Nilüfer Altunkaya,  şiirler, öyküler, denemeler yazarak yazınsal kişiliğini durmadan geliştiriyor. Yabana atılamayacak, nitelikli öyküleri var; ama şair kimliği daha belirgin durumda. Yazdığı-yayımladığı şiirlerle, bunu hak ettiği de rahatça söylenebilir. İlk şiir kitabı “Şiir ve Kız” (Sone y.) sessiz sedasız Türk edebiyatındaki yerini aldı. Oysa derinliğine irdelenmeliydi bu kitap. Türk şiirinde eksik olan  “kadın algısı ve duyarlığı” bakımından getirdiklerine bakılmalıydı.

 

Diğer şair kadınların şiirleri için de özlenen bir durum bu.

 

Nilüfer Altunkaya'nın ikinci şiir kitabı, öncelikle bunları çağrıştırdı ister istemez.  Elbette, yayımlanan bir şiir kitabının çığırtkanlara gereksinmesi yoktur ama bu kitapların şiir değeri ve getirdikleri bilinmeli ki poetik evrilme geleceği içerebilsin.

 

Anlaşılacağı üzere, her geçen gün boşluğu daha bir hissedilen şiir eleştirmenlerine gereksinme var. Bu noktada, bir anma, anımsatma çabası olarak Nilüfer Altunkaya'nın “Sanki Sonsuz” kitabına dönebiliriz. Şairin, birbirine ulanan, birbirini bütünleyen; böylece yaşamın bütünü kucaklamayı amaçlayan şiirler yazdığı söylenebilir. “Şiir ve Kız” kitabındaki şiirlerini  “Yağmur ve Kız, Şiir ve Kız, Özgürlük ve Kız, Aşk ve Kız, Umut ve Kız”; “Sanki Sonsuz”da ise “Sanki Öncesiz, Sanki Boyutsuz, Sanki Sızı, Sanki yazgı, Sanki Suskun, Sanki Yağmur...” diye adlandırıyor. Bilinçli bir tutum bu. Çünkü yaşamdaki karşıtlıklardan çıkartıyor şiirini. Çelişenlerin birliği ve bunun sonuçları esinleyen öğe oluyor onun için. Yaşamın bütününe bakıyor konu seçerken. Şiirlerinde işlediği konuların bütün ilişkilenmelerini gözetiyor. Anlattığı hiçbir şeyi doğal uzantılarından yalıtmıyor. Bu tutumu nedeniyle, ana izleği belirgin kılan birçok yaşamsal izlek şiirlerinde yerini alıyor. “Geçmiş, yaşanılan an, gelecek”; her şiirde, bütün katılığıyla duyumsatılıyor. Kısacası, yaşamla örtüşen şiirler yazıyor Nilüfer Altunkaya.

 

Şiirlerindeki “aşk'ın zamana saçılışıdır tenindeki ürperiş”, “saçılmak aşk'tı sandım”, aşk'a bata çıka aradım aşk'ı”, “-kız: bırak ellerimi su / döküldüm / döküldüm / dökülmek aşk'tı sandım” gibi dizelerden eylemle, onun bir aşk şairi olduğu söylenebilir. “balkonlara benzeyen kadınlar”,  “ayna benim kızlığım / düş benim kadınlığım”, “gecenin düğmelerini ilikleyen kadınlara” dizelerinden yola çıkıldığında ise kadın haklarını savunduğu, feminist değerleri gözettiği sonucuna da varılabilir. “tenle tanımlanmış bir sadakat” gibi dizeleriyle ise egemen ahlâk anlayışını, feodal değerleri sorgulamaktadır. “alnımı dayadığım alevmişim / yangından en son kurtarılacak” derken, Metin Altıok'a, Behçet Aysan'a, Asım Bezirci'ye..., kısaca Sivas'da 1993'te katledilenlere şiirler yazarken politiktir.

 

Öte yandan “seni tüm zamanların boşluğuna yerleştirdim” , “aslında seni bütün boşluklara yerleştirdim”,  “aldandım pan'ın çaldığı ezgiye” “beni içine sindiğim yerde unut / teninin ilkyazında”, “bir yanımı tamamlardın bir yanım eksilirken / yol ayrımındaydın ne zaman baksam / sözcüğün imgeleye tutunurken yaşadığı” gibi dizelerde bireysel olanı öne çıkartır. Kendisiyle olduğu kadar, yaşadıklarına neden olanla da yüzleşir. Aldatılmak, terk edilmek, yalnız kalmak, umudu kırılmak, yanılmak, acı çekmek, aynı duyguda buluşamamak, tek taraflı sevmek; yaşananları içselleştirip kendini kemirmek... gibi birçok insanî durum şiirlerde yer alır. Yaşamın ürettiği tüm izlekler şiirlerde somutlaşır. Bu bağlamda bütünü gözettiği açıkça görülebiliyor. Her olayın, olgunun, durumun sonrakileri ürettiği; bunların ise aynı zaman içerisinde (eşzamanlı) yaşandığı da vurgulanmış oluyor. Bu diyalektik kavrayış, şiirleri zenginleştirirken; (okuyucuya bir çağrışım fırtınası da yaşatıyor. Bu bakımdan amacına ulaşan şiirler.

 

Kitapta imge sözcüğünün geçtiği “etli boşluğu imgenin” ve “sözcüğün imgeye tutunurken yaşadığı” dizeleri var. Bunlardan şairin imge anlayışı da ortaya çıkıyor. İmgenin, sözcüklerin sözlük anlamları dışında bir çağrışım durumu olduğunu; kendisinin bu anlayışa yaslandığını belirterek, poetik bir açıklama da yapmış oluyor. Böyle olduğuna göre şiirlerdeki imgelerin o “etli boşluğunu” doldurarak okumak gerek bu kitabı. Bu yapıldığında, şiirlerin hakkı verilmiş olur.

 

Duru bir dili var Nilüfer Altunkaya'nın. Türkçeyi gözü gibi koruyor. “Suyun rengine damlayan / gizlenişinde birikmek için” dizelerine ya da hangi dizesine bakılırsa bakılsın bir dil bilinciyle davranıldığı görülecektir. Sözcükleri ilişkilendirişi güzel. Konuşma dilinden, yaşayan ve yaşayacak olan dilden uzak değil. İmgeyi amaçlayarak yazmıyor. Çünkü imgenin şiir için araç olduğunu çok iyi biliyor. Bu tutumu nedeniyle anlam oluştururken boşluğa düşmüyor; anlattıklarını soyutlarken anlamı somutlaştırıyor. Şiirlerinde rastlantıya hiç yer vermediğini söylemek doğru olur. Türkçenin tadını çıkartıyor.

 

Nilüfer Altunkaya, Sanki Sonsuz adlı kitabıyla Türk şiirini zenginleştiriyor; 'kadın algısı ve duyarlığı' bakımından tamamlayıcı oluyor. Her açıdan buluşturucu ve uyarıcı bir kitap.

 

*Nilüfer Altunkaya, Sanki Sonsuz, Yasakmeyve yayınları, İstanbul, Kasım 2011

 

 

Gökben Derviş

 

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)