Psikiyatrist Dr. Hasanoğlu: Türkiye 15 yaşında ergen bir erkek!

Psikiyatr Dr. Alper Hasanoğlu, Türkiye’nin ruh halini Cumhuriyet gazetesinden İpek Özbey'e yorumladı.

news-details
Haberler

Bu korkulu, kırılgan ergen kendinden daha güçsüz kimi görse narsistik bir telafi içine girdiğini söyleyen Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu, “Bu kadın da olabilir, başka bir çocuk da, bir hayvan da. Ölmek üzere olan bir ayının başını yumruklayıp kahkaha da atabilir, tecavüz ettiği minicik bir köpeğe sarılıp uyuyabilir de, âşık olduğunu söylediği bir kadını bir varile sokup üstüne beton da dökebilir” diyor.

"Türkiye’nin ruh haline teşhis koysanız ne olurdu?" sorusunu Hasanoğlu, "Türkiye 15 yaşlarında ergen bir erkek çocuk. Baba sevgisi görmeden büyümüş, durmadan dayak yemiş, istediği şeyleri yapmasına izin verilmemiş, babasının, ailesi için saçını süpürge eden annesini çorbanın tuzu az diye dövmesine defalarca tanık olmuş, ağabeyinin babasından dayak yedikten sonra hınçla kendisini dövmesini beklemiş, korkulu, kırılgan, güçsüz bir erkek çocuk. Bu korkulu, kırılgan ergen kendinden daha güçsüz kimi görse narsistik bir telafi içine giriyor. Bu kadın da olabilir, başka bir çocuk da, bir hayvan da. Ölmek üzere olan bir ayının başını yumruklayıp kahkaha da atabilir, tecavüz ettiği minicik bir köpeğe sarılıp uyuyabilir de, âşık olduğunu söylediği bir kadını bir varile sokup üstüne beton da dökebilir. Ne kadar sembolik aslında yakma teşebbüsü ve beton dökmesi. İlkel kanibalistik özellikleri ortaya çıkmış bu şahsın. Sanki pişirip yiyecek ve onu içine alacak. Olmadı betonlaştırırım ve ne yok olur ne de var olabilir. Hepsi bilinçdışı süreçler elbette. Üstelik hasta o diye hafifletmeyelim de meseleyi, o bir cani, o bir suçlu." diye yanıtladı.

Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu'nun bazı değerlendirmeleri şöyle:

Türkiye “ergen” dedik ya biraz önce. Oradan devam edelim sorunuzu yanıtlamaya. Ergen bir çocuk sık sık kimlik krizleri yaşar. Kim olduğunu bilmez ama bir kimlik edinmeye çalışır. Bir yandan özgürleşmek ister ama bir yandan da ait olmak ister bir yere. Anne babasının dediğini yapmak zorundadır ama o öfkeyle kendisine söylenenin tersini, gizli, yasak şeyler yapmak ister, ki bir kişiliği olabilsin. Cinsellik, her ergenin kimliğini inşa etme sürecinde bilmek, tanımak zorunda olduğu en önemli alandır. Cinsel kimliğimiz üzerine inşa edilir bir sürü başka şey. Durmadan ezilmiş, dayak yemiş, sevgi değil şiddet görmüş, olumlu anlamda bir benlik sevgisi geliştirememiş bir erkek düşünün, ki bu topraklarda böyle erkek oldukça fazla maalesef. Anne de sevgi gösterme biçimi olarak evi temizlemeyi, yemek yedirmeyi ve sabırla koca şiddetine tahammül etmeyi biliyor ve kadın rol modeli olarak çocuklarına verebileceği başka bir şey yok. Bir erkek çocuk gördüğü kötü muameleye katlanmayı seçen ya da daha gerçekçi olursak toplumsal koşullar nedeniyle buna katlanmak zorunda kalan anneyi gördükçe, çok sevdiği annesine karşı olan duyguları yavaş yavaş değişir.

Önceleri içi acırken, bir süre sonra ona sinirlenmeye, kızmaya ve onu aşağı görmeye başlar. Türkiye’de erkek çocukları annelerini aşağılarlar, babalarından korkar ve onlardan nefret ederler. Neyse anneyle ilişkiye dönelim; kadına bakışları bu olur: Aşağılamak ve küçümsemek. Ve aşağıladınız bir insana bunu göstermenin en doğrudan mecrası cinselliktir. Sevdiklerini söylerler, seks yaparlar onlarla ama dönüp kahvede sevdikleri kadınla yaptıkları şeyi aşağılayıcı bir küfür olarak kullanırlar. Kendileriyle sevişen kadın da böylece aşağı bir yaratık konumuna gelir onların gözünde. Zaten evlenmeden sevişmeye evet diyerek namuslu kadın olmaktan çıkmıştır. Artık ona ne yapsalar olur. Dövebilirler de aldatabilirler de tecavüz de edebilirler. Terk edilmekse yaşayabilecekleri en büyük aşağılanma olur. Kendisini zaten değersiz gören bu erkek, bir de kendisinin narsistik telafi olarak aşağılamayı seçtiği kadın tarafından terk edilerek aşağılanıyor. Buna nasıl tahammül edebilir ki. Bu aşağılanmayla başa çıkabileceği tek yol vardır artık. Onu yok etmek.

*

Bu topraklarda kadınların özgürleşmesine tepki olarak onları öldürdükleri sonucu bence yüzeysel olarak çıkarılabilir. Ama bence esas soru sorulmamış. Önce şunu sorup cevaplayabiliriz. Birinin özgürleşmesinden hayati bir tehdit hissetmesem ben onu yok etmek ister miyim? Cevap belli, değil mi? Hatta hapishaneye giren ve özgürlükleri ellerinden alınan insanların, en yakınları tarafından kader kurbanları olarak görüldüğü bir toplumda, kadının özgürleşmesine neden cinayetle tepki gösteriyor erkekler? Demek ki asıl mesele, kadınların özgürleşmesi onlar için hayati bir tehdit. 50 kilo gelen, fiziksel olarak daha güçsüz bir canlı, erkek için fiziksel bir tehdit olamayacağına göre burada başka türlü bir tehdit algısı ortaya çıkıyor denebilir.

İktidarın, sahip olduğu erkin, ataerkinin tehdidi. Erkek çocukken babası, ağabeyi, büyük kuzenleri tarafından aşağılanır susar, okulda öğretmenlerden dayak yer susar, iş yerinde patronları tarafından aşağılanır susar, trafikte trafik polisinden azar işitir susar, kendisinden daha güçlü erkekler onunla dalga geçer susar, devlet büyükleri bağırır çağırır susar. Onun sesini yükseltebileceği kim kalır geriye: Kadınlar, çocuklar, eşcinseller, yaşlılar, daha güçsüz diğer erkekler. Mesele burada oldukça ideolojik bir boyuta bürünüyor dikkat ederseniz. Güçlünün güçsüzü ezdiği totaliter, hadi çekinmeyelim faşizan bir tutum. Eşitliğin değil gücün egemen olduğu ataerkil toplumsal bir yapı kadının da erkeğin de türlü türlü ezildiği bir kaos yaratır. Erkek kadına vurur, kadın oğlunu itekler hınçla hayatına lanet okuyarak, erkek çocuk gider köpeği, kediyi tekmeler. Kız çocuk mu? O, bana kim ne zaman vuracak bakalım diye çaresizce beklemekten başka bir şey yapamaz ki.

Kadın kendinde yeterli gücü bulursa kadınların kendilerinin bile narsistik telafi alanıdır. Kadınlardan çok sık duyarız, kadın şeflerle çalışmanın ne kadar zor olduğunu.

Ben bu cümleyi her duyduğumda şu düzeltmeyi yaparım: Kadın şeflerle değil, erkekleşmeyi seçmiş kadın şeflerle çalışmak çok zordur. Şirketlerde yaptığım konuşmalarda şirket kültürünün yumuşaması, korku ve endişe ortamının azalması ve işyerlerinin yaşanır yerler haline gelmesinin tek yolunun herkesin kadınlaşması, bir kadın kültürünün şirkete hâkim olması olduğunu üstüne basa basa söylerim. Yani yardımlaşmanın, hem yardım etmenin hem de yardım isteyebilmenin, şefkatin, empati göstermenin, iş arkadaşlarımızı rakibimiz olarak değil yoldaşlarımız olarak görmenin. Lafı biraz dolandırdım ama erkek kadını neden öldürüyor sorusunu yanıtlamış olsam da şöyle net bir cümle kurabiliriz sanırım. Bu arada bunu benim bir gözlemim olarak değil de şiddet üzerine yapılmış birçok bilimsel çalışmanın sonuçları olarak okuyun lütfen: Erkek tecavüz ve ardından kadını katletmeyi ya da terk edildikten sonra katletmeyi kendi değersizlik ve yetersizlik duygularının narsistik ve psikopatik bir telafisi için yapıyor. Daha kuşbakışı bakıp sosyolojik bir yanıt vermemiz gerekirse de şunu söyleyebiliriz: Ataerkil toplumsal yapının devamı ancak başını kaldırmaya cüret eden, itiraz eden güçsüzün yok edilmesiyle mümkündür.

*

Şiddet geliyorum der elbette. Karşısındaki kadına vurmadan önce ellerindeki telefonu duvara fırlatır erkek. Bir kavga sırasında duvara ya da cama yumruk atar, masayı yumruklar, bir sandalyeyi tekmeler. Kolunu sıkar kadının. İtekler. Bunlara o kadar çok maruz kalmıştır ya da ailesinde tanık olmuştur ki kadın, bir şiddet olarak değerlendirmez bile bu davranışları. Oysa o yumruk gözüne geldiğinde, o tekme karnına, bacaklarına indiğinde artık çok geçtir. Ölüm çok kısa bir mesafe sonrasındadır artık. Kendinden 30 kg daha az 15 cm daha kısa birine yumruk atmaya cinnet anında değil, bunun karşılığında hiçbir zarar görmeyeceğini bildiğinde karar verir. Evet, karar verir. Kimse kontrolünü kaybetmez ya da cinnet getirmez. Karşılarındakini alt edebileceklerini düşünüyorlarsa vurmaya karar verirler.

Trafikte şöyle trajikomik sahneler rastlamış olabilirsiniz. Adam arabanın içinde bağırır çağırır ama bağırıp çağırdığı adam arabadan indiğinde gözü kesmemişse kapı ve pencereleri kapatıp pısıp kalır arabanın içinde. Kadın karşısında, çocuk karşısında, yaşlılar karşısında gücünden şüphe etmediği için korkmak aklına bile gelmez. Kendini kişilik olarak tamamlanmış hissedebilmesi, kendisine yüklenen tüm güçlülük illüzyonunu kısa bir süre de olsa yaşayabilmesi için kadını dövmeye, kadına tecavüz etmeye, kadını öldürmeye ihtiyaç duyar.

Sosyal Medyada Paylaş

author

Ahmet Yıldız

gercekedebiyat.com yazarı, Gerçekedebiyat.com sitesinin kurucusu

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..