PTT'yle kitap göndermek ne kadar güvenli? Gerçeğe inanamayacaksınız
Bu yazı 2013 yılında yazılmıştır. Okurların bu yılları dikkate alması gerekmektedir.
Postane hepimizin yaşamında bir biçimde yer edinmiştir. Çok değil bundan 5-10 yıl önce mektuplarımızı, gönderilerimizi Cumhuriyetin temel kurumlarından biri olan PTT aracılığıyla istediğimiz yerlere ulaştırıyorduk. Son yıllarda teknolojinin ulaştığı baş döndürücü gelişmelerle birlikte “postane” sözcüğü daha az yer almaya başladı yaşantımızda. Artık mektup yazıp zarfa koyan, postaneye giden çok az kimse var. Mektup iletişimi büyük ölçüde sanal dünyadan -e postalarla yapılıyor. Mektup yazmaz, postalamaz olduk. PTT’nin işleri azalmıştır belki de. Sosyal yaşantımızda başka iletişim etkinliklerimiz var kuşkusuz. Yine de uzaklardaki dostlarımıza kitap, dergi göndermek istersek PTT aracılığıyla işlerimizi görüyoruz. En ucuz ve güvenilir yol bu çünkü... İşin aslı öyle değil... PTT son yıllarda halka hizmet eden bir kurum olmaktan çıktı. Öyle ki bir kitap ya da dergi gönderiyorsunuz günlerce yerine ulaşmıyor. Alıcısına da telefonla ya da sosyal medya üzerinden kitap ya da dergi gönderdiğinizi söylüyorsunuz. Karşı taraf bekliyor... bekliyor... bekliyor... Son günlerde yaşadığım bir olay bu bekleyişin bir bakıma “eziyet”e dönüştüğünün kanıtı. Ankara’dan bir şair arkadaşım kitabını 14 Şubat 2011’de postaya verdiğini söyledi. Merakla beklemeye başladım. 1 hafta, 2 hafta... Artık umudumu kesmiştim. Kitap kayboldu herhalde dedim. Mahallenin “şiire meraklı” çocukları almıştır. Kapağındaki desen hoşlarına gitmiştir belki. Nihayet bugün, 17 Mart’ta apartmanımızın posta kutusuna kitabın geldiğini gördüm. 1 ay 3 günde. Buna da şükür diyordum ki bir kitap paketi daha ilişti gözüme: Adana’dan şair arkadaşım göndermiş. Zarfın üstündeki damgaya bakıyorum. Adana’dan postalanma tarihi: 28 Aralık 2010... İstanbul’a elime ulaştığı tarih: 17 Mart 2011... Bu kadarı da olmaz diyorum. PTT’nin gönderileri yerlerine geç ulaştırdığını daha önceleri dostlardan duymuştum. İlk kez böylesi “bir rekor”a rastlıyordum. Kitaplar, Adana’dan İstanbul’a 78 günde gelmiş. Adana’daki arkadaşıma hemen telefon açıyorum: “Kitapların 78 gün sonra elime ulaştı.” Şöyle bir düşündüm; İstanbul’dan yola çıkıp yürüyerek Adana’ya gitmeye kalkışsaydım kitapları almak için sanırım 20 günde varırdım oraya. Kitapları kendi ellerimle alıp dönerdim Adana’dan. 78 gün beklememiş olurdum. Gülmeyiniz acı ama gerçek; halka hizmet eden kurumlar halktan hiç bir dönemde bu kadar “uzak” olmamıştır. Bütün bu hikâyeyi niye anlatıyorum: PTT halkın kurumudur. Hiç kimsenin onu bir “eziyet kurumu”na dönüştürmeye hakkı yoktur. Trabzon’da yayımlanan Kıyı dergisinin abonelere ulaştırılmasında da aynı sorunları yaşamıştık daha önceleri. Bu sorun hiç çözüme kavuşmadı. Hâlâ kimi Kıyı okurları dergilerinin ellerine geçmediğini ya da 1 ay sonra Kıyı'nın kendilerine ulaştığını belirtiyorlar. Bu sorun çoğu kimsenin yaşadığı bir “kangren” haline dönüşmüş durumda. Toplum hizmetinde bulunan kurumlar kendilerine çeki-düzen vermeliler... PTT’nin emekçilerinden en üst düzeye bütün çalışanlarına kadar bütün sorumluları bu güzelim Cumhuriyet kurumunu eski kimliğine kavuşturmalıdırlar. Özellikle kültür sanat dünyamızda canlılığın devam etmesi için PTT ile gönderilen kitapların, dergilerin okurlarına zamanında ulaşması, kaybolmaması hem toplumsal bir sorumluluktur hem de insan hakkıdır. Ali Mustafa Gercekedebiyat.com
YORUMLAR