Orhan Kemal’in düzyazıya yöneldikten sonra ismini duyurduğu ilk tür hikâye olur. Hikâye türünü romana geçişte bir aşama olarak gören yazar, 265 hikâyeye imza atar ve 1950’li yıllarda bu alanda usta bir hikâyeci olarak kendini kabul ettirir.

Romana geçiş yaptıktan sonra da bu türle bağını tümüyle koparmaz; hikâye kitapları yayımlamaya devam eder. On göre iyi bir romancı olmak için hikâye yazmak şarttır: “Hikâye bende romana geçişte bir merhale oldu. Kanaatimce küçük ve uzun hikâyelerde iyice bilenmeyen kalem, romanı zor yazar yahut yazamaz. Çünkü hikâye kompozisyonlarını kolaylıkla kıvıramayan bir yazar, çok daha büyük, çok daha enine boyuna bir kompozisyon isteyen romanı meydana getiremez” (Orhan Kemal, 1954; akt, Öğütçü, 2012: 62).

Yazara göre iyi bir hikâyeci, belirli kalıplara takılmadan kendini yenilemelidir; bunun yolu da okumaktan ve eleştiriden geçer: “Hikâyeci için en tehlikeli şey kalıplaşmaktır. Bu hâle düşmemek için de bol bol okumak ve daima otokritikler yapmak, hikâyede yeni imkânlar aramak, yeni söyleyiş biçimleri bulmak lazımdır” (Orhan Kemal, 1955; akt. Öğütçü, 2012: 83-84).

Orhan Kemal, dilin bir hikâyeci için en önemli unsur olduğunu belirtir. Halkın dilini, söyleyiş biçimini/sıcaklığını hikâyelerine yansıtan yazarın bu konudaki görüşleri de şöyledir: “Hikâye her şeyden önce bir dil meselesidir. Onun için hikâyecinin kendi dilini çok iyi bilmesi ve dilin nereye gittiğini hiç olmazsa sezmesi gerekir. Dilin sadeleşmesi taraftarıyım. Ama bu, hiçbir zaman dilin anlaşılmaz hâle gelmesine taraftar olmak değildir. İstediğimizi verebilmek için bir ortalamayı bulmaya mecburuz” (Orhan Kemal, 1955; akt. Öğütçü, 2012: 84).

Sinan Bakır

(Orhan Kemal'in Hikâye Dünyası, Ankara: Hece Yayınları, 2017. s. 53.)

Kitabı edinmek için:

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)