Solda devrimci belirginleşme ihtiyacı

Son 40 yıla damgasını vuran Neo-Liberalizmin ışıltısı, son on yılında giderek soluyor, ona karşı retoriklerin önemli ölçüde yaygınlaşmasına ve güçlenmesine tanık oluyoruz. Bu yıllar aynı zamanda, Batı hikâyesinin inandırıcılığının kendi savunucuları tarafından sorgulanmasına tanık olduğumuz yıllar. Bu bakımdan da önemli bir miladı temsil ediyor.

news-details
Deneme

 

Liberalizmin kendini ifade alanlarından olan devlet adamlığı örneğinin Trump ve benzerleri üstünden adeta tekzip edilişi, demokratik toplum değerlerinden uzaklaşma, dinin değer üretme ve yönlendirme misyonundan öte belirgin bir kural koyucu olmaya doğru ilerlemesi, ulus devletlerde yurttaşların eskiden önemli ölçüde ortaklaşılan değer ve hedeflerden uzaklaşarak ciddi bir şekilde en az ikiye ayrılmış olması, insan haklarına açıkça aykırı yerel ve uluslararası uygulamaların ve düzenlerin reel politik yararına desteklenebilmesi veya göz yumulması sözünü ettiğimiz eleştirilerin başlıkları diyebiliriz.

Bu eleştiri başlıklarının daha tercih edilir bir dünya düzeni için kök nedenlere doğru ilerleyebileceğimiz önemli, değerli başlıklar olduğu kuşkusuzken, son dönemde hem dile getirilişlerinde hem de dile getirilenlere kulak verişte bir zayıflama seziyoruz.

NEOLİBERAL TUHAFLIK

Neoliberalizmin kendini savunuşunda hakim olan tarz, karşıtının karşıtı olmak diyebileceğimiz bir kendini tekrar tuhaflığında görünüyor. Liberal zeminin bu duruma nasıl, neden geldiğini etraflıca sorgulayan ciddi, güçlü ve yeni bakış açılarına sahip değerlendirme ve ifade kanallarının var olduğunu söyleyebilecek verilere sahip değiliz.

Trump’la alay etmek veya onu yönetemez kılmaya yönelik sonuçsuz girişimler, bize göre neoliberal kurulu düzenin ideolojik ve politik aczini ifade ediyor. Daha dün -diyelim 1989’da- dünyanın düz olduğunu afralı tafralı dile getirenler (Örneğin Freidman) henüz neoliberalizmin dökülen yaldızlarını yeniden parlatacak, dişe dokunur yeni bir retoriği uydurabilmiş değil.

Onlar olsa olsa çevre ülkelerden merkeze doğru gelebileceğini var saydıkları gerilek köktenci saldırıyı (diyelim radikal İslamı) ve kendi merkezlerindeki gerilek saldırganlarla (diyelim Trumpizmi), bu akımların doğuşundaki asli rollerini göz ardı ederek, hedef tahtasına koyup gölge boksu yapıyor. Bu ise, varsa meselelerin çözme olanaklarını biraz daha perdeliyor.

Dünyayı tuhaf bir şekilde milliyetçiliğin sardığını dile getiren merkez liberallerinin bizzat kendilerinin ve bu merkezlerin sosyalistlerinin ne kadar milliyetçileştiklerini nedense hiç dile getirmediklerini şaşarak izliyoruz. Neoliberalizm savunucularının olan biten karşısındaki en belirgin mesajı Neoliberalizmi kaybolmuş bir cennet olarak sunmaktan öteye geçemiyor. En çok da bu yüzden liberalizmin ana karalarındaki anti liberal, otokratik, milliyetçi, dinci muhalefetin caydırılmasında çok yetersiz kalıyor.

Enternasyonal alanda; hem ortodoks liberalizmi hem de onun her türlü gerilek karşıtlarını eleştiren ve onlara karşı mücadele eden, neoliberalizmin hık deyici konumuna düşmemeyi başarmış zayıf da olsa bir yerelci, ulusalcı, sol, sosyalist, çevreci ve barışçı kesim var. Ne yazık ki bunlar uluslararası politik mücadelede hâlâ sembolik kalıyorlar. Ana eksendeki mücadelenin hesaba katılacak kertede güçlü bir seçeneği olmaya henüz terfi edebilmiş değiller. Bunun nedenleri arasında, sol ve sosyalist merkezin önemli bir kesimini geçen on yıllarda neoliberalizmin emperyalizmini görmezden gelen bir liberal-ilericilik batağına düşmüş olması geliyor.

Cümleyi, 90’lı yıllardan itibaren neoliberalizmin, sosyalistlerin de dahil olduğu ilerici muhalefeti büyük ölçüde asimile ettiği şeklinde de kurabiliriz.

HATIRLATMAK ZORUNDAYIZ

Neoliberalizmin, asimile ettiği tarihi sol kesimleri de yanına alarak, multi-kültürel etnikçiliğinin, hem kendi anakaralarında hem çevre ulus devletlerde ulusal ortak misyon ve tahayyülleri parçalayarak, parçalananı bütünleştirmek misyonunu gerici formda öne çıkaran bir milliyetçi ve dinci hurucunun önünü açtığı ve bunun halk çoğunluklarında karşılık bulacak ölçüde savunulur hale gelmesinde çok önemli bir payı olduğu, Trump sonrası değerlendirmeler arasında bizim en çok dikkatimizi çeken değerlendirmelerden biridir. Bireysel siyasi geçmişimiz ne olursa olsun, eğer geç modernleşme coğrafyasının nirengilerinden dikkatle bakarsak meselenin liberalizmin krizinden daha öte olduğunu fark etmemiz zor değil. Böylece, bu duruma gelişte bizzat liberalizmin rolünü görme şansımız artar. Şurası kesindir ki; KOVİT-19 salgının da kristalizasyonuna katkı yaptığı, tarifi, tasnifi bu kısa yazıyı aşan bir distopyaya yaklaşmakta olmamızda, globalci liberalizmin ebediyen kendisine yeter sandığı kurnaz nezaketi ile adalet, eşitlik, özgürlük talep eden devrimci modernizmi uykuya yatırıp, onun mirası ile uzunca süredir idare edişinin başat bir rolü vardır. Globalci liberalizm bu sırada toplumsal ilerleme cephesini asimile etmeyi başaramamış olsaydı, bu kadar kendine güvenmiş olmayacak ve belki de şimdi bu kertede çaresiz olmayacaktık.

Liberalizmin krizine ağıt yakarak, globalci liberalizmi kaybolmuş bir cennet gibi sunanlara işin bu yanını hatırlatmalıyız. Ama asıl hatırlatmayı, devrimci modernleşmenin ve ardından gelen yerel bilinç, ulusal kurtuluş ve sosyalizmler çağının misyonuna bağlı olanlara, kendimize yapmalıyız.

Şimdi, bir an önce devrimci modernleşme, ilerleme, eşitlenme ve özgürleşme çizgisinin globalleşmeci liberalizmin bir tonu olmaktan çıkması gerekiyor. Görünen o ki, globalleşmeci liberalizm nerede yanlış yaptığını itiraf etmeyeceği gibi, neden olduğu ekonomik ve siyasal çıkmazı kaotik olmayan yollarla aşmayı da düşünmüyor görünüyor. Aksine o bu haliyle, modernleşmemiş dünyada bizzat kendinin sebep olduğu, hatta doğurduğu, baskıcı, teokratik rejimlere destek veren geniş halk ve yurttaş kesimleri ile aynı coğrafyalardaki muhalif devrimci modernist siyasetin arasına bir kere daha kan davası sokmak istiyor görüntüsü veriyor.

ROTA ÇAĞDAŞ UYGARLIK 

Bu oyuna gelmemeliyiz. Geç modernleşme yolculuğunu gerçek anlamda çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmanın yolu, hem globalci liberalizmin hem de onun başarısızlıklarının ve manipülasyonlarının ürünü olan gerilek tepkilerin dışında kalarak, her ikisinin iğvasına uymuş halk kesimlerini devrimci cumhuriyetin çağdaş uygarlık davasında buluşturabilmekte yatıyor. Bunun yolunun gerçekten sol bir siyasi program, organizasyon ve siyasi liderlikle açılabileceğine inanıyorum. Aksi, yurttaşlar arasında iç çatışma, ülke için zaman ve kaynak kaybıdır.

Ferruh Tunç

(Cumhuriyet gazetesi - Olaylar ve Görüşler)

Sosyal Medyada Paylaş

author

Ferruh Tunç

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..