran, F. Ölmez, M. Emin Sert, G. Aksoy, N. Doğan, Ö. Karadeniz, A. R. Köse, E. Nayum, N. Ulaş, C. F. Sayar, Y. Şaylan, Ç. Bilgin, O. Erk, T. F. Yorulmaz. (Buraya kapak tasarımlarıyla derginin mesajına berraklık katan Ö. Ülkenciler’i de eklemeliyim) Sahibi: B. Erenus, Y. Küçük, A. Zengin, Ş. Ömeroğlu Genel Müdür: H. Akgüç, Ş. Ömeroğlu Genel Koordinatör: M. Emin Sert, A. Keskin, Ç. Bilgin Genel Yayın Yönetmeni: E. Tezgör, İ. Akalın, O. Erk, C. Baysan, N. Kanbir, O. Nurcugil Yazı İşleri Müdürü: S. Ulusoy, O. Gökdemir, İ. Akalın, H.Kaya Eker, M. Ağaçgözü, S. Yılmaz, H. Kara, N. Kanbir, K. Güven Avrupa Temsilcileri: H. Yurtsever, İ. Kılıç F. Ölmez (Danimarka), M. S. Silar (Frankfurt), Y. Er (Hamburg), K. Resuloğlu (Stuttgrat), A. Yalman (Paris), A. Araç (Köln), İ. Z. Aslan (Bonn), B. Fırat (İsviçre), K. Atış (Dortmund), İ. Pasin (Mönchenglodbach), Z. Arı (Bleifeld), İ. Çamur (Strasbourg), N. Civandağ (Viyana), N. Kurtuluş (Almanya), Z. Aslan (Fransa) Toplumsal kurtuluşumuza emeği geçenlere, çileli bir yolculuğun yorulmaz, coşkulu, müthiş iyimser önderine, sosyalizm davasının hep genç çınarına saygı ile… * Bu yazı tamamlanıp yayım süresini beklerken, Ergenekon Davasına bakan özel görevli İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 2013’te kararını açıkladı: Yalçın Küçük, sonuçlanmamış davaları hariç, terör örgütü yöneticiliği suçundan 22 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Durmuş Tiryaki Ankara, 25 Temmuz 2013 Gerçekedebiyat.com TOPLUMSAL KURTULUŞ YALÇIN KÜÇÜK ÖZDEŞLİĞİ
YORUMLAR