Sanatla beslenmek / Mehmet Büyükçelik
Uygarlığın ilk adımlarıyla birlikte başlayan sanatla, hayat daha anlaşılır olmuştur. Çünkü, insanlığın tarihteki bütün deneyimleri sanat yapıtları yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Yaşamın her alanında fark edelim ya da etmeyelim sanat vardır. Aslında o, hayatta algılayabildiğimiz estetik duyarlıkların tümünde yer alır. Yaşamın estetik dille ifadesidir bir anlamda. Yaşamdaki her şeyin yansıtılması, dillendirilmesi ve insanın gündemine getirilmesidir sanat. Bu anlayışın sonucu olarak, elbette toplum içindir ve öyle olmalıdır. Sanatta estetik kaygıyı ihmal ederseniz konunuz ne olursa olsun ortaya sanat koyamazsınız; yaptığınız veya yarattığınız başka bir şey olur. Sanatın Gerekliliği yapıtında Ernst Fischer, “Sanat insanın dünyayı tanıyıp değiştirebilmesi için gereklidir.” diyor. Sanat, kişinin evreni algılamasını, anlayıp değerlendirmesini sağlar; hayata dostça, insanca ve temiz bir katkıdır. Bir anlamda en önemli iletişim ve etkileşim dilidir. İnsanlar birbirlerine kendilerini ve sorunlarını en etkin bir şekilde sanatsal eylemlerle anlatabiliyorlar. Farkında olarak veya olmayarak algıladığımız sanat, ruhumuzu parlatan, düşüncelerimizi eyleme dönüştüren önemli bir değerdir. İnsan, gelişmeye ve kendini göstermeye yönelik potansiyeli içinde barındıran sosyal bir varlıktır. Sanat da çok boyutlu ve çok işlevli oluşuyla kişilik gelişiminin sağlıklı bir biçimde şekillenmesine katkı sağlayan yapıyı içinde barındırır. Elbette sanat yapıtları da kendi alanlarında tüm işlevlerini değişik düzeylerde de olsa yerine getiren değerde olmalıdır. Kendine özgü bilgiyi içinde barındırırken, izleyicilerine de bu bilginin ötesine geçme olanağı sunar. Bu da bireyin yaratma düşüncesini başlatır. Sanat, insana hem kendisiyle hem de çevresindekilerle barışık yaşaması için olağanüstü algı ve fırsatlar sunar. Bir yandan da ilkel duyguların, ehlileştirilmesine ve yüceltilmesine de olanak sağlar; ilgilenen kişilerin algıları genişler, bilinç ve kavrama düzeyleri yükselir. M. Kemal Atatürk, "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” “Bir millet ki, resim yapmaz, bir millet ki, heykel yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin tarihinin gelişme çizgisinde yeri yoktur.” diyordu. Osmanlı tutuculuğundan sonra, sanatta köklü bir anlayış değişikliğini sağlamaya çalışan Atatürk, sanatın toplum ve insanın yetiştirilmesinde önemli bir etken olduğu görüşünü açıklıyordu. Aslında sanatın, toplumun yaşamında biçimleyici ve şekillendirici rolü günümüzde artık kabul edilmiş, önemli ve değerli katkısı anlaşılmıştır. “Sanatçı, toplumda uzun çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden kişidir.” diyordu Atatürk. Her alanda olduğu gibi, sanatta da, bireyin zaafları kullanılabilir ve her toplumda var olan niteliksiz beğeni düzeyleri gözetilerek (popüler) sanat yapılmaya çalışılabilir. Bu bakımdan bireyin çok küçük yaşlardan başlayarak sanatla ilgilenmesi ve gelebilecek tehlikelerin ayırdında olması, seçimini gerçek sanat ve yapıtlarından yana kullanmayı öğrenmesi gerekir. İlgilenenleri doğruya ve iyiye yönlendiren sanat, daha çok kendini anlayanı eğitir. Anlamak ise küçük yaşlardan başlayarak sanatla ilgili olmayı gerektirir. Toplumun temel gereksinimlerini karşılamakta karşılaştığı güçlükler nedeniyle, sanatın toplumda dar bir kesimin uğraşıymış gibi görülmesi, onun lüks bir nitelik taşıdığı yanılgısını doğuruyor. Oysa, insanın varoluşuyla birlikte başlayan kültürel geçmişini, bugününü ve geleceğini birbirine bağlayan vazgeçilemez bir işleve ve etkinliğe sahiptir. İşte bu nedenlerle tüm toplumun olmazsa olmazıdır… Sanatla doyurulması gereken ruhsal açlığımızın çoğu zaman farkında olmayız. Hissettiğimiz boşluk duygusu, tanımlanamayan, anlatılamayan ve anlaşılamayan gerilimlerimiz, tedirginliklerimiz, dış dünya ile yaşadığımız iletişim sorunları, sanatın sağlayacağı duygusallıkla giderilebilir. Sanat, insanı düşünmeye yönlendirirken, insanın hem zihinsel hem de ruhsal yanına doyum sağlayan özellikler taşır. Sanatla ilgilenmek, çevreyi zenginleştirmenin, kendine güveni sağlamanın, estetik beğeni sahibi olmanın, empati yeteneğine kavuşmanın, ruhsal dinginliği bulabilmenin, sağlıklı kişilikle yetişerek duyarlı olmanın, insanca davranma ve insanca yaşama için çabalama becerisi göstermenin ve sorunlara farklı boyutlardan bakabilmenin, akılcı çözüm ve öneriler üretmenin de en etkin yoludur. Bugün ülkemizde, insanları kültürel bakımdan yüksek düzeye taşımanın anahtarı olan tüm sanatların gerektiği gibi çocuklara zamanında verilemediği de acı bir gerçektir. Çocuklarımıza küçük yaşlardan başlayarak güzelin-çirkinin, doğrunun-yanlışın ne olduğu sanat aracılığıyla öğretildiğinde, bu bilgilerin kalıcı olmaları ve kişiliklerine iyi yönde işlenmesi de sağlanmış olacaktır. Böylece gençler, yeteneklerini en üst düzeyde sergileme olanağı bulurken beğeni anlayışları da yükselecektir. Sanatla kazanılan değerler, kişiliğin oluşumunda büyük önem taşır. Bu arada sanatsal üretimi kolaylaştırmak, sanatçılara gereken olanağı sağlamak ve sanata ilgiyi artırmak da her kademede yönetimlerin birincil görevi olmalıdır. Bir ülkenin kültürel etkinliklerini artırabilmek ve geleceğe yönelik kültür değerlerini koruyabilmek ancak iyi ve çağdaş düzeyde bir sanatla mümkündür. Gelecek kuşaklara bırakacağımız kültür mirasımızın ana kaynağı da popülist olmayan gerçek sanattır. Düşünen insan, sanatla beslenmişse, doğasında iyilik vardır. O iyiliği paylaşmayı ister. Örneğin bir şiirin, etkileme gücüyle, okuyanı düşündüreceği ve içeriğindeki iyilik kavramından çok şey anlaşılacağı kuşkusuzdur. Çünkü bu etkiyle düşünen insan temizdir, dürüsttür, eşitlikçi ve sevecendir. Düşünen insandan yararlanan toplum da uygarlığın doğru yolunu daha kolay bulabilir kuşkusuz. Aydınlığı çoğaltan insanlar, sanatların öncülüğündeki kültürel birikimle bu güce ulaşmışlardır. Avrupa aydınlanmasının Rönesans ve Reform hareketiyle başladığını biliyoruz. Sağlam bir dünya görüşü, insani değerler, dürüstlük ve insan/doğa sevgisi aydın olmanın da öncelikli koşuludur. Beğeni düzeyi yükseltilmiş toplumlar, kendilerine layık yönetimi de kuracağından, mutluluğa daha yakındır. Sanatla beslenmeyen toplum, kültür ve sanattan uzaklaştıkça, sanayi ve teknolojide ileri olsa dahi uygarlıkta çağının gerisine düşer. İletişimi bozuk ve mutsuz bir kitle olur. İlk Çağdan günümüze şiirin yaptığı yolculuk, ilkel toplumun kırsallığından günümüz kentselliğine doğru değişerek gelişmiş ve toplumun en sıcak sığınağı olmuştur. Ağlayan bir insanın dilinde biçimlendiği gibi, gülen bir insanın dilinde şarkıya dönüşmüş; sömürülen ve başkaldıran insana güç veren bir türküye de kaynaklık etmiştir. Gece vakti mezarlıktan geçen bir çocuğun yüksek sesle söylediği türkünün ona yararı neyse, toplumun kalbini/düşüncesini estiren de bir şiirin gücü olabilir. Hapishaneler o güçle katlanılır olmuş; haksızlıklar, kavgada onunla yenilmiştir. Şiiri doğru değerlendirebilecek birikimi kazanmış toplumların geleceği de doğrularla şekillenir. Sanatçının çabası, sıradanlaşmaya başkaldırmaktır. Sanatçılar, taşı, metali, tahtayı, plastiği ya da sözcükleri kendi kültür ve birikimlerine göre eğer-büker sanata dönüştürür; fabrika kalıplarına sokulmadıkça sanat değeri vardır. Yeryüzünde insanları, şiir okuyanlar ve şiir okumayanlar diye ikiye ayırsak, hangi tarafın kültürel beslenmeden payını aldığını hemen fark edersiniz. Şiir ve tüm sanatlar, düşlediğimiz dünyadır. O dünyada ne varsa ve onlar neye yarıyorsa, şiir de ona yarar. Onu iyi okuyanlar şairliği geçirir aklından. İnsanı şiire bağlayan bir “üretme heyecanı” sarar her yanı. Şöyle bir bakın çevrenize göreceksiniz… Ağır ağır ölürmüş sanatların yolculuğuna çıkmayanlar, şiir okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar. Oysa, yolu şiirden, müzikten, resimden geçenlerin, kuşları, kedileri, çiçekleri, tüm insanları ve dünyayı saf bir sevgiyle kucaklayarak her yerde barışı savundukları görülüyor. İnsan, bulunduğu çevrenin bir ürünüdür bir bakıma. Denilebilir ki şiiri çevre edinen de şiire benzeyecektir. Bütün sanatların kökeninde estetik anlayış ve şiirsellik vardır. Kültür ve sanatın aydınlatıcı yapısı, insanlığın yaşamı doğru algılamasını sağlar. Duyarlı insanlardan oluşan toplum da duyarlı olur. Şiir, ruhsal gelişimin de ilacı ve güç kaynağı olabilir. İnsanı dönüştüren sanat, toplumun dönüşümüne de katkı sağlar. Sanatla beslenmenin önemi, toplumun nasıl yaşadığını, yaşam kalitesini ve çağdaş bir toplum olup olmadığını ortaya çıkaran en önemli düşüncemiz olmalıdır. Mehmet Büyükçelik
Sanat yapıtları, insanlığın tüm hayat deneyimini içlerinde barındırırlar.
Tarihte, alanında çığır açmış öncü sanatçılar, yazarlar, düşünürler egemenlerle uzlaşmayı asla aklından geçirmemiş; gerçekliği önde tutarak yaşamlarını öylece biçimlendirmiş, acıya direnmiş; doğruluğu inatla sürdürerek ölümsüz isimler olmuşlardır. Onların ürettiği sanatla zenginleşen insan, etkilendiği sanatçıların yolunu üstün tutarken aynı örnek karakteri de taşımak ister. Sanatla beslenen birey, sokağa atılan bir çöpü, yok edilen ormanı ve her türlü haksızlığı hemen fark eder. Her şeye rağmen aydınlık bildiği yoldan sapmaz, kendini satmaz. Aklı bağımsızdır.
Gerçek Edebiyat
YORUMLAR