Sartre'in durumu / İlya Ehrenburg
İlya Ehrenburg’un Anılar’ından Asım Bezirci’nin çevirdiği Sartre’'ye ilişkin değerlendirmeler edebiyat tarihinde politikanın sarmaladığı bilinçlerin arayışlarını içten içe sezinletiyor. Yazarlarda temiz yürek, doğru analiz ve iyilik duygusu üzerine de düşündürüyor.
Sovyet yazarları arasında Fransa'yı en iyi tanıyan kuşkusuz İlya Ehrenburg'dur. 1930 sıralarında yıllarca Fransa'da yaşadı. Sovyetler Birliği bir kapalı kutu olmaktan çıkar çıkmaz Paris'n yolunu ilk tutanlardan biri o oldu. Herhalde Fransızların adını en çok bildikleri Sovyet yazarı da odur. Stalin kâbusundan Ehrenburg -bazı kayıplar pahasına da olsa- sağ salim çıktı. Gerçi, çevresinde işlenen suçları görüp susmuştu, ama sonradan bu susuşunu kabul ve itiraf etmek yürekliliğini gösterdi. - Stalinciliğin temizlenmesinden sonra, daha özgürce yazabileceğine inandı. Bir yere kadar da özgürce yazabildi. Nitekim, ilk kez yayımlayacağımız metinler de bunu göstermektedir. Bunlar, Ehrenburg'un İnsanlar Yıllar Yaşam adıyla yayımlamaya başladığı anıların özetleridir. Fransa'da henüz yayımlanmamış olan bu özetler, Moskova'da Novy Mir adlı aylık dergide basılmıştır. Ehrenburg bunlarda Jean Paul Sartre'dan da söz açmakta, durumunu özgürce çözümlemektedir. 1949 yıllarındaydı. Batının aydınlar topluluğunu saran kargaşayı anlamamıştım daha, yersiz bir şey gibi geliyordu bana. Şimdi pişmanlık duyduğum bir yazım çıkmıştı. Orada Faulkner'i savunmayı üstüme alıyor, Sartre'a saldırıyordum. Onu “laf ebesi, akıl hocası, salon aydını" diye adlandırıyordum. Kirli Eller oyununu yeni okumuştum, komünistlere yönelik ustalıklı bir yergi gibi gelmişti bana. Neden “salon aydını” sıfatını takmıştım Sartre'a? O sıralar onu yanlış tanıyordum da ondan. Ancak iki kez karşılaşmıştık —bir, savaştan önce, bir de 1946'da —. Fransa'da olsun, öbür Batı ülkelerinde olsun kimse Sartre'ın adını ağzından düşürmüyordu. Yalnızca üniversite öğrencileri değildi ondan söz açan; her meslekten, her yaştan kadınlar da toplantılarda, kabullerde cıvıldaşarak, “Ah Sartre!...” diye söyleşiyorlardı. İlya Ehrenburg, (1891-1967) Sartre'ı gerçek kişiliğiyle tanıyınca zeki, alçakgönüllü bir insan olduğunu anladım. Yarattığı ünden bıkmıştı, “alıkça bir şey” diye niteliyordu bunu. Kesinlikle biliyordu ki, yücelterek ya da alçaltarak kendinden söz açanlardan çoğu, kitaplarından bir tekini bile okumamışlardı. Günümüzde politika uzmanlara özgü bir iş olmaktan çıktı artık, her yere giriyor, ondan yakasını kurtarabilen pek az insan var. Öyleyken, Sartre'ın politik evrimi, sık sık yaptığı dönüşlerden ötürü, açıklanamaz gibi görünür. 1948'de "üçüncü kuvvet"in bir temsilcisi sayıyordu Sartre kendini; işçi sınıfı ile burjuva sınıfı arasında, Sovyetler Birliği ile Amerika arasında bir üçüncü taraf kurabileceğine inanıyordu. Gelgelelim, bu taraf bir türlü ortaya çıkmadı ve Kirli Eller Amerika ile burjuvazinin elinde bir silâh olmaktan kurtulamadı. Viyana'da toplanan Dünya Barış Hareketi Kurultayında Sartre en beğenilen kişi oldu: Daha ilk oturumda bu beğenilmeyi hak etmişti, söylevini bitirdiğinde herkes ayağa kalkmış, uzun uzun onu alkışlıyordu. 1952 ile 1956 yılları arasında Sartre, Sovyetler Birliği'ni Fransız gazetelerinin saldırılarına karşı savundu. Birkaç kez Rusya'ya geldi, konuşmalarında ülkemizden coşkuyla söz açtı. Helsinki Konferansı'na katıldı. Macaristan olaylarından sonra, dostluk ettiği Sovyet yazarlarıyla arayı açtığını bildirdi. Bununla birlikte, aradan bir yıl kadar bir zaman geçince, benimle rahatça konuşuyor, saldırmaktan çok kendini savunmaya çalışıyordu. (...) Çekici, yetenekli bir yazardır Sartre. Ama gerek eseri gerekse yaşama bakışı çalışmasının çokluk bir başka yönüne bağlıdır felsefeye... Viyana Kongresi'nde şöyle demişti: "Çağımızın düşünce ve politikası soyut olduğundan kıyıma sürüklüyor bizi. Dünya ikiye bölünmüş bulunuyor ve bölümlerden her biri ötekinden korkuyor. Her biri ötekinin dilek ve amaçlarını bilmeden davranıyor, söylediklerine inanmadan varsayımlar kuruyor, yorumlar yapıyor, düşmanına yakıştırdığı niyete göre bir tavır takınıyor. Bu durumda yapılabilecek tek şey kalıyor: ‘Barış istiyorsan savaşa hazırlan!' sözüyle belirtilen o aptalca anlayışa bağlanmak. Bu da soyutlamanın zaferi demektir. İnsanlar kendilerini soyutlaştırıyorlar. Her biri öteki oluyor gitgide, yani korkulması gereken düşsel bir düşman... Çevremizde insan varlıklara pek seyrek rastlanıyor. Hüküm süren yalnızca adlar, etiketler..." Sartre olayların anlamını tutkuyla araştırır. Bu araştırıcılığa kesin bir duyarlık eşlik eder. Onu en az uğraştıran şey gözlemektir. O düşünür daha çok, sonuçlar çıkarır, duyduğu yahut gördüğü şeyi coşkuyla özümser, içine sindirir. Bir gün Sartre'a tercümanlık etmek işi bana düştü: Onu tanıdığım bir tarım uzmanının evine götürmüştüm. İşinin ehli bir adamdı doğrusu, ama insanlara takılmaktan hoşlanıyordu. Sartre'ın önüne geçtim, “İşte bizim Taraskonlu Tartarin'imiz" dedim. Başladılar konuşmaya. Uzman sordu: — Bir Fransız ineği ne kadar süt veriyor? — Sizi cevaplandıramıyacağımdan korkarım, çünkü uzman değilim ben... — Biliyoruz, kitaplar yazıyorsunuz, ama biz söyleyelim, galiba günde elli litre falan? — Böylesi ineklere ancak tarımsal yarışmalarda rastlansa gerek... — Güzel, ama ben size öyle insanlar göstereceğim ki, yarışmalara katılmadıkları halde inekleri elli litre süt veriyor günde... Her ne kadar araya girdimse de Sartre inandı. Sonradan, uzman bana: — Çok, ama çok saf bir Fransız! dedi: Tartarin'imizin övgüsünü Paris'te Sartre ile Simone de Beauvoir'a ilettim. Simone kahkahayı bastı: 'Adam haklı, dedi, Sartre gerçekten saftır...' Sartre, bozularak, gülümsedi. Vaktiyle, Sartre'ın akılcı yanını kınamıştım ama, on beş yıl oluyor, onun katı yürekliliğini gösteren hiçbir şeyle karşılaşmadım. Tersine, çok kesin bir duyarlığı olduğunu gördüm. Bu durumuyla, geçen yüzyılın ikinci yarısındaki Rus yazarlarını andırıyor. Üstelik, bir filozof o, genel kategorilerden kalkarak düşünen ve soyutlamadan tiksinmesine karşın, kendini soyutlayan bir filozof. Siyasal dönüşlerindeki birdenbirelik de onun bu yaradılışından geliyor: Başka insanların bir sessiz monolog gibi, içinde geçen, günlerce ya da yıllarca dışa vurulmadan içinde kalan şeyleri, Sartre çeşitli konuşmalarında doğrulamalarla, bildirilerle, kısacası edimlerle açığa vuruyor. Bunu anladıktan sonra, 1949'da yayımlanan yazımdan dolayı üzülüp durmuşumdur hep... İlya Ehrenburg İLYA EHRENBURG’UN JEAN PAUL SARTRE İLE İLGİLİ ANILARI
SAF SARTRE
Jean Paul Sartre, (1905 - 1980)
(Anılar'ından çeviren Asım Bezirci, Edebiyat Bahçesinde, Damar Y. 1992. S. 70 – 73)
Gercekedebiyat.com
YORUMLAR