Ortaçağ'dan Rönesans'a değişen Türk imgesi / Nazan Aksoy
Prof. Dr. Nazan Aksoy'un 1990 yılında Çağdaş Yayınları'ndan yayınlanan Rönesans İngiltere'sinde Türkler adlı değerli çalışması bugün de hala kurtulamadığımız Doğu-Batı tartışmalarına ışık tutacak değerli bir çalışma. Bir bölümünü gerçekedebiyat okurları için yayınlıyoruz.
Müslümanlar'dan ya da "Sarasen" diye anılan Doğulular'dan her zaman ayırt edilmemekle birlikte, Türk tipleriyle Ortaçağ Avrupa edebiyatında sık sık karşılaşırız. Ortaçağ romanslarında Türkler hep hain, sözüne güvenilmez, gaddar insanlar olarak görülmez; tersine, şereflerini her şeyin üstünde tutan, yiğit, güçlü kişilikleri her zaman vurgulanır. Örneğin, Gesta Francorum'un yazarı şöyle der Türkler için: "Hangi bilge kişi anlatabilir Türkler'in hünerlerini, yiğitlik ve cesaretlerini?"(1) Aucassin and Nicolette adlı romansta da Türkler soylu, yürekli, yüce gönüllü insanlar olarak görülür.(2) Gerçi Hıristiyanlar'la dövüştükleri zaman yenilirler, ama hep şövalyeliğin kuralları içinde, mertçe dövüşürler, Ortaçağ halk oyunlarındaki Türk şövalyesi bunun bir örneğidir. Şövalye Türk karakteri on altıncı yüzyılda da sürmüştür. Örneğin Spenser'in The Faerie Queene'inde "Sarasenler" Türkler'den gene ayırt edilmez, eserdeki Şövalye Cymochlcs de kendini zevk âlemine kaptırmış bir Doğulu olarak anlatılır, ama bir yandan da yiğitliğiyle dünyaya ün salmış bir kahraman olarak övülür: He was a man of rcdoubted might Aynı şövalye tipi Thomas Kyd'in Saliman and Perseda adlı oyununda Hıristiyanlar ile turnuvalara katılır. Rönesans çağının belli bir döneminde, Türkler ile Troyalılar'ın aynı kökenden geldiklerine ilişkin bir inanç da vardı. Virgilius, Troyalılar'a “Teurci” diyordu, bu kelime Latince'de "Turci" ya da "Turcac", İtalyanca'da "Turchi" haline gelmiştir. 1453'te İstanbul'un fethiyle sonuçlanan kuşatmayı gören Kardinal Isidore 1486 tarihli bir mektubunda Fatih Sultan Mehmed'i "Tro'ya Prensi" olarak anıyordu. Bu inanca göre, Osmanlılar' ın on beşinci ve on altıncı yüzyıllarda Yunanistan'ı egemenlikleri altında bulundurmaları İlkçağ'da Troya'yı fetheden Yunanlardan iki bin beş yüz yıl sonra alınmış bir intikamdı. Bu konuda bize aydınlatıcı ve ayrıntılı bilgiler veren Terence Spencer şunları yazıyor: "Türkler'in Troyalılar'ı temsil ettiği varsayımı, Hıristiyanlar'ın Eski Yunan'a duydukları yakınlıkla herhalde çalışan bir görüş olmakla birlikte, Ortaçağ’dan kalma Troya hayranlığı Türkler ile Yunanlar arasındaki anlaşmazlığın açıklanmasına bir ölçüde de olsa yansımıştır."(3) Ne var ki, Elizabeth çağı oyunlarında bu inancın izlerine rastlamıyoruz. Onaltıncı yüzyılda Avrupalılar ve İngilizler'in Türkler'e karşı tutumu değişmekteydi. Çünkü artık Hıristiyan dünya için ciddi bir tehlike haline gelmişti Türkler. Dönemin önyargılı tarihçileri ile seyahatname yazarları da Türkler'i çok kere zalim, hilekâr, hain, kötü insanlar olarak göstermeye başlamıştı. Bunun önemli bir nedeni, Türkler'in Hıristiyanlara karşı kazandıkları zaferlerin açıklanması için duyulan ihtiyaçtır. Bu yüzden, Osmanlılar'ın başarıları Hıristiyanlığın reddettiği bir ahlâkta arandı daha çok. Öte yandan, kanlı cinayet sahneleriyle korku ve dehşet uyandırmayı amaçlayan Seneca tragedyasının İngiliz edebiyatına uyarlanışında "Korkunç Türk" imgesinden de yararlanılması ve Türk'ün zalim bir zorba ya da amansız bir "kötü adam" kişiliğiyle canlandırılması çok doğaldı. Çünkü "Türk" sözü gaddarlığı, acımasızlığı akla getiriyordu. Bu imgenin Rönesans çağında Makyavelist idealleri çağrıştırması da herhalde kolayca anlaşılabilecek bir şeydir. Dönemin edebiyatında görülen de budur. Marlowe'un Ithamorc'u, Makyavelist Barabas'ın emrine girmiş gerçek bir "kötü adam"dır. Bir Türk'ün bir başkası adına değil de kendi adına eyleme geçen bir Makyavelist kişiliğiyle çizilmesi içinse, fazla beklemek gerekmemiş, The Jew of Malta'dan birkaç yıl sonra, daha önce ele alınan The tragicall reign of Selimus'taki Selimus karakteri onaya çıkmıştır. Thomas Nashe'in The Unfortunate Traveller (1594) adlı romanında bu kez bir kadın kahraman olarak karşımıza çıkan Tabitha da Ithamore gibi her türlü suçu işlemeye yatkın "imansız bir Türk'tür.(4) James Mason'un The Turk (1610) adlı oyununda Makyavelist Borgias'la fesatlıktaı işbirliği eden "kötü adam" Mulleasse de bir Türk'tür. Şüphesiz, bu örnekler Türk'ün hep kötü adam kişiliğiyle dramatize edildiğini göstermez. Türkler'in soylu, şerefli insanlar olarak canlandırıldığı oyunlar ise daha önce ele alınmış, sözgelişi, Marlowe'un Ihamore dışındaki Türk karakterlerinden hiçbirinin kötü ya da aşağılık olmadığı gösterilmişti. Elizabeth çağı tiyatrosunda bu oyunlardan başka, Türkler'in erdemli, ahlaklı insanlar olarak canlandırıldığı daha birçok eser vardır. Kimi eserlerde bazı karakterler öylesine sevecenlikle çizilmiştir ki, ruhlarını temizleme ihtiyacı duyan bu soylu insanlar, oyunun sonunda, din değiştirerek Hıristiyan olurlar. Örnekse, Philip Messinger Fletcher'in The Knight of Malta (1618 ?) adlı oyununda Lucinda adlı erdemli Türk kadını Hıristiyan sevgilisiyle Malta’ya kaçarak din değiştirir. Daha önce üzerinde durulan The tragicall reigne of Selimus'ta ise, soylu Corcut (Korkud) kardeşine Hıristiyan olduğunu şöyle açıklar: l have conucrst with Christians, Onaltıncı yüzyıl Türkler konusunda yeni bir tutum getirmiştir. Ancak, önemle belirtilmesi gereken nokta, bu tutumun tek ve kesin bir görüşe dayanmadığıdır. Ortaçağ'dan Rönesans'a değişen “Türk imgesi"nin onaltıncı yüzyıl İngiliz edebiyatına yansıması da aynı şekilde yekpare bir özellik göstermemektedir. Dönemin tiyatrosunda Türkler'in mutlaka kategorik olarak bakmak gerekiyorsa, hem "olumsuz" ya da "kötü" hem de "olumlu" ya da "iyi" niteliklerle canlandırıldığı söylenmelidir. 1 (anan) E. R. Jacob, Chivalry, ed. E. Prestage, 1928, s. 46. Nazan Aksoy
Famous throughout the world for warlike prayse
And glorious spoiles, purchast in perilious tight
(II. Kitap, V. Kanto XXVI)
(Eşine az rastlanır, güçlü, heybetli bir adamdı,
Dövüşkenliği dillere destandı,
Ölümüne girdiği kavgalardan
Göz kamaştırıcı ganimetlerle dönerdi.)
And learn'd of them the way to save my soule,
And please the anger of the highest God.
(XXIII. sahne)
(Hıristiyanlar'la konuştum, ruhumu kurtarma yolunu öğrendim onlardan, en yüce Tanrı'nın öfkesini nasıl yatıştıracağımı da.)
2 (Baskıya hazırlayan) F. W. Boardillon, Londra, s. 85ff.
3 Fair Greece Sad Relic, s. 9-10.
4 The Unfortunate Traveller. s 302.
(Rönesans İngiltere'sinde Türkler, Çağdaş Yayınları, Eylül 1990, İst. s. 115-118.)
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR