Sedat Erden ve Sürgün romanı / Ramazan Teknikel

Kapak resmi: Fernando Botero

news-details
Deneme

Sedat Erden’i tanıdığımda, yazarlığa epey geç soyunanlardan biri diye düşünmüştüm, ancak kitabın arka kapağındaki Öz­kan Mert’in yazısından onun 60’lı yıllarda Yordam dergisinde öyküler yayımladığını öğrenince şaşırmadım desem yalan olur. Doğrusunu söylemek gerekirse; Sedat Erden, ‘Karşı Apartmanda Yaşayanlar’ ve ‘Güvercinler ve Şeytan’  adlı iki öykü kitabını imzalayıp verdiğinde, onun emekli olunca bir­çok emekli gibi sıkılmamak, zamanını hoşça geçirmek için anılarını yazdığını sanmıştım. Ancak öykülerini okumaya başlayınca hiç de öyle olmadığını görmüştüm. Usta bir öykü yazarının kale­minden çıkmış öykülerdi bunlar. Gerçi her iki kitabında yer alan öyküler de anı öykülerdi, ama anı öykü de olsa Sedat Er­den’in oldukça usta bir kalemi vardı. Nedense biraz da bir çe­viri öykü tadı hissediliyordu, bunda belki de öyküsüne konu olan başka ülkelerdeki mekânların, değişik yer adlarının payı vardı. Bu iki öykü kitabı da otobüste, metroda günlerce çantamdan ayırmadığım kitaplar oldu, her öyküsünde yeni bir serüvenin peşinden koşarak…

 

Bu iki öykü kitabıyla ilgili Aysu Erden’in bir yazısını okumuştum Cumhuriyet Kitap’ta. Öykülerini oldukça düzeyli buluyordu Erden’in. Kapsamlı bir tanıtım yazı­sıydı: “…Her iki öykü kitabında da, yaratmış olduğu di­namik ve diyaloglara dayandırılan öykü dünyası, özgün bir söylem biçimlerine ve tutarlı bir yazınsal tavra sahip olan Se­dat Erden’in kendi metinleri arasında özgün ve dizgesel iliş­kiler kurduğu gözlenmektedir…”

 

 

Bu iki öykü kitabının hemen arkasından, hem de iki yıl sonra bir de ro­man!... Sanırım yıllarca yurtdışında görevli olarak kaldığından o yıllarda yayımlama olanağı pek bulamamıştı. Sedat Erden, bir otobiyografik roman olan Sürgün’de Sydney’deki anılarından yola çıkarak kuruyordu romanını. Teğmenlikten istifa eden genç bir subayın bir gemiyle kaçak olarak gittiği Avustralya’nın o çok bilinen kenti Sydney’de dünyanın değişik ülkelerden göçmen olarak gelen işçiler arasında çoğu kez işsiz geçen günler… Yazarla aynı dünya görüşüne sahip devrime çok az zaman kaldığına inanan Cengiz, çalışmayı pek sevmeyip sefil bir yaşam süren Metin, ev sahibi İvan, oda arkadaşı Yılmaz. Yugoslav kız Borka, Yine Redfern’de bir kahvehanenin sahibi olan babacan tavırlı Orhan Usta, yaşama sıkı sıkıya sarılan Haydar Amca, psikolojik sorunları olan Hayrettin, oda arkadaşları Hüseyin Tevfik, Erkal. Sydney’deki ortama çok iyi uyum gösteren Mustafa, sürekli İngilizcesini geliştirmeye çalışan Arif Bey, George, Matt. Çin yanlısı kitapların satıldığı Eastwınd Kitabevi’ni işleten Bob, yoldaşları İrlandalı Dan, Dave, Betty, Berth. Ortama en iyi uyum gösteren Polonyalı ve Yugoslavyalı göçmen işçiler, İzmitli Burkan, Karslı Nedim, İskender Alex… Hepsi de binlerce kilometre uzaklıktaki ülkelerinden iyi bir yaşantının özlemiyle göçmen olarak gelmişlerdi buraya. Oysa çoğu kez ekonomik sıkıntılar içerisinde, ağır işlerde çalışarak, ya da seyyar işlerde, üçüncü sınıf otel odalarında, pansiyonlarda geçen günler… “Homebush’dan ayrılıp ev aramaya başladığımda, bana, iş buluncaya kadar üst kattaki odada kalabileceğimi söyledi Orhan Usta. Kirayı sonra alacak, istersem yemekleri de hesaba yazacaktı.” (Syf:36) Ve bunların arasında geçen iki yıl. Sydney’de geçen bu iki yıldan sonra BETA adlı bir gemide tayfa olarak Hint Okyanusu üzerinden haftalarca süren serüvenli bir gemi yolculuğundan sonra Kızıldeniz’i geçip El-yat Limanı ve oradan Türkiye. “Ertesi gün ufukta Madagaskar belirdi. Adanın yakınından geçiyorduk; tropik ormanlarla kaplıydı her yan. Ne bir ev, ne de bir insan göze çarpıyordu…” (Syf.82) Dünyayı gezme arzusunu gerçekleştirmek için kaçak olarak Sydney’e gelen yazarın, her renkten, her ulustan insanların arasında geçen o zor günlerinin romanıydı Sürgün.

 

Kitabın arka kapağındaki Özkan Mert’in Sedat Erden’i anlatan yazısı oldukça ilginç. Bu ne kadar içtenlikli bir yazıydı böyle ve böylesine serüvenli bir yaşam. Doğrusu şu çokça bilinen “hayatım roman” sözü çok yakışıyordu Sedat Erden’e.

 

“Dünyanın devrimci çalkanımlara gittiği 60’lı yıllarda İzmir Namık Kemal Lisesi’nde okuyordum. O yıllarda birlikte yaz­maya çalıştığımız edebiyat ve şiir âşığı arkadaşlarım vardı. Şair Levent Atalay, Şeytan Mehmet, Romancı Emin (Muti), Abdullah Özkan, Radyocu Ali İhsan Yakut, ressam M. Emin Başaranbilek, Refik Durbaş, Küçükkuş, Özel vb. Hepimizin temel ortak noktası ‘Yazmak’tı.

 

Bunların içinde mavi havacı üniforması ve omzundaki yıldız­larla hepimize fark atan biri vardı: Teğmen Sedat Erden. Ben ona ‘Kara Sedat’ adını taktığım için ‘Kara Sedat’ olarak bili­nirdi çevremizde. Biz ilk şiirlerimizi yazmaya çalışırken Kara Sedat YORDAM Dergisinde muhteşem öykülerini yayımla­maya başlamıştı bile (1965). Kara Sedat 1969 yılında’O gü­zelim mavi üniformasını ve yıldızını fırlatıp attı. Mersin’e gitti ve bu kentte sol yayınlar satan bir kitapevi açtı. Mersin Dev­rimci Gençlik Derneğini kurdu arkadaşlarıyla. Bir süre de başkanlığını yaptı.

 

Sonra? Evet! Sonra? Duyduk ki, Kara Sedat bu kez Avust­ralya’ya gitmiş. Yıllarca haber alamadım kendisinden. Birkaç yıl önce Stockholm’deki evimin telefonu gece yarısı çaldı, te­lefondaki ses: ‘Ben Paris’deyim, haydi atla gel!’ diyordu. Ta­biî ki Kara Sedat’tı bu. Hortum, Yeni Delhi ve Meksiko büyükelçiliklerinden sonra Paris’e İdari Ataşe olarak atan­mıştı.”

 

 “İşte elinizdeki bu roman: SÜRGÜN, Avustralya’ya göçmen olarak giden ve bir gemide tayfalık yaparak ülkesine dönen yazarın, Avustralya’daki sürgünlük yıllarından çarpıcı kesit­ler sunuyor. Sağlam, arı ve usta bir dille dünyanın bilmediği­miz…” Özkan Mert’in Sedat Erden için kaleme aldığı arka kapaktaki tanıtım yazısı devam ediyordu…

 

Ancak Sedat Erden’in yurda dönüşünden yedi yıl sonra bu kez Hartum, Yeni Delhi, Meksiko Büyükelçilikler ve Rodos, Paris, Karaçi Başkonsolosluklarında İdare Ataşe olarak görev yaptığı günlerindeki anılarını öyküleştirdiği öykü kitaplarını, yaşamında daha önce yer alan Sydney’deki günlerini kapsayan Sürgün’den sonra kitaplaştırsaydı sanırım daha doğru bir zamanlama olurdu.

 

 

Ramazan Teknikel

(Sincan İstasyonu dergisi)

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek Edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı, info@gercekedebiyat.com

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..