Toplumsal Acıların Keskin Kalemi: Maksim Gorki / Bedriye Korkankorkmaz
Yazar Gorki’yi tanımak başka şey, eylem adamı Gorki’yi tanımak daha başka şey, insan Gorki’yi tanımak çok daha başka bir şey. İşte bu başka 'şey'leri, daha bir başka 'şey’lerle tanıtan ve tamamlayan bir bütünün eseri Gorki’yi tüm yönleriyle tanımak güç ve cüretli bir iş aynı zamanda. Güçlü kişiliği...
Büyük bir zindandan, daha büyük bir zindana terfi etmişti Gorki. İki kardeşi daha oldu, onlar da, bakımsızlıktan ve yoksulluktan öldüler. İlkokula ayağında annesinin ayakkabıları, üzerindeki eski gömleği ve anneannesinin iş elbisesinden kendi üzerine dikilmiş paltoyla giden Gorki’yle sınıf arkadaşları alay ettiler. Gorki, hem dedesinden hem annesinden hem de üvey babasından bol bol dayak yiyordu. İşsiz koca eşine ağır işkenceler yapıyordu Gorki’nin gözü önünde. Bir gün annesini gözleri önünde acımasızca döven üvey babasını bıçakladı Gorki. Şans eseri kurtulan üvey baba oradan kaçtı. Önce üvey babasını, sonra da kendisini öldürmeyi düşünen Gorki, o günlerini şöyle anımsıyordu: “Rus yaşantısındaki vahşiliği son derece iyi yansıtan böyle korkunç olayları hatırladıkça, bazen bunlardan bahsetmek iyi bir şey mi diye sorarım kendime. Ve her seferinde daha da inanarak veririm cevabını: ‘evet.’ Çünkü kökleri çok eskiye dayanan bu iğrenç gerçek, bugün de hâlâ gerçektir. Onu ayrıntısıyla, kökleriyle tanımalıyız ki, hatıralarımızdan, ruhlarımızdan, korkunç, sefil hayatlarımızdan söküp atalım” (Henri Troyat, Gorki. Telos Yayınları S. 16) Gorki, aşkta ilk hayal kırıklığını, güzel komşusu Kraliçe Margot’ya hissettiği, karşılıksız duygularında yaşadı. Kendisine Puşkin’in öykülerini ve şiirlerini veren bu kadına hiçbir erkeğin yaklaşmasını istemiyordu. Kendisine verdiği bir kitabı iade etmek için Kraliçe Margot’nun evine gittiğinde, onu bir erkekle birlikte yatakta gördü. Neye uğradığını şaşıran Gorki’yi yanına çağırarak şunları söyledi Margot: “Büyüdüğünde sen de mutlu olacaksın. Haydi git artık” (Henri Troyat.Gorki.Telos Yayınları S.33). Yazarın siyasi yazıları onun kişiliğini edebiyat ürünlerinden çok daha iyi anlatır. Gorki kendi halkına ve Bolşevik Parti’ye hayatı boyunca bağlı kaldı. Yazarın tüm makaleleri Rus insanının insani değerlerini ve büyük Ekim Devrimi’nden sonra gelen başarıları yücelten zaferin ve mücadelenin şarkılarıdır. Bu yüzden de yazar toplumcu bir yazar olduğu kadar sosyalist bir yazardır. Onun gerçeğine ermek için bunları birbirinden ayırmamak gerekiyor. Onun Rus yazınına en büyük hizmeti, okurda yazgısını değiştirme gücünün insanın kendisinde bulunduğuna dair inancı uyandırmasıdır. 1930’da bir okuruna şöyle yazar Gorki: “Ekmeğin insanları ve hayatı değiştiren o mucize dolu gücünü, hiçbir zaman günümüzde, bizim ülkemizde, işçi ve köylü devletinde olduğu kadar parlak ve inandırıcı bir biçimde göstermediğini sanıyorum.” Onun yapıtlarında örf, adet ve tarihsel olayların perde arkasındaki gerçekler gün yüzüne çıkarılırken günlük hayatın gerçekleri kahramanların düşünce ve diyaloğuyla tamamlanır. Onun dehasını kahramanlarının psikolojik analizinde görürüz. Yapıtlarının hepsinde kullandığı dil okuyucunun ruhunu teslim alacak kadar lirik, yalın ve samimidir. Kendisi nasıl Rus edebiyatı için halkın içinden çıkmış bir destan kahramanıysa okurları da kendisiyle birlikte yaşadıklarının kahramanlarıdır onun dünyasında. Kendisi kelime oyunlarının yazarı olmadığı için okuyucuların da kendi dünyalarını tüm çıplaklığıyla ve doğrudan yansıtmalarını ister. Duygu ve düşüncelerinde samimi olan okuyucular ancak onun güçlü ve saf dünyasını anladıkları için yarınların güzelliklerle dolu olduğu hayaline onun gibi tutkuyla bağlanırlar. O bu tutkusuyla sadece Rus edebiyatını değil dünya yazınını da kendisiyle birlikte şekillendirmiştir. Her yapıtında dilini çok daha sadeleştirerek dile olağanüstü bir canlılık kazandırmıştır. Bu yüzden yıllar sonra bile Gorki yeni Rus edebiyatının babası ve öncülük ettiği sosyalist gerçekçiliğin kurucusu unvanını layığıyla taşımaktadır/ taşıyacaktır. Gorki aynı zamanda bilge bir hatipti de. Gittiği her yerde dehasından güç alarak halkın yaşadığı yeniden doğuşu öven konuşmalar yaptı. Tiflis’te şöyle dedi: “Yoldaşlar, bugün mutlu adam diyorlar bana. Doğru: Gerçekten mutlu olan, en güzel rüyalarıyla umutlarının gerçekleştiğini görmüş bir adam duruyor karşınızda. Rüyalar bulanık, umutlar belirsiz olabilir, ama beni canlı tutmuş ve hayatıma anlam katmışlardır. Bir eleştirmen olsaydım ve Gorki hakkında yazı yazmam gerekseydi, onu bulunduğu yere getiren gücün, yani karşınızda durduğu haliyle, bu kadar abartılı bir şekilde övdüğünüz yazar, sevdiğiniz yazar yapan gücün, bu dünyadaki bütün güzel, büyük ve değerli şeyleri düzenleyen çalışmanın gerçek değerini doğrudan, kendi kendine anlayan ilk Rus yazarı, belki de ilk kişi olmasından kaynaklandığını söylerdim.” (Henri Troyat.Gorki.Telos Yayınları S.2261).
Gençliğinde çeşitli işlerde çalışan, birkaç kez de hapse girip çıkan Gorki, sık sık yolculuklara çıkıyordu. Zor yaşam koşulları Gorki’nin yazarlık konusunda özgüvenini yitirmesine neden olmuştu o dönemde. Tiflis’te zorunlu ikamette bulunan ve birkaç yıl hapis yatan Aleksandr Kaliyujni, Maksim Gorki’yi yeniden yazması için yüreklendirmişti. Gorki, bu seviyeli ve sevecen adamdan çok etkilenmişti. Tiflis’e döndüğünde, Kafkasya gazetesinin hikâyesini kabul ettiğini büyük bir şaşkınlık ve sevinçle öğrendi. Hemen hikâyesini yayımlayacak olan gazeteye koştu. “Orada bir gazeteci, yayımlanacak ilk yazısında kullanmak istediği adı sordu. Tereddüde düştü Aleksey; asıl adı Peşkov, onur kırıcı ve aşağılayıcı geliyordu ona, çünkü Rusça peşka, “piyon” demekti. İnsan yığınları içinde piyondan başka her şeydi o. “Keskin dili” nedeniyle babasına Acı adını taktıklarını (Rusça gorki) hatırladı. Topluma isyan eden genç bir yazar için harikaydı bu isim. Böylece soyadı olarak Gorki, yani “Acı ya da Keskin”i, ad olarak da Maksim’i seçti. 12 Eylül 1892’de Kafkasya, yazın dünyasında yeni bir isim olan Maksim Gorki’nin hikâyesi “Makar Çudra”yı yayımladı. Bunu izleyen yıllarda Gorki büyük başarı kazandı yazdığı yapıtlarla. 1906’da Ana, 1913’te Çocukluğum, 1916’da Ekmeğimi Kazanırken,1923’te Benim Üniversitelerim, 1925’te Artamanovlar’ı yayımladı. Ekim Devrimi’yle birlikte sosyalist kültürün oluşturulma çalışmalarına katıldı. I. İşçi Köylü Üniversitesi ile Petrograd’da çok büyük bir dramatik tiyatronun ve “Dünya Edebiyatı” adlı bir yayınevinin kuruluşunda aktif rol oynadı. Sağlığından dolayı ülkesinden ayrılan Gorki İtalya ve Fransa’da yaşamını sürdürürken 1926’da en büyük romanı olan Klim Samgin’in Hayatı’nın birinci cildini yayımladı. Tüm bu özelliklerinin yanında başarılı bir eleştirmen ve gazeteci olan Gorki ilk eserlerinden başlayarak ileriye, iyiye ve güzele yönelik bir romantizmi öne çıkardı okurlarına umut aşılamak için. Daha sonraki eserlerinde insanla toplumsal koşullar arasındaki çelişkiyi, eşitsizliği ve anlaşmazlığı tüm çıplaklığıyla ortaya koyarken çözüm yollarını göstermeyi de ihmal etmedi. Özgür emeğe çok değer veren yazarın en belirgin özelliği gerçekleri devrimcilik açısından gerçekçi bir dille yansıtırken toplumcu gerçekçiliğinin yarınlarını oluşturan yaratıcı çözümler önermeyi ihmal etmez. O geçmişin acılarından ders alarak insanlık onurunu yücelten yarınları kendisinden sonraki kuşaklara kalıt bırakmak için dünyaya gelmiş yazarlarımızdandır. Onun hem yazar olarak hem de insan olarak misyonu budur. Ona en büyük başarı ve ün kazandırmış olan Ana romanını da bu gerçekler ışığı altında mercek altına almak istiyorum. Ana romanıyla Rus ve dünya edebiyatını toplumcu gerçekçilikle tanıştırmakla kalmamış birey olmuş her insanı ayrım gözetmeksizin bu gerçekçiliğin bir parçası yapmıştır. Bu anlamıyla Gorki’nin sanatsal yaşamını iki aşamada ele almanın yerinde olacağını düşünüyorum. Yazar yaşam gerçeklerini algıladığı yazarlığının ilk aşamalarında tüm yaşamı boyunca değer ve önem verdiği klasik Rus edebiyatını insancıl Rus kültürüyle birleştirmiştir. Gorki ömrü boyunca hem Rus edebiyatında hem dünya edebiyatında hayallerine ulaşmak için mücadele eden emeğin insanlarının dünyalarını yansıtmıştır. Yaşam gerçekleri onu doğar doğmaz emeğin insanı yapmıştır. Yaşadıklarından da en az okudukları kadar beslenen Gorki, bu bilinçle emeğin insanları için kurtuluş yollarının arayışına girmiştir. Hem yazarak hem de sahaya çıkarak mücadele etmiştir. 1900’lü yılların başlarında siyasal etkinliklerde ön planda yer alan ve dünyayı değiştirmeyi ilke edinen kahramanları ön plana çıkarır. Boris Suçkov Gorki’nin yazınsal olarak geçirdiği aşamaları şöyle özetler: “Toplumcu gerçekçilik Rusya’da doğmuştur. Rus edebiyatı, yeni gerçekçi yöntemin doğmasına yol açmış ve sonunda Rus halkı, Maksim Gorki’nin kişiliğinde bir dehayı ortaya çıkarmıştır. Gorki, dünya edebiyatının gelişmesinde nitel bir yeni evrenin, yani toplumsal ilişkilerde toplumcu çığırın karşılığı olan bir evrenin başlangıcını ifade eder” der haklı olarak. Gorki hem yazınsal dehası hem eylemci sıfatı hem de insancıl kimliğiyle Rusya’da ve dünyada bir öncü edebiyatın oluşmasında katkıda bulunur. Ana romanı, onun hayallerini süsleyen gelecekteki toplumcu devrimin bir habercisi olma niteliğini taşır. MAKSİM GORKİ'NİN ESERLERİ Klim Samgin’in Hayatı Gorki’nin edebiyatta ilk adımları, Bolşevizm’in Rusya’da ortaya çıkmasından dolayı devrimciliğin hızla olgunlaştığı döneme rastlıyor. Onun tüm eserleri tanık olduğu büyük işçi atılımının birer yansımasıdır. İlk eserlerinde romantik bir dille toplumun dışladığı serserilerin, hayalcilerin ve zanaatkârların dünyalarına bizi ortak eder. Onun hayat verdiği kahramanları bitmek bilmeyen tartışmalarının içine okuru da dâhil ederek okurun kendi hayatı üzerinde düşünce üretmesini sağlar. Doğruluğa âşık Gorki, bu duygusu yüzünden gerçekçiliği bazen gözden çıkarır. O, yapıtlarıyla özgür ve daha insancıl, daha eşitlikçi koşullarda yaşama tutkusu uyandırarak okurun kurulu sisteme karşı örgütlenmesine öncülük eder. Yazarın tüm yapıtlarındaki romantik öğeyi dönemin bazı yazarları duygusal bir girişim olarak algılamışlardır. Yazarın dünyanın büyük şehirlerinde sahnelenen Ayaktakımı Arasında (1902) eserine hissedilir bir biçimde damgasını vurur devrimci romantizm. Oyun kahramanları tek tek Çarlık düzenini açıkça eleştirmedikleri halde oyun çar sansürüyle karşılaşır. Özellikle toplumun yoksul ve ezilen insanlarını sahneye çıkaran Gorki, bu insanların güzelliklere olan tutkuları ile sefil yaşamları arasındaki acımasız tezadı vurgulaması yüzünden oyunun Çar düzenine muhalefet ettiğini düşündürür. Oyunun kahramanları: hırsızlar, hayat kadınları, düşkünler, hanın mahzeninde sürünen aktörlerdir… tüm bu kahramanlar sarhoş Satin’in tepkisiyle karşılaşırlar. Gorki’nin kahramanları Rus dünyasının gerçeklerinden kopan insanların destanıdır. Yazarın hayatının son on yılını verdiği Klim Samgin’in Hayatı adlı en önemli yapıtında hayatı boyunca ilgilendiği bir konuyu ele almıştır. Yapıtında küçük burjuva dünya görüşünün bireycilikle birleştiğinde insan ruhu üzerinde yarattığı etkileri irdelemiştir. Yapıtın başkahramanı, Rus tarihinin 1880’lerden 1917’ye giden döneminden küçük burjuva bireyciliğin ürünü olan avukat Klim Samgin’dir. Klim hayatı boyunca ne özgür kararlar almış ne de özgür kararlarını yaşama geçirmiştir. Bu yüzden de ezilen işçilerin koruyucusu seçilmesine karşın zenginlerin kuklası olmuştur. İkiyüzlülüğü onun arkasına sığındığı tek sermayesidir. Her zaman devletle ve partilerle ilişkilerini iyi tutmuştur. Hem emekçilerin hem de sermayenin dostu olan bu adam gerçekte sadece kendi çıkarlarının dostudur. Kapitalistlere ne kadar yakınsa devrimcilere de o kadar yakındır. Su gibi girdiği her kabın şeklini aldığı için kazananın ve güçlünün yanında olan bir sürüngenden başka bir şey değildir. Yazarın yapıtta yaptığı derinlikli psikolojik analizler sayesinde yapıt salt Rus edebiyatının değil insanlık yazınının büyük yapıtları arasındaki yerini almıştır. Klim Samgin’in Hayatı hiç kuşkusuz Gorki’nin karşı devrimle mücadelesinde neler yaşadıklarını yansıtan yapıt olarak önemini koruyacaktır. Yapıt insanın bozularak insanlıktan çıkmasına dair en derin eser olma ayrıcalığını yıllardır koruyor korumaya da devam edecek gibi gözüküyor. RUS İŞÇİ SINIFININ BİYOGRAFİSİ: ANA Gorki, Ana romanının ortaya çıkış serüvenini V. A.Desnitskiy’e şöyle özetler: “İşçilerin yaşamına ilişkin bir kitap yazma düşüncesi 1902’de Nijniy’de Sormov’daki gösterilerden sonra doğdu. Aynı zamanda da kaynak toplamaya, notlar almaya başladım. Savv Morozov, bana işçilerin göndermiş olduğu onlarca mektup getirdi ve fabrika yaşamına ilişkin ilginç gözlemlerini aktardı. Toplamış olduğum notlar ve kaynaklar 1905’te kayboldu. Belki de jandarmalar onları geri vermemişti… Ana romanını 1906’da ABD’de yazdım. Elimde belge yoktu. Kafamdan yazdım. Bu nedenle de pek iyi olmadı.” Yazarın bu mektubu 10 Nisan 1933 tarihini taşıyor. Bu değerlendirme Ana romanının devrimci işçilerin yaşamını ele alan bir üçlemeyi oluşturduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Gorki, 1907’de İ. D.Ladıykov’a şunları yazmış: “Pavel Vlasov adlı üç bölümlük romanın planını oluşturdum: Sürgün, çalışma ortamı ve devrim. Bunu büyük bir zevkle yazacağım! Sanırım ortaya iyi bir şey çıkacak.” Yazık ki Gorki Pavel Vlasov romanını birkaç kez üzerinde çalışmasına rağmen yazamamıştır. 1902’de Nijniy-Sormov gösterileri, işçilerin yaşam biçimleri ve işçi örgütlerinin düzenlediği etkinlikler ile ilişkisi Ana romanının yazılışında ve karakter oluşturulmasında çok büyük rol oynamıştır. Yazar romanının reel kahramanları üzerine kurulması, bu olayların ve kişilerin maksimum düzeyde gerçekçiliği de gözlemleri sayesinde yakalamıştır. O dönemde Nijniy ve Sormov ilerici işçi hareketlerinin yoğun ve yaygın olduğu kentlerdi. Bolşevik Pavel Vlasov ve annesi Nilovna tiplemeleri, Sormov’lu Bolşevik işçi Piotr Andreyeviç Zalamov ve annesi Krilllovna’dan esinlenerek yaratmıştır. Yerel yaşamlar ve o dönem cereyan eden olaylar, puantörün öldürülüşü, Sormov’da bir muhbirin öldürülüşü olayının etkilerini de romanda yerini almıştır. Romanda yer alan Yegor İvanoviç’in cenaze töreni sahnesi gerçekte Nijniy işçi örgütü üyesi Yarovitski’nin cenaze töreninden esinlenmiştir. İşçi Grişa Kozin’in etkinlikleri romana Rıbin kişiliği ve köylerdeki propaganda etkinlikleri olarak yansımıştır. Bu demek oluyor ki Gorki Ana romanını esinden çok işçi yaşamının gerçeklerinden yola çıkarak yazmış. O dönemde Rusya’da yaşanan işçi hareketlerinin haklılığı ile bu haklılığın işçilere dayattığı bedellere okurun dikkatini çekmek istemiştir. Roman devrimci proleter parti tarafından yönetilen işçilerin köylü sınıfının bilinçlenmesine önderlik ettiği gibi aydın kesimle sağlıklı ilişkiler kuramayan köylülerin de duygularına tercümanlık etmiştir. Gorki bu gerçeklerden yola çıkarak romanında gerçekçi bir tartışma zemini yaratmıştır. Özellikle 1905’te başarısızlıkla sonuçlanan devrim girişimi devrimci kesim arasında ruhsal çöküntüye sebep olmuştu. Gorki Ana ile bu ruhsal çöküntüyü ortadan kaldırmak ve yeniden devrimci kesime inançları uğruna mücadele edecek gücü vermeyi amaçlar. Ana ilk kez 1907’de ABD’de bir dergide daha sonra da kitap olarak yayımlanmıştır. 1908’de Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Almanca, Bulgarca ve İsveççeye çevrilmiştir. Ana Rusya’da 1907-1908 yıllarında Znanie [Bilim] dergisinde yayımlanmıştır. Roman yayımlandıktan sonra yazar roman üzerinde çalışmalarına devam etmiş özellikle romanın kompozisyonu, dili ve Pavel Vlasov karakteri üzerinde çok fazla değişiklik yapmıştır. Gorki eserinde Pelageya Nilovna üzerinde çok fazla durmuş, olayların akışını yaşlı kadının bakış açısıyla anlatmıştır. Ana geleneksel biçimde yetişmiş, dini inançlarına bağlı, yaşamın ağır koşulları altında ezilse de yaşadıklarının altında ezilmemiş bir kadındır. Kocasından dayak yemek, sürekli aşağılanmak, ekonomik olarak sürünmek ona hayat koşullarının dayattığı bir sonuçtur. Daha başka bir yaşam biçimini bilmediği için yaşadıklarıyla barışıktır. Gençlerin serseri bir yaşam sürdüğü, içki içerek birbirini vurduğu dönemde oğlunun kişiliğindeki değişiklikler öncelikle onu korkutur. Evinde kendisine tek iyi davranan oğlunun arkadaşlarıyla ilişkileri dikkatinden kaçmaz. Yazar kendi mücadele gücünden başka bir şeyleri olmayan emekçilerin, örgütlendikleri zaman önlerinde hiçbir gücün duramayacağını anlatır. Salt fabrikada değil evde de ezilen işçi kadınların emek gücü ile inancının devrimin seyrini değiştirecek güçte olduğunu vurgular. Kadını özellikle “ana” sıfatıyla yücelten yazar, eşitsizlik ve yoksulluğun olduğu yerde şiddetin kaçınılmaz olduğunu, yoksulun yoksulla giriştiği acımasız savaşı anlatır. Kimseden anlayış ve sevgi görmeyen cahil bir ananın oğlunun mücadelesine verdiği destek, yürek burkan bir acı ve mücadele azmi yaratır okurda. Gündüzleri insanlık dışı koşullarda çalışarak evlerine ekmek götüren bu insanların yaşadıklarını unutmak için kazandıklarını içkiye verip sızmaları gerçeği insanın içini acıtır. Bir yanda onların emeğini sömüren fabrikatörler diğer yandan yaşadıklarını birkaç saatliğine de olsa unutmak için içki satın aldıkları meyhaneciler kazanır. Sömürünün her türlüsü mubahtır egemen güçler için. Paraları yetmeyince evindeki eşyaları bir bardak içki karşılığında satan aile reisinin içine düştüğü umarsızlık yürek burkar. Yürekli olmanın yaşının, zamanın ve de kültürünün olmadığını Ana’nın hapse atılan oğlunun davasına gönüllü olarak katılmasıyla vurgular Gorki. Onun kahramanlarının sahip olduğu en büyük sermayeleri hayalleri ve dirençleridir. Nilovna’nın oğlu Pavel Vlasov romanın bel kemiğini oluşturan kahramandır. Yazar Pavel’in kişiliğinde günlük yaşam kargaşası içinde yaşayan bir gencin profesyonel bir devrimciye doğru dönüşümünü göstermiştir. Koşulların insanın dünya görüşünü belirlediği gerçeğini kimse onun kadar nesnel bir dille anlatmamıştır. Romanın başında kahramanımız içinde büyüdüğü işçi toplumunun sıradan bir temsilcisidir. Diğer yaşıtlarından farklı değildir yaşamı. İçki içer, dans eder babasını örnek alarak annesine sert davranışlarda bulunur. Kitap okumaya başlayınca yaşama bakışı da değişir. Her koşulda eğitimin ve bilinçlenmenin devrimin bel direğini oluşturduğunu kahramanının okudukça değişen davranışlarıyla dile getirmiştir. Evdeki sorumlulukları yerine getirmede annesine yardımcı olur, evde arkadaşlarıyla toplantılar yapar, işçi haklarını savunan korkusuz bir devrimci olur. Nahodka, Rıbin, Saşa gibi dava arkadaşlarıyla, işçilerin hakları ve güzelliklerle dolu yarınlar üzerinde görüş alışverişi yapar. Kişiliğindeki bu belirgin değişim, çarlık yönetimi ile özel mülkiyeti hepten ret ettiği mahkemede tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Yazar kahramanlarını olumlu ya da olumsuz yönleriyle iki gruba ayırmıştır. Tüm devrimciler, işçiler ve köylüler iyi, yönetimde yer alan ise acımasız insanlar olarak gösterilmiştir. Rıbin, kişiliği kuşkuculuk ve güvensizliği çağrıştırdığı için daha gerçekçidir; bildiri ve benzeri gereçlerin kaynağının nerden geldiğini merak eder ve kendilerini desteklediğini söyleyen aydınlara güven duymaz. Gorki, Rıbin karakteriyle köylü ve işçi sınıfıyla aydınlar arasındaki güven sorununun hangi aşamaya geldiğini belgelemiştir. Bu sorunun dönemin sürekli kanayan bir yarası olarak Ana’da yerini alması romana farkındalık katmıştır. Gorki köylü ve işçi sınıfının devrime bakışı konusunda bazı Rus yazarlarından farklı düşünür. Tolstoy ve Turgenyev köylü ve işçi sınıfının devrimcileri gereği gibi algılamadıkları için onları jandarmaya ihbar etmekte tereddüt edemeyeceklerini savunurken Gorki bu iki görüş arasındaki uçurumu görmezden gelmeyi yeğlemiştir. Roman ilerledikçe bireysel hareketler kitlelere mal olduğu için Pavel’le birlikte Sizov’un liderlik ettiği eski kuşak işçiler de olaya dahil olurlar. 1 Mayıs gösterileriyle mahkeme sahnesi birleştirilmiştir çünkü kitlesel olaylarla kahramanların yazgılarını birbirinden bağımsız olarak düşünmez yazar. Hayallerini gerçekleştirmek isteyen aydınlar, işçiler ve köylüler örgütlenirler. Rusya’nın geleceğini belirleyen yeni kuşakların nasıl bir eğitimden geçirilmesi gerektiği; aşk, aile değerleri, din ve sanat gibi insan hayatına yön veren alanların nasıl örgütlenmesi gerektiği konusunda kafa yorularak bu alanların insan hayatında kapladığı alanın genişliği gösterilmiştir. Birçok konunun aynı romanda mercek altına almasından rahatsız olanlar 1907’de Znanie dergisinin 18. sayısının basımının akabinde romanın birinci bölümünün yayımlandığı iki sayıya el konulmuştur. Derginin yayılması el koyma işlemi geciktiği ve satışlar yapıldığı için engellenememiştir. Roman mevcut düzeni değiştirmeyi ve işçi ve köylü sınıfını isyana teşvik ettiği için sakıncalı bulunmuştur. Romanının sansür komitesi tarafından yasaklanacağı için geniş kitlelere ulaşmamasından kaygılanan yazar, kendisi otosansür uygulayarak tehlikeli görünen bölümleri romanından çıkarmıştır. Yazar romanın dokuz bölümünü çıkardığı için anlatıda bazı kopukluklar olmuş. Bir yazar olarak böyle bir hata yapmak onu derinden sarsmış, 1908 yılı mart ayında K.P. Pyatnitskiy’e şöyle yazmış: “Derginin XX. sayısı noktalı yerleriyle üzüntü verici bir izlenim uyandırıyor. Ana romanı mahvoldu ve parçalara ayrıldı.” Tüm bu üzüntü ve kaygılarına rağmen Ana Rus okuyucusuna ulaşarak büyük bir tartışma ortamı yaratmayı başarmıştır. Çar yanlısı eleştirmenler bu romanla yazarın edebi hayatının sona erdiğini savunsalar da özgür sanat savunucuları da eseri fazla eğitici bulmuşlardır. K. E.Voroşilov Gorki’nin yazarlığının kırkıncı yıldönümü kutlamalarında Ana’ya ilişkin şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Olağanüstü bir eser olan Ana, gerçekte Rus işçi sınıfının biyografisidir. Zira eserde eski Rus yaşamının acımasız yollarından geçen her emekçinin yaşadıklarına çok yakın şeyler vardır.” Gerçek şu ki, Ana dönemi itibarıyla işçi ve köylü sınıfının el kitabı olmuş birçok işçi devriminin gerçekleşmesine öncülük etmiştir. Ana Gorki’nin sanatında bir dönün noktası olmakla birlikte dönemin devrimcilerinin ruh halini anlatan en iyi roman olma özelliği bakımından yıllara meydan okumaya devam edecektir. Thomas Mann’ın, “Gorki, hiç kuşkusuz dünya edebiyatında bir olaydır; beni ve tüm Avrupa’yı ilk kez devrim Rusyası ile tanıştırmıştır” saptaması bile Ana romanının salt Rus edebiyatında değil dünya edebiyatında da birçok ilke imza attığını kanıtlıyor. 1907 yılı Mayıs ayında Lenin ve Gorki Londra’da Rus Sosyal–Demokrat İşçi Partisi’nin 5. Kongresi’nde karşılaştıklarında, Lenin el yazmalarından okuduğu romanı övmüştür. Bu olayı Gorki anılarında şöyle dile getirir: “Ona bu kitabı biraz aceleye getirmiş olduğumu itiraf ettim, ama daha nedenini anlatmama fırsat bırakmadan, Lenin kafasını olumlayan bir şekilde sallayıp acele etmekle iyi yaptığımı, bu romanın acil bir ihtiyaç olduğunu, devrimci harekete kendiliğinden katılan pek çok işçi bulunduğunu ve Ana’yı okumanın onlar için çok yararlı olacağını söyledi. Bu kitap tam zamanında yetişti dedi. Tek övgüsü bu oldu; ama benim için en değerli övgü buydu zaten.” (K.Zelinski, Sovyet Edebiyatı. İletişim Yayınları. s.73) Gorki, Lenin ve Troçki gibi dünyayı yeniden kurma görevinin kendisine verildiğini düşündüğü için hem özel hem de yazarlık hayatındaki sorumluluklarını yerine getirmeye özen gösterir. Kendi kısır uygarlığına saplanmış Avrupa’ya Rusların değerlerini anlatırlar. Özellikle bozulmamış ve kirlenmemiş merak duygusuyla ülkesinin sorunlarını dile getirir. EKMEĞİMİ KAZANIRKEN 1913 Aralık ayının sonralarına doğru otobiyografisinin ilk cildi olan Çocukluğum’un ardından aynı türden iki eser daha kaleme aldı: Ekmeğimi Kazanırken (Rusçasının tam karşılığı: Halkın Arasında) ve Benim Üniversitelerim’i yazdı. Bu üç yapıt hayatın güçlükleriyle mücadele eden ve kazanan bir dehanın umuda direnişini anlatıyordu. Tek başına bile gerçek ve güçlüydü sesi. Artık salt bir yazar olarak değil yaşadıklarından kendisini yaratan bir dehanın kendi ölümsüzlüğünü kanıtlamaya yetiyordu. Ekmeğimi Kazanırken, Çocukluğum ve Benim Üniversitelerim’in de yer aldığı özyaşam üçlemesinin ikinci romanıdır. Okur bu yapıtlarda hem kendini yaşadıklarıyla ve direnciyle yaratan bir dehanın gerçeğine hem de devrim öncesi Rusya’nın içinde bulunduğu zor koşullara tanıklık eder. Bunlar, yazarın kendinden çok çevresindeki insanların yaşamları üzerinde düşünce ürettiği, bu yüzden de iç gözlemden çok dış gözleme yer verdiği otobiyografik romanlardır. Yazar gözlem gücüyle anlatma yeteneğini birleştirerek hem kendisini hem de kendisi gibi toplumsal gerçekçilik ustalarını aşar. Çarlık Rusyası’ında küçük burjuva sınıflarının yaşam koşulları ile emekçi sınıfın yaşam koşulları arasındaki uçurumdan okurlarına seslenen yazar, etik değerler ile din kurallarının ergenlik dönemindeki gençlerin kişiliklerinin oluşmasındaki baskın rollerine de dikkat çeker. Kendi gerçeklerini neden anlatma gereği duyduğunu şöyle açıklar: “Bu iğrenç şeyleri niçin anlatıyorum? Ne gereği var, değil mi? O zaman, şunu bilin ki, sayın okur, bu yalnızca eski bir olay değildir! Siz uydurma dehşetlerden hoşlanırsınız, korku öyküleri okumaktan zevk alırsınız, duygularınızın, hırpalayıcı kurgularla gıdıklanması hoşunuza gider, bundan hiç çekinmezsiniz. Ama ben gerçek korkunç olaylar biliyorum, günlük yaşamın dehşetli olayları bunlar işte, onları size anımsatmak duygularınızı zevksizce gıdıklama hakkımı kullanıyorum, böylece nerede ve nasıl yaşadığınızı kesinlikle anlayabilirsiniz.” Ağır koşullarda çalışarak ekmek parası kazanan yazar okumaya da fırsat bulur. O günlerini hem hüzünlenerek hem de gülümseyerek anımsar ileri yaşlarında. Kendisi gibi kafa ve beden gücüyle çalışan insanları baş tacı eder. Ekmeğimi Kazanırken’i okurken yazarın ruhuna doğru içsel bir yolculuğa çıkar okur. Olağanüstü anlatım gücünü olağanüstü samimiyetle birleştirince okur kitabın sayfalarında değil de yazarın ruhunda çıplak ayakla dolaştığını düşünür.
ARTAMONOVLAR Ölümsüz yapıtların yazarı Gorki’nin İtalya’da yazdığı ve 1925’te yayımladığı Artamonovlar’da, toprak köleliğinin kaldırılmasıyla Rusya’da yaşanan olaylar sonucu hızla ilerleyen kapitalist gelişmenin nedenlerini irdelerken, diğer yanda da bu gelişmelerin insanlar üzerindeki etkilerini anlatır. Özellikle köleliğin kaldırılmasıyla birlikte insanların burjuvalaşmasına karşı emekçi sınıfın gelişmesini engelleyemediğini, bunun sonucu olarak da devrimci düşüncenin gelişmesinin kaçınılmaz olduğunu anlatır. Yazar bu etkileyici olduğu kadar dramatik de olan romanında bir ailenin üç kuşağı üzerinden, Rus tarihinin altmış yıllık bir dilimini etkileyici bir biçimde resmeder. Romanda sınıfsal çatışmaların yükselişe geçtiği dönemde hızla yükselen bir ailenin, kendi içindeki çatışmalar yüzünden dağılmasını ve devrimden sonra kalan üyelerinin önce yoksulluğa mahkûm olmasının sonunda dağılmasını anlatır. Okur Rusya’da eski çağın yok oluşuna tanıklık eder. Gorki romandaki her karaktere derinlik kazandırarak onların iç dünyalarını girmeyi başarır. RUSYA'NIN TARİHİ OLARAK GORKİ 1924 Ocak ayında Gorki, yakın dostu, dava arkadaşı Lenin’in ölümünü öğrendi ve çok üzülmüştü. Eski eşi Ekaterina aracılığıyla Lenin’in tabutuna konacak çelenge: “Elveda dostum” diye yazdırdı. İkinci sürgünlüğü de birincisi gibi yedi yıl süren Gorki 20 Mayıs 1928’de ülkesine geri döndü. Gorki’nin yedi yıl önce arkasında bıraktığı ülkede önemli değişiklikler olmuştu. Gorki, bıraktığı yerden devam etti mücadelesine. Zaman zaman Stalin’in yanında, zaman zaman da karşısında konumlandı. Birçok önemli görevde ve sözcülüklerde yer aldı. Yaşadıklarını kendine özgü üslubuyla yazan Gorki uluslararası bir üne ulaştı. Sağlığında birçok önemli ödül, övgü aldı. Nobel Ödülü alması beklenilen ama bu ödülü alamayan Gorki’ye Stefan Zweig şöyle yazmıştı: “Kısıtlı bir çevre içinde, bir kez daha istedik size Nobel Ödülü vermelerini. Umarım sağlığınız iyidir ve bizim de giderek artan bir umutla baktığımız ülkenizi görüyor olmaktan mutlusunuzdur. Avrupa’nın aptallığı her sağduyulu insana utanç veriyor. O yıl Nobel Ödülü’nü İngiliz yazar John Galsworthy aldı” ( Henri Troyat. Gorki. Telos Yayınları S.238). Sovyetler Birliği’nde bir yurttaşa verilebilecek en yüksek paye olan Lenin Nişanı verildi kendisine. Moskova’da onun adına bir edebiyat enstitüsü kuruldu. Leningrad’da, yirmi beş yıl önce Çar’ın emriyle atıldığı akademiye yeniden üye seçildi. Ve son olarak da en büyük ödül: Nijni Novgorod kenti, yüzyıllardır gururla taşıdığı ismini bırakıp Gorki oldu. Şehrin sakinleri bir sabah uyandıklarında “Gorkili” olduklarını gördüler” Henri Troyat .Gorki. Telos Yayınları s.240).
MAKSİM GORKİ'NİN ÖLÜMÜ Gorki’nin ölümünün akabinde kuşkulara neden olabilecek bazı yorumlar yapıldı. Gorki öldürülmüştü çünkü: “Stalin’in değişmez arkadaşı olduğu için, Troçki onun öldürülmesini istemişti. Yagoda’nın gözetimi altında bu cinayetin işlenmesi, Gorki’nin sekreteri olan ve bir yolunu bulup onun soğuk algınlığına ya da başka bir hastalığa yakalanmasını sağlamakla görevlendirilen Kryuçkov ile hastalarını tedavi etmek yerine ölümünü hızlandıracak olan Dr. Levin ve Dr. Pletnev’e bırakılmıştı” ( Henri Troyat. Gorki. Telos T Yayınları. s.259-260). Çağın bir başka büyük yazarı, Romain Rolland şöyle der: “Çağın dünya kültürünü ve devrimi böylesine görkemli bir biçimde kaynaştırmak Gorki dışında hiç kimseye hiçbir zaman kısmet olmadı.”Thomas Mann Gorki’nin dünya edebiyatı üzerindeki önemini şöyle özetler:” Gorkiy, hiç kuşkusuz dünya edebiyatında bir olaydır; beni ve tüm Avrupa’yı ilk kez devrim Rusyası ile tanıştırmıştır.”(XIX.Yüzyıl Rus Edebiyatı Üzerine Yazılar.İletişim Yayınları. S. 174) Dünya edebiyat tarihine mal olmuş ve ömrünü yaşadığı ülkenin yazgısını değiştirmeye adamış, yaşamı boyunca halkların yanında yer almış, dava arkadaşlarının yanlışlarına tepki göstermekten çekinmemiş, birçok yazarın, eleştirmenin ve ressamın yetişmesinde etkisi ve katkısı olmuş, yazdıklarını yaşadıklarıyla tamamlamış, eşitler arasında paylaşmaya dayalı bir toplum bilinci yaratmayı/yaşatmayı ilke edinmiş gerçek bir aydın, mücadele adamı yazar Maksim Gorki, insanın yaşamını/yaşadıklarını, sorumluluklarını niçin/neden sahiplenmesi gerektiğini bir kez daha, okura anımsatıyor. Bedriye Korkankorkmaz
MAKSİM GORKİ'NİN ÇOCUKLUĞU
Zengin Vasili Kaşirin, zengin damat adaylarından biriyle değil de, sıradan yoksul bir marangoz olan Maksim Savatiyeveç Peşkov ile aşk evliliği yapan kızını evlatlıktan ret etti. Üç çocuğunu bebekken kaybeden Varvara, 16 Mart 1868’de Aleksey adıyla vaftiz edilen Maksim Gorki’yi dünyaya getirdi. M. Savatiyeveç rıhtım sorumlusu olarak Astrahan’a atandı. O sırada dört yaşındaki Aleksey’in koleraya yakalanması babasını çok üzmüştü. Oğlunu iyileştirmek için çabalayan baba, oğlundan hastalık kapmıştı. Gorki iyileşmişti ama otuz bir yaşındaki babası ölmüştü. Bu ani ölüm ailenin parçalanmasına sebep oldu. Bu arada annesi yeni doğan küçük kardeşiyle birlikte Maksim’i de yanına alarak kapısı yıllar önce kendisine kapatılan baba evine doğru yola çıktı. Yolda ölen küçük kardeş Saratov da toprağa gömüldü. Anne ve oğlu, dede V.Kaşirin’in kapısını çaldılar. Aradan geçen zaman babayı biraz olsun yumuşatmıştı. Kızına ve torununa kapısını gönülsüzce açan baba zengin değildi artık. İki amcası ve amcalarının çocukları, anneannesi, dedesi ve annesiyle birlikte yaşamaya başladı Gorki. Dede Kaşirin çok cimriydi ve torununa da çok kötü davranıyordu. Cehennemi aratmayan bu evde Maksim’e insanca sevgiyi yüreğinde hissettiren tek kişi anneannesiydi. Genç annenin önce sevgilileri, sonra da yeni bir eşi olmuştu.
Gorki’ye üçüncü sınıfı bitirme imtihanlarındaki başarısından dolayı başarı sertifikasıyla birlikte, üç kitaptan oluşan ödül verilmişti. Bu üç kitabı da kitapçıya götürüp satan Gorki, aldığı parayı anneannesine verdi. Gorki o gün okul dönemini kapatmış, ekmek kazanma, ayakta durma dönemini başlatmıştı. Yoksulluğa ve eşinin işkencelerine daha fazla dayanamayan anne genç yaşta öldü. Bir kez daha dede evinin kapısını çalan Gorki’yi, aynı işkenceler beklemekteydi. Bulduğu her işte çalışıp kazandığı tüm parayı verdiği anneannesinin gözyaşları içinde kendisine teşekkür etmesi, onun bu dünyada bir insan tarafından sevildiğinin tek belgesiydi. Gorki, sevgisizlik, aşağılanma ve zorluklar içinde geçen hayata karşı direnme gücünü ananesinin gözyaşlarında buluyordu.
Birçok değişik işte çalıştıktan sonra, dedesinin yardımıyla teknik ressam olan Sergeyev’in yanında çırak olarak işe başladı. Ressamlığın dışındaki her işi yapıyordu. Ressam Sergeyev, Gorki’yi ev işlerinde de çalıştırıyordu. Kötü dedesinden korkan Gorki, bir gün kaçıp Volga’nın kıyısında, kendisi gibi zor şartlarda yaşayan insanların yaşamlarına ortak oldu. Aleksey, on iki yaşında koşulları gereği Dobri mürettebatına katılmak zorunda kalmıştı. Yanında çalıştığı aşçı Smuri, okumayı seven iyi bir insandı. Gorki’ye, okuması için sakladığı kitapları verirdi. Gorki, Gogol’ün “Taras Bulba” adlı kısa öyküsüyle o gün tanışmıştı. Gorki’nin mutluluğu kısa sürdü, aşçıyla aralarında gelişen bu güzel dostluk, mürettebatı rahatsız etti ve gemiden atıldı. O gün sevgili dostu Smuri, Gorki’ye şunları söyledi: “Kitap oku, yapacağın en iyi şey budur” (Henri Troyat.Gorki. Telos Yayınları S.27).
MAKSİM GORKİ'NİN GENÇLİĞİ
Kendisi gibi kitap okumayı seven komşuları sayesinde Gorki, Fransız romanlarının Rusça tercümelerini okuma fırsatını buldu. On altı yaşındaydı ve yaşadıklarından dolayı bunalıma girmişti. Dostoyevski, Gogol ve Tolstoy’un romanlarındansa Turgenyev’inkilerden daha çok etkilenmişti. Okulu hiç düşünmeden terk etmesine rağmen, okuduğu kitaplardan çok etkilenmiş, üniversite mezunu olmayı istemişti. O sırada tanıştığı arkadaşı N.Evreinov, Gorki’yi, Kazan’a gidip ciddi bir öğrenim görmesi için ikna etti.
MAKSİM GORKİ'NİN GENÇLİK YILLARINDA KADINLARA BAKIŞI
Gorki’nin bir kadına duyduğu sevgi bir çocuğun annesine ya da anneannesine duyduğu sevgiden ve özlemden başka bir şey değildi. O, annesinin etekleri altında saklanmak isteyen bir çocuğun güvenini yeniden hissetmek ve yaşamak istediği için, aşka büyük özlem duyuyordu. Kadınların tecavüzlere ve işkencelere maruz kalması Gorki’yi o zamanlar da çok üzüyordu.
YILLAR SONRA GORKİ VE KADINLAR
Gorki, Kraliçe Margot aşkını çabuk unuttu. Kendisinden yaşça büyük, evli ve dört yaşında bir kızı olan Olga Kaminski’ye âşık oldu. Olga, kızı ve Maksim Gorki birlikte yaşamaya başladılar. İlişkileri Olga ile aralarındaki kişilik farklılıklarından dolayı fazla sürmedi, dostça ayrıldılar. Olga’dan ayrılıp Samara’da yaşamını idame ettiren Gorki, Samara gazetesinde yerel konular üzerine yazı yazmaya başlamıştı.
Aynı gazetede düzeltmen olarak çalışan, on sekiz yaşındaki Ekaterina Pavlovna Voljin’le evlendi. İlk çocukları Maksim 27 Temmuz 1897’de dünya geldi. Yıllar sonra kızları Ekakerina (Katyuşa) dünyaya geldi. Gorki, Moskova’da Sanat Tiyatrosu topluluğu tarafından sahnelenecek olan Ayaktakımı’nın atmosferine, oyunculara daha yakın olmak için provalara katılmıştı. Provalarda yüksek bir memurun karısı olmasına karşın ülkesi için verdiği mücadeleden ödün vermeyen genç, güzel, bir o kadar da zeki Maria Fedorovna Andreyeva’ya âşık oldu.
Yedi yıllık eşi ve iki çocuğunun annesi olan Ekaterina Peşkov’la resmen boşanmalarına rağmen, birbirlerine duydukları saygılarını, sevgilerini en önemlisi dostluklarını hiçbir zaman yitirmediler. Her ikisi de eşlerinden ayrıldıktan sonra hayatlarını birleştirdiler. Maria, birkaç dil bildiği için, yabancı dil bilmeyen Gorki’ye tercümanlık yapıyordu. Gorki, kızı Katyuşa’nın veremden öldüğünü M.Andreyeva ile birlikte yaşadığı Kanada sınırı yakınlarındaki Adirondacklardaki kır evinde öğrendi. Maria Andreyeva ile yollarını elli iki yaşında ayıran Gorki, Mara Budberg’le birlikte yaşamaya başladı. 11 Mayıs 1934’te oğlu Maks’ı kaybetti. Ne aşk ne de evlat acısı Gorki’yi mücadelesinden alıkoyabildi, en büyük aşkı ülkesine ve halkların eşitliğine olan aşkıydı çünkü.
GORKİ'NİN ÜNİVERSİTE HAYALİ
Gorki, Kazan’a geldiğinde arkadaşı N.Evreinov’un evinde kaldı. Bu yoksul ve konuksever ailenin ona göstermiş olduğu yakınlıktan çok etkilenmişti. Bütün istek ve uğraşılarına rağmen üniversite öğrencisi olamayacağını anlayan Gorki, bu iyi insanlara daha fazla yük olmamak için o evden ayrıldı, bir başka öğrenci arkadaşının evine taşındı. Açlık ve işsizlik peşini yine bırakmamıştı. Bulduğu her işte çalışan Gorki, yaşam yorgunuydu. Biriktirdiği parayla satın aldığı tabancayla yaşamına son vermek istedi. İki intihar girişimi de başarısız oldu. Hastaneden çıkan Gorki’yi yine zor bir yaşam bekliyordu...
MAKSİM GORKİ'NİN EDEBİYATI
Gorki, o çok sevdiği memleketi Rusya’dan iki kez ayrılmak zorunda kalır. 9 Ocak 1905’teki ayaklanmanın şiddetle bastırılmasına karşı aldığı sert tavır nedeniyle dikkatleri üzerinde topladı. Evi arandı, Riga’da yakalanarak başkente geri götürüldü; Piyotr ve Pavel Kalesi’nde hapsedildi. Gorki’nin yakalanması, tepki gösterilerinin sokaklara taşmasına neden olmuştu. Rusya’da protesto dalgaları başlamıştı. Bir ay sonra kefaletle koşullu olarak salıverilen Gorki, eylem adamlığını sonuna kadar devam ettiriyordu. 7 Aralık’ta, Bolşeviklerin başlattığı genel grevin sonuçları ağır olmuştu. Gorki, bir daha hapse girmemek için bir savaş alanına dönen Rusya’dan ayrılması gerektiği konusunda arkadaşlarının önerilerine uyup memleketinden ayrıldı.
İtalya’da yaşayan Gorki’yi İtalyan yetkilileri Lenin’in yakın dostu, dava arkadaşı olduğu için istemiyorlardı. Sürgündeyken Lenin’le ilişkileri devam etmişti. Gorki’nin öteden beri süregelen verem hastalığından dolayı tedavi görmesi şarttı. Lenin’in emriyle tedavi masrafları parti tarafından karşılanmıştı. Lenin, Gorki’ye mektubunda “Dinlen ve iyi bak kendine” diye yazmıştı. Gorki aralarındaki fikir ayrılığına rağmen Lenin’e içten bir saygı besliyordu çünkü Lenin’in, yeni bir toplum bilinci oluşturan dehası Gorki için daha önemliydi. Gorki, önce Almanya’ya, daha sonra da Berlin’e gitmek zorunda kaldı. Ülkesinden uzak, ikinci sürgününü yaşarken, Sovyetler Birliği çok karışmıştı. Özellikle de Moskova hükümetinin aldığı kararlar onu deliye döndürmüştü. “1923’te Sovyet yetkililerinin karşıdevrimci içeriği nedeniyle halk kütüphanelerinden hemen toplanması gereken yasak kitaplardan oluşmuş bir ‘indeks’ hazırladığını öğrendi. Yasaklanan yazarlardan bazıları da Platon, Kant, Schopenhauer, Ruskin, Nietzsche, Taine, Solovyov, Tolstoy ve Lesdov’du” (Henri Troyat.Gorki.Telos Yayınları. S.209). Bu uygulamalara çok kızmıştı Gorki, tepkisini Hodaseviç’e şöyle dile getirmişti: “Böyle bir manevi vampirliğin gerçekten var olduğuna inanamıyorum ve indeks’i kendi gözlerimle görmeden de inanmayacağım. Ama ilk tepkim öyle güçlü oldu ki, Sovyet vatandaşlığından ayrılacağımı bildiren bir mektup yazmaya başladım Moskova’ya. Eğer bu vahşilik gerçekse ne yaparım? Bilseniz ne kadar büyük bir acı içindeyim!”Henri Troyat.Gorki.Telos Yayınları.S .209).
Gorki, ömrünün son yıllarında vatanı Rusya için yeni, yepyeni bir barış, özgürlük ve demokrasi istiyordu... Açlık sınırındaki Rusya için çok önemli görevler üstleniyordu. Bolşeviklerle Rusya’nın uzlaşmasında adeta köprü görevi gören Gorki; yaşamını ideolojisine adamış, onurlu, dürüst kişiliği sayesinde, hem uluslararası bir üne sahipti hem de her yazara nasip olmayan saygıyı görüyordu.18 Haziran 1936’da hasta yatağından kalkamadı. Gorki ölmüştü! Bütün dünya yas içindeydi! Cenazeye önemli devlet adamları ve o çok sevdiği halkı katılmıştı. “20 Haziran’da Kızıl Meydan’da ağırbaşlı bir veda töreni yapıldı” ( Henri Troyat. Gorki. Telos Yayınları.S.258).
Gerçek Edebiyat
YORUMLAR