Ortanın solu / Selim Esen
Sağ elinin işaret parmağını havaya dikip: “Tek şartla,” dedi. “Eğer babamın partisine girersen, seninle evlenirim.” Ben siyasetten filan anlamam. Sevmem de… Fakat gel gör ki, Hayrunnisa’ya deli gibi aşığım. Hayrunnisa karakol amirinin kızı. Öyle civelek, öyle civelek ki… Bir göğüsleri var, başını şöyle bir koydun muydu sanki kuş tüyü yastığa gömülmüşsün gibi. Ben değil kasabın oğlu söyledi. Bir kalçaları var… Kollarını sardın mıydı kavuşmuyor. Ben sarmadım, kahvede anlatırlarken duydum, Bekçi sarmış. Hayrunnisa’nın bir şeyi varmış… Üfff. Anlata anlata bitiremiyorlar. Deli gibi vurgunum Hayrunnisa’ya. Kafama koydum, evlenecem! Kendimi övmek gibi olmasın ben de fena erkek sayılmam hani… Mahallede adım, sözüm geçer… Hayrunnisa desen, ta öteki mahallelerden tanırlar... “Polis, Bidon Kemal’in kızı” dendi miydi bilirler hemen. “Kız,” dedim, “Demek ki tek şartın partiye yazılmam öyle mi?” “Evet,” dedi, “Öyle.” Önce partiye arkasından gerdeğe girdik. Bu mesut evliliğin yedinci günü akşamı Hayrunnisa: “Ben sana küstüm” demez mi! “Niye?” “Seçimler yaklaştı. Bizim mahallenin tüm erkekleri, gençleri babamın partisine oy toplamak için gece gündüz meydanlarda konuşup nefes tüketiyorlar, sen miskin miskin oturuyorsun. Koca polisin damadı böyle mi olmalı?” “İyi ama gözümün nuru… Ben siyasetten anlamam ki… Konuşamam ki.” “Eh, sen bilirsin. Gönlümü kararttın…” İçim rahat eder mi Hayrunnisa’ mın gönlü karardıysa… Ertesi gün şafak vakti partiye gittim. “Ben de konuşacağım,” dedim. “Aman iyi ki geldin… Konuş,” dediler. “Ee, ne konuşayım?” “Ne konuşursan konuş… Yeter ki ortanın solundan konuş!” O sıralarda da genel merkezden bir telgraf gelmiş. “Partinin propaganda sloganı değişti. Mahalleliye ortanın solunu belleteceksiniz” diye. Hayrunnisa’ mın içi rahat etsin diye, başladım sokak sokak, kahve kahve dolaşmaya. Konuşuyorum… Konuştukça açılıyorum. Açıldıkça konuşuyorum. Bir alkış, bir kıyamet, bir şak şak… İş hoşuma da gitmeye başladı… “Ortanın solu kalkınma yolu!” Yaşaaa… Varolll!.. “Ortanın solu cennetin yolu!” Nurolll… Konuş, daha konuş… “Ortanın solu Selim’in kolu.” Söyle… Bi daha, bi daha söyle. “Ortanın solu, Ragıp’ın kamyonu.” Hay ağzını öpeyim… Daha konuş, daha konuş… “Ortanın solu Hayrunnisa’ nın donu…” Bütün mahalleliye ‘ortanın solunu’ iyice bellettik. Partiden “Aman,” dediler, “sen çok iyi konuşuyorsun. N’olur komşu semtler’ de de konuş. Evelallah sayende mutlaka kazanacağız.” Kendimi iyice partiye verdim. Öyle ki, geceleri de eve gidemez oldum. Mahalle mahalle dolaşıyorum. Vatandaş’a ‘ortanın solu’ nu anlatıyorum. Partiden telefonlar yağıyor, “Aman,” diyorlar, “daha çok konuş…” Hayrunnisa’dan haber üzerine haber: “Ben yalnızlığa katlanırım… Yeter ki, kocam hak bildiği yoldan, ortanın solundan dönmesin.” Hesapladım… İki ay olmuş, ben evden, mahalleden uzağım… Bir gün taa uzakta bir mahallede ortanın solunu anlatırken, ak sakallı bir adam: “Sen büle diyon emme, senin avrat ortanın sağındaymış.” Birden nevrim döndü. “Kim demiş?” “Senin kayın buban Bidon Kemal deel mi?” “O… N’olmuş?” “Senin, Bidon Kemal’in öteki partiye geçtiğinden habarın yoh mu?” Muhaliflerin oyunuydu bu… Akılları sıra beni kandıracaklar. Pişkin pişkin güldüm: “Eee, haberim var!..” “İşte Bidon Kemal partiyi değiştirince kızı da ortanın sağına geçmiş. Senin için de Mihri Hanımın Altın Günü’nde ‘O ne söylediğini bilmez, deli gibi konuşur durur’ demiş. Duymadın mı sen?” İçime bir kurt düştü. İster misin Bidon Kemal gerçekten partiyi değiştirsin. Mahalle Kahvesi’nde biriken emekliler: “Hele,” dediler, “sen, önce karına söz geçir! Sonra bize gel!” Böyle diyeceklerine, keşke orada, alnımın tam ortasından dum dum kurşunuyla vursalardı. Beynim karıncalandı, şimşekler çaktı, gözlerim döndü, kendimi külüstür motosikletimin selesinde buldum. Nasıl gazladıysam, yarım saatlik yolu on dakika’ da aldım. Gecenin bir yarısı… Sokaklarda in cin top oynuyor. Tek bizim evin yatak odasından baygın bir ışık süzülüyor... Sokak kapısına tekmeyi vurduğum gibi ardına kadar açıldı. Burnumdan soluyarak doğru yatak odasına yürüdüm. Baktım, Hayrunnisa yorganı burnuna kadar çekmiş, tir tir titriyor. Avazım çıktığı kadar bağırdım: “Çabuk söyle lan… Ortanın sağında mısın solunda mı?” Derin bir sessizlik oldu… Sonra yatağın içinden, derinlerden bir ses geldi: “Ne sağında ne solunda… Ortadayım, ortada!” Selim Esen
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR