Prof. Dr. İlber Ortaylı Hürriyet'teki köşesinde yaşadığımız deprem felaketini değerlendirdi. 

"Doğu Türkiye’nin batı ve güney bölgeleri hiç şüphesiz ki ziraatın zenginliği, hayvancılık ve bir de (turizmi tamamen unutarak belirtirsek) eski eserlerin zenginliği bakımından dünyanın mihenk noktalarındandır." diyen Ortaylı ziraat ve tarımı ihmal edişimizin cezasını çektiğimizişu düşüncesiyle dile getirdi: "Maalesef hayvancılık yanlış politikalar yüzünden gerilediği gibi, Türkiye’yi birkaç nesil boyu enflasyonla yaşamaya mahkûm eden büyük baraj yatırımlarıyla ortaya çıkan ziraattaki gelişmeler de tam istendiği gibi planlanmıyor. Türkiye tarımının başındakiler, uzmanlıktan çok yerel menfaatleri gözlemeyi düşünürler. Gittikçe açlığa yürüyen dünyada Türkiye tarımının zenginliği üzerine gelecek için hayal kuracak, projeler geliştirecek bir kadro halen yok." 

İNŞAAT SEKTÖRÜMÜZ TÜRKİYE'NİN GERİSİNDE

Ortaylı, nüfus planlamasının doğum kontrolü anlamında değil, yeni doğan kentlerin kırsal alanın nüfus yokluğuna ve düşen zirai üretime mahkûm olmaması anlamında düşünülmesi gerektiğini vurgulayarak, "Ne yazık ki on ilde yaşadığımız deprem, Türkiye şehirciliğinin ve inşaat sektörünün Türk cemiyetinin fikri yapısı, eğitimi, uzman zenginliği ve kalkınmasının çok gerisinde olduğunu göstermiştir." dedi.

Yaşadığımız felaketi, Türkiye yönetiminin yarım asrı aşan bir zamandır içinde bulunduğu boşvercilik, yüzeysellik, dar grupların menfaatlerinin kötü ürünü olarak değerlendiren Ortaylı,  "İkinci Dünya Savaşı kıtlığı fakat arkasından gelecek bereket, daha hemen harp sonundan başlayarak plansızlığın veya ilginç biçimde onunla birlikte de atılım ve dinamizm kıtlığı nedeniyle istifade edilemeden kaldı."

İNŞAAT SEKTÖRÜNÜ HAYDUT İNSANLAR DOLDURDU

Ortaylı'nın Hürriyet gazetesindeki yazısında bazı saptamalar şöyle:

"Büyüyen şehirlerde planlama, kanun hâkimiyeti tatbik edilemedi. İnşaat sektörünü sanatçı mimarlar, iyi mühendislerden çok, iş bitirici ve hatta haydut ruhlu insanlar doldurdu. Doğru, yüzyılın ağır bir depremini geçiriyoruz ama depremin kendinden çok bu yanlış yapılaşma sorunludur. Depreme karşı teknik uygulamayı düşünmeden evvel ortadaki feci manzaraları önleyecek kanuna ve örgütlenmeye girmeliyiz.

"(...) Hemen yükseleceğinden söz edilen inşaatların geniş bir denetime tabi tutulmasıdır. Bir binanın çimento ve demirinden çalınarak elde edilecek cüzi miktara bile tenezzül edilen bir memlekette toptan inşaatlarda neler beklenebilir, belli değil. Kontrolün daha geniş tutulması gerektiği gibi denetime ve müdahaleye de açık olması lazım."

"(...) İmar affı artık dolandırıcılığa çevrilen bir unsurdur. Birçok müteahhit arsa üzerindeki uygunsuz yapıları vatandaşlara bile bile satmaktadırlar ve satmışlardır. İşte sonuç ortada. Yine aynı şekilde telefon şirketlerinin depreme ne kadar hazırlıksız yakalandıklarını acı bir gerçek olarak görüyoruz. Yerini kötü seçtikleri verici istasyonlar yüzünden insanlar çöküntülerin altından başkalarını arayamadı, mesaj gönderemedi.

"Bütün bu olayların dikkate alınması ve yaşadığımız ülkenin işleyişini seçilmişlere veya tayin edilmişlere değil, seçenlere de bırakmanın gereği ortaya çıkıyor. Yurttaşlık 4 yılda bir sandığa gitmek değil, her an ne olup bittiğini kontrol etmektir."

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)