‘Ses bayrağım’ kirlenmişti artık yapısı da yıkılıyor! / Yücel Çağlar
‘Ses bayrağım’ kirlenmişti artık yapısı da yıkılıyor! / Yücel Çağlar
Konuşulanları dinledikçe, yazılanları okudukça Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Türkçe Katında Yaşama” başlıklı şiirindeki ünlü “Türkçem, benim ses bayrağım” dizesini anımsıyor, hüzünleniyorum.. Kimileyin ise öfkeleniyorum. Bu özensizlik nereden kaynaklanıyor, bilemiyorum. Geçmişte “ses bayrağımızın” kirlenmemesine özen gösteren, onlarca yılda biriken kirlilikten arınması için çeşitli çabalara giren kitle iletişim araçları bile artık “davanın peşini bırakmış” görünüyor. Yabancı kökenli sözcüklerin kullanılmamasından vaz geçtim (!), dilimizin temel kurallarına bile gerektiğince uyulmuyor artık. Ben dilbilimci değilim; yalnızca söyleneni, yazılanı doğru ve eksiz anlamak, olumsuzlama ağırlıklı da olsa okuduklarımdan dinlediklerimden hiç olmazsa dilsel olarak yakınmayayım istiyorum. Ne yazık ki artık bu bile giderek olanaksızlaşıyor. Bir gazetemizin haftalık kitap ekindeki tanıtım yazılarımdan birkaç örnek vereyim: Bilgisayarda ya da akıllı” (?) telefondaki iletişim –“sosyal medya”?- söyleşi ya da yazışmalar için ancak şunu söyleyebilirim: “Dilsel kirliliğin daniskası” ! Dilimizdeki böylesi bozulmalar nasıl önlenebilir, önlenmesi gerekir mi; bilemiyorum doğrusu. Sanıyorum özellikle kamuya açık yayınlarda yayımcılara -“editörlere”?- bu alanda da büyük iş düşüyor. Dilimize saygının bir gereği de bu olsa gerek. Türkçe yazıp konuşuyorsak, konuşacaksak eğer birazcık (!) özen göstermek çok mu zor? Görevini “…Türkçenin bilim, sanat, edebiyat ve öğretim dili olarak gelişmesini ve her alanda doğru kullanılmasını sağlamaktır.” Olarak tanımlayan, “Dilimiz kimliğimizdir” savsözünü kullanan Türk Dil Kurumu bir yana Dil Derneğ’miz var değil mi; iyi de niçin var? Bu bağlamda, hoş göreceğinizi umarak sevgi ve saygıyla andığım Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın 1950’li yıllarda dillendirdiği “Türkçe Katında Yaşama” başlıklı şiirini anımsatmak istiyorum:1) “Seslenir seni bana “sonsuz” Türkçe, nice desem seni, Bir bölü beş, bir bölü dokuz, Seslenir seni bana yakın uzak, O süre yaradılış dar iken Konuşamaz iken o yusyuvarlakta, Ama bağışla beni unutmuşum, İşte an içiyorum, Seslenir seni bana “ova”m, “dağ”ım, * Anlamlı bir açıklama için Tanıl Bora’nın 22 Eylül 2021 tarihli ve “Noktasında” başlıklı “Haftalık” yazısına bir göz atabilirsiniz (https://birikimdergisi.com/haftalik/10731/noktasinda; Erişim 23 Eylül 2023 1) Kaynak: https://heyteoman.wordpress.com/2013/12/31/fazil-husnu-turkce-katinda-yasamak/; (Erişim 25 Eylül 2023) Yücel Çağlar
Der ki çoğal,
Der ki uzan mutluluğuna
Usun iyiliğin doğruluğun,
Bir bilinmeyenden bir bilinene dek
Türkçe, varolduğumuz.
Onca güzelim.
Görünmek derinleşmek,
Dolmak;
Seni düşünürüm düşünürüm, yarı karanlıklarda, dal,
Anlarım onca.
Bir bölü bin üç:
Ayrılık anlamların öylesine azar azar dağılır,
Ta doğudaki balık,
Duyar kokusunu
Ta batıdaki yoncanın.
Yeryüzü mavisinden gökyüzü yeşiline,
Tutsak uluslar var ya geceler boyu
Onlar için
Yitik özgürlükler için,
Türkçe, haykırmak.
Düz iken, yassı iken,
Daha’lar
Daha’lar
Daha’lar daha’lara karışmış,
Sınırsızlığın getirmiş yarınları.
Diyemez iken,
Artısı eksisi almış götürmüş
Toprağın bitkilerden arta kalan sağlığını
Sıcak uzun,
Bir kişiler geleceğine.
Seslenir seni bana bir duru su
İçinde masallar uygarlıklar saklayan,
Eski ozanlar kazımış ilk yazıları ilk anıtlara,
Yankılanır
Alandan alana, uçsuz bucaksız,
Evren akınlarının uğultusu
Yıldızını güneşini ayını, utanmadan.
Öyle köksüz günlerim gelmiş bozkır çadırlarından çırılçıplak,
Unutmuşum ana demesini bile,
Öykünmüşüm türküsünü ellerin,
Ağzıma bir kara düşmüş bağışla beni.
Bütün ölüler adına,
Bütün gençler, bütün doğacak çocuklar adına,
Varacağım deyişine gündüz gündüz,
Varacağım Tanrı’ya dek,
Soluğumda soluğun.
Nere gitsem bulur beni arınmış.
Bir çağ ki akar ötelere,
Bir ak… ki yüce atalar, bir al… ki ulu oğullar,
Türkçem, benim ses bayr
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR