SANATIN YOLCULUĞU

Günümüzden 35 bin yıl öncesine tarihlenen güney Fransa'daki Chauvet mağarasında bulunan duvar resimlerinden günümüzün modern resimlerine kadar, Mısır Giza bölgesindeki sfenkslerden Rodin’in ‘Düşünen Adam’ heykeline kadar insanlık çeşitli sanat eserleri yarattı.

Sanatın diğer kolları olan  mimarlık, şiir, edebiyat, müzik vd. için de durum aynı. İnsan yeryüzündeki yolculuğuna  başladığı andan günümüze dek sanat eserleri yarattı ve anlatmak istediği her neyse bunu sanatla ifade etti.

İnsanlık tarihi ile koşut olan bu durum günümüzde de devam ediyor.

Öyle anlaşılıyor ki insan, yeryüzünde serüvenine devam ettikçe sanatla ilgilenecek ve sanat eserleri üretmeye devam edecek.

İnsan neden sanatla ilgilidir? İnsan neden böyle bir şey yapar? Bu durum bir keyfilik midir, zorunluluk mudur?

Yoksa  yanıt başka bir sorunun içinde mi gizlidir?                      

 

sanat, tarihi

Sanatın herhangi bir bilimsel bilgiye kaynaklık etmeyen, insanın günlük hayatına bir yarar sağlamayan özelliklerine karşın sanat, güzelin izini süren, insanın duyularına ve duygularına dayanan bir etkinlik olması yönü ile dikkat çeken bir eylemdir. Schelling, sanatçının bu eylemini özünden soyutlayarak bir zevk ve eğlence aracı olarak görmeyi de barbarlık olarak nitelemektedir.

Öyleyse sanat neden yapılıyor? Neden sanat eserleri üretilmeye devam ediliyor? Bu soruya verilen yanıtlar arasında sanatçının dünyaya  iz bırakma çabasının geldiği söylenebilir.

Sanat yapıtı varlığını sürdürdüğü sürece doğal olarak sanatçının izini taşımaktadır.

Sanatçının sadece iz bırakma amacı ile eser vermesi, doyurucu bir tanımlama değildir.

Çünkü iz bırakma düşüncesi kendi içerisinde öne çıkma, narsistlik, bencillik gibi kavramlara eşlik ettiğinden tüm sanatçıları bu genelleme altında toplayamayabiliriz.

Tam bu noktada Schopenhauer’e bakmak gerekir: “Sanat bize geçici ve bireysel olanın ardındaki sonrasız ve evrensel olanı göstererek hayatın acılarını hafifletmekte hatta onlara estetik bir değer kazandırabilmektedir.”

Sanat, bu anlamda acılarla dolu ve bizlere katlanılmaz gelen yaşamı yorumlayan, kolaylaştıran, insanlara dayanma gücü veren yönü ile adeta sihirli bir varlık yorumudur.

rodin, düşünen adam

Diğer yandan hayatın trajik yönü aynı zamanda sanatın beslendiği ana damarlardan biridir.

Picasso’nun Guernica tablosuna bakarak sanatçının yaratma gücünün esin kaynağı olarak acının önemli bir yere sahip olduğunu söylemeliyiz.

Sanatçı bunu yaparken dünyaya nedensellikten bağımsız ve özgün olarak bakabilmektedir.

SANAT ve FELSEFE İLİŞKİSİ

Sanatçının varlığı dünyayı, hakikatı ve evreni anlama çabası sanatı aynı konularla ilgili olan felsefeye yaklaştırmaktadır.

Felsefe akılın yol göstericiliği ile mantığı da kullanarak varlığın içindeki saklı duran hakikatı ortaya koyma çabası içindedir.

Sanatçılar ise doğaya olaylara evrene baktıklarında herkesin görmediğini gören, duyan, düşünen, yorumlayan insanlar olarak aynı konularla ilgilidirler.

Bu yönleri ile sanatçılar toplumda kendilerini öne çıkaran dehalardır.

Sanatçılar çevrelerinden edindikleri duyumları, imgeleri özgün prizmalarından geçirerek yansıtan bu ender insanlar, yaşadıkları toplum içerisinde ayrıcalıklı bir konuma sahip olmaları gerekir.

Bu değerlendirmenin ışığında herkesin sanatçı olamaması anlaşılır bir durumdur.

Felsefe ve sanatın yer bulamadığı toplumları, önce hoşgörü terkeder. Ardından o toplumlarda dogmaların nasıl  hakim olduğunu ve gerçeklikten koparak nasıl uygarlık ailesinin dışında kaldığını görebilmekteyiz.

Sanat, yaratıcılığı harekete geçirdiği gibi insan eylemlerine farklı ve gerekli bir bakış açısı sunar. Bu nedenle olsa gerek Atatürk, ‘’sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir’’ diyerek sanatın ve sanatçının toplum için, insan için önemini vurgulamıştır.

Ayağa kalkarak (homo eractus) bipedal özelliği kazanan insan elleri boş kaldığından ve beyni de gelişme sürecine girdiğinden bu yana tek başına değil topluluk içerisinde yaşamasıyla bir üretim faaliyeti içinde hep olmuştur. Öz bilincinin farkında olan ve aklını kullanmaya başlayan insan için çevresini, varlığı, dünyayı anlamak ve anlamlandırmak çabası, doğal bir insan faaliyeti olarak kendini gösterir.

Her yönü ile yetkinliğe ulaşan, kendini geliştiren -geliştirmeye devam eden-insanın bu özgün yönünü, bir üretim faaliyeti ve bu üretimin somut örnekleri olarak gözlemlemekteyiz.

Yazının başındaki ‘’insan neden sanat yapar?’’ sorusuna en tutarlı yanıtı böylece verebiliriz.

Sanat eseri  yaratımının süregelmesi durdurulamayan, önüne geçilemeyen, olmazsa olmayan, vazgeçilemeyen, insana ait doğal bir olgudur. Sanat eseri yaratılan toplumun kurumları ve değerleri ile iletişim ve etkileşim içinde olduğundan, her sanatçı çağının tanığıdır.

Doğu Karadeniz, sanat

Tutarlı bir açıklama olarak Marksist dünya görüşü sanatı toplumun bir üst yapı kurumu olarak ele almakta ve bunu alt yapının (ekonomik ilişkiler ve üretim tarzı) belirlediğini saptamaktadır.

Tüketim toplumunun alışkanlıkları, sorun çözmeye dayalı bir düşünce ve eğitim sistemi, ekonomi odaklı yaşam tarzımız, sanatla ilgili zihinsel dünyamızın önüne geçmiş durumdadır.

Her insanın sanatla ilişki kurabilecek öz kapasitesine yabancılaşması giderek bu tür zihinsel faaliyetlerinin körelmesi insan ve toplum ilişkilerinin de zayıflamasıyla bir iletişim sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilime ve ilerlemeye öncülük etmiş sanatın toplumla bağlarının zayıflaması hatta kopması o toplumu insani değerlerden ve çağından koparmaktadır. Yine de bu olumsuzluklara karşın sanatla ilişki kurmanın yolları aranmalı, çaba gösterilmelidir.

KARADENİZ ve SANATÇILARI

Doğal ve yapılı çevrenin insan bilincine ve davranışlarına doğrudan etki yaparak bireyi nasıl şekillendirdiği, düşünce dünyasını nasıl etkilediği bilinmektedir.

Derin vadilerinden geçen akarsuları, her köşesindeki farklı manzaraları, mevsimlere göre renklerin tüm çeşitlerini barındıran, yükseklere çıkıldıkça insanları karşılayan platoları ile adeta bir perspektiv zenginliği sunarak baş döndüren, Doğu Karadeniz coğrafyası insanlarının arasından bir çok ressamın çıkması bir rastlantı değildir.

Bu örneğe benzer bir şekilde, insanın yaşadığı yapılı çevrenin de sanat eserleri ile bezenmesi insanların nitelikli mekanlarda büyümesi sanatın kendiliğinden insan yaşamına girmesi ile körelen sanat duygusu yerine zevkleri ve beğenileri  inceltilmiş ve  insan olmanın anlamını kavramış bir toplum hedeflenmelidir.

M. Topaloğlu (Mimar)
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)