Okuyunca folklor şiire düşman değil diyeceksiniz
Bizim köyümüzde görücü üsulu evlilik yoktur. Genelde evlilikler yakın akraba, komşular ve yakın köylerle yapıldığından gençler bir şekilde birbirlerini düğünlerde, yayla yolunda, imece(mec) kültüründe görürler. Ya da bu işleri kotaran ablalar sayesinde yakıştırmalar sonucunda ateş düşürürler küçücü...
Düğünler yazın ama daha çok yayla dönüşü yapılır köyümüzde. Bu ‘kağhoszi’ ayıdır. Her şeyin çok bol olduğu ve kışlık yiyeceklerin hazırlanacağı dönemdir. Pekmezler, reçeller yapılır, kurutulacak meyveler ve sebzeler hazırlanır. Kışlık turşular kurulur. Bu yüzden bu ay düğün açısından bereketlidir, bolluğun olduğu dönemdir. Bizim köyümüzde görücü üsülü evlilik yoktur. Genelde evlilikler yakın akraba, komşular ve yakın köylerle yapıldığından gençler bir şekilde birbirlerini düğünlerde, yayla yolunda, imece(mec) kültüründe görürler. Ya da bu işleri kotaran ablalar sayesinde yakıştırmalar sonucunda ateş düşürürler küçücük yüreklere. Bu konularda annelerimiz daima bir adım öndedir babalardan. Anne bir şekilde meramını anlatır babaya sıkılarak. Örneğin "oğlumuzun evlenme zamanı geldi" diye daha önce gözüne kestirdiği kızı istemek için düşüncesini beyan eder. Ve bu iş için yakın akrabalardan ve aileden gidecekler seçilir. Kız tarafına yakın akrabalar aracılığıyla haber gider. Görüşmek için uygun bir gün verilir "kız tarafı"ndan. Erkeğin büyükleri gider kız evine. En yaşlı hatırı sayılan kişi geliş sebebini açıklar. Artık niyet bellidir. Kız tarafı bunu düşünmek ve kızlarının niyetini sormak için süre ister. Eğer misafirlere güler yüz gösterilir ve tatlı şeyler ikram edilirse iş tamamdır. İleriki günlerde tekrar görüşme daveti kız tarafından gelir. Bu nişan(söz kesme) törenidir. Sonuçta sözler kesilir, yüzükler takılır. Düğün zamanı yine iki aile arasında belirlenir. Herkes, yapması gereken çeyizleri yollukları yapmaya başlar. Eskilerde erkek tarafı "büyük nişan" yapardı. Bu bir yarı düğün gibiydi. Kız tarafının tüm aile fertlerine hediyeler giderdi. Bu biraz da varlıklı aileler içindi. Şimdi ortadan kalktı. Zaman her zaman hızlı geçer, düğün günü gelir. Eskilerde düğünler cuma akşamı başlar pazar günü biterdi. Cuma günü kına gecesidir. Bu aynı zamanda duygusal bir gecedir. Çünkü gelinin baba evindeki son gecesidir. Yakın arkadaşları ve akrabaları bu gecenin en faal üyeleridir. Bu töreni köyün gençleri de çaktırmadan izlerler. Çünkü herkesin arenaya çıktığı bu cümbüş içinde bulacaktır eşini. Bayanlar kendi aralarında akordion ya da davul zurna eşliğinde yöresel oyunları oynarlar. Bu işte geline refakat eden kadınlara "dade" denir. "Baş dade" bile vardır. Dadeler kız tarafı ve erkek tarafı olarak eşit sayıda orada bulunurlar. Kısaca dadeler gelinin en yakın arkadaşlarıdır. Ertesi gün erkek tarafının akrabaları kalabalık bir şekilde kız evine gelirler. Bu guruba "Makar" denir. Erkek tarafının da dadeleri vardır. Dadeler kendi aralarındaki tartışma, yorum ve uyum ile düğünü yönlendirirler bir anlamda. Tabi dadelerin gelişleri atla olur. Bu atlar gayet bakımlı, semiz ve bir o kadar da şen hayvanlardır. Atlar süslenir. Kız evinde erkek tarafı ile beraber geniş katılımlı horon oynarlar harmanda. Sağdıç tarafından harman sık sık sulanır toz kalkmasın diye. Artvin'in yöresel en önemli oyunları bin bir otantik figürle sergilenir. 2 yada 3 saat kadar sürer. Kız için baba evinden ayrılık vakti gelmiştir artık. Kızın abisi ya da erkek kardeşi odadan çıkarma esnasında çeyiz sandığına oturur sağdıçtan hediyesini alır. Tabi kız tarafı dadeleri ise gelinin bulunduğu odanın kapısını hediye karşılığı açarlar. Buna ‘kapı parası’ denir. Bu gelenekler yerine getirilirken kız anne ve babası ile helalleşir çıkmadan evden. Anne ağladığını belirtse de baba göz yaşlarını içine akıtır; erkeğin ağlaması hiç hoş karşılanmaz. (Aslında gelinin evlendiği kişinin evi belki de 500 metre uzaklıktadır! En acıklısı ise tepenin arkasındaki komşu köye gelin gitmektir.) Sağdıç tarafından anneye ‘süt parası’ adı ile para verilir. Artık kız baba evinden çıkmaya hazırdır. Erkek kardeş kız baba evinden çıkarken çıktığı kapının üstüne iki adet kama saplar. Bu bundan böyle birsiniz, teksiniz anlamına gelir. Ve bu işin dönüşü yoktur, dönersen olacağı biliyorsun anlamı da taşır. Bu kültürde haremlik selamlık uygulaması yoktur. Ama bu gelin alma törenleri "adam düğünü" diye anılır. Köy içinden gelen herkes gelirken asla boş gelmez düğüne. Kimisi yoğurt, kimisi süt, kimisi sebze ekmek muhakkak ki boş gelinmez. Burada temel amaç katkı ve çok anlamlı bir dayanışma örneğidir. Tabi kıza verilecek hediyeler de getirilir ve annesine teslim edilir. Neyse gelin alma vakti gelmiştir. Ve gelin ata bindirilir. Dadeler de biner, gelinin iki yanında önünde arkasında yer alarak yola çıkılır. Bu ata binme işi öyle sıradan bir olay değildir. Önce her zaman erkek tarafından olan baş dade biner. Sonra kız tarafından dade ve gelin sırayla ata biner. Ata binilirken atın önüne bir örtü gerilir. Binenler rahatça binsinler diye. Ve makar hayır duaları ile yola çıkar. Bu arada yol kesilir köyün çocuklarınca, kız tarafının akrabaları tarafından; uzun bir mertek ile yapılır genellikle; sağdıç gereğini yapar hemen. Geline iki erkek de refakat eder; bunlar akrabalarıdır. Bunlara koltukçu denir. Gelin havası ya da (cezayir yol havası) ile makar yola koyulur. Yer yer durulur, oyunlar oynanır. Eve belli bir mesafede başlar asıl sıkıntı. Kız tarafının istekleri öne çıkar. Tatlı, tavuk, içki, kahve istenir. (Hiç unutmuyorum tavuk istenmişti bir düğünde yok denildi ve bahçede dolaşan tavuklar ateş açılarak vurulmuştu.) Bunlar muhakak ki karşılanır. Ama genelde mevsimi olmayan şeyler istenir. İşte burada sıkıntı başlar. Ama aşılır bunlar bir şekilde. Yok efendim eve kalmış 500 metre buraya halı serin, bu yollar çok tozlu süpürün gibi. Bir hal ile evin yanın gelinir. Burada köyün gençleri koç parası alırlar. Ya da bir koç. Eskiden koç alınır kesilip hep birlikte yenirmiş. Alınan koç parası da sonradan yine geline hediye edilirdi. Gelin erkek evinin kapısında attan inerken kız tarafı 'yesa mamalı kosa (yada yesa mamdi kosa)' diyerek yemek ister. Bu nakarat şeklinde devam eder isteğe göre. Bu kültürü devam ettiren ender köylerdendir Beşağıl Köyü. Bu istekler arasında tabanca, boğa(öküz) her şey olabilir. Gelin attan inerken ayağının altına pekmez pişirilen ve teşti denen bakır kazan ya da kazan ters olarak konurmuş eskilerde ve buna basarak inermiş. Gelin eve geldiğinde sağdıç tarafından üzerine şeker ve bu gibi yiyeceklerin karışımı atılır. Çocukların en mutlu anıdır bu an. Eşikten girmeden önce topuğu ile bir fincan, kaşık ya da tabak kırar. Bu erkek dadeler tarafından kız evinden çalınarak sağlanır. Bu kötülükleri arkada bırakması anlamına gelir. Bir başka rivayet ise gelinin kendine ait bir şeyi kırması baba evi ile ilişkisini kestiğini ve kocasına bağlılığının ifadesidir. Gelin bundan sonraki yaşamıda yaşayacağı eve kapıdan girmeden sağ elinin parmakları ile kapının üst giriş bölümüne tatlı sürer. Bal gibi. Evde tatlılık olsun manasında. Evde kucağına erkek çocuk verilir ilk evladı erkek olsun diye. Neslin devamı için bu önemli ve çok anlamlıdır. Bu arada kızın erkek yakınları özel sofra isterler. Beğenirlerse sorun yok aksi olursa sofranın ortasına bir kama saplarlar. Ve gelin, sağdıç ve dadeler nezaretinde damada teslim edilir. Damat bu arada silah atarak gelinle beraber odalarına çekilirler. Bu oda evin üst katlarında olur ve özel hazırlanmıştır. Aşağıda ise düğünlerin en önemli unsuru yemek telaşı başlar.Yoldan gelen ve orada bulunan herkes en iyi şekilde yemeğini yer. Bir yerde, mısırtarlasında, fındıklıkların arasında içki içmeye, kumar oynamaya dalmış olanlar bile aranıp yemek yemeden bırakılmaz. Yemekler özenle hazırlanır. Köyün en iyi aşçı kadınları gönüllü olarak bu yemekleri sabahtan beri pişirirler. Emir komuta verirler, yardımcıları vardır, mutfağın tek hakimidirler; kutsaldırlar. Yemekler çok çeşitlidir. Yemekler yan yana getirilmiş büyük masalarda sandalyelere oturularak yenir. Kesinlikle yerde yemek yenmez. Çorba kültürü köyümüzde yoktur. Taze fasülyeyle başlayan yemek, lahana sarması, kurufasulye, patatesli et yemeği, sulu köfte, pilav, makarna, sütlaç, tatlı börek ve baklava ile son bulur. Yemeklerde etli patates, lahana sarması, sütlaç ve baklava olmazsa olmazlardandır. Asıl düğün işte gelinin erkeğin evine getirilene dek süren bu 24 saatlik meşakkatli geleneksel ritüellerin yemekle sonuçlanmasıyla başlar. Yer yer farklı yerlerde, mısır tarasının ortası, komşunun ayvanı, fındıklıkların arasındaki açıklık vs. birden fazla içki ve sohbet masaları kurulur. Bunlar yaş itibari ile ayrılır doğal olarak. Gece geç satlere kadar devam eder. Kız tarafı yesa çağırma geleneğini burada da sürdürür. Zaman zaman erkek tarafı da buna katılır. İçilen rakıların şişeleri dallara asılır ve artık silahlar ortalık yanarcasına ateşlenir. Eskilerde içi doldurulmuş tavuğa ya da bir yumurtaya ateş ederlermiş. Hedefi vurana gelin kendi elleri ile yaptığı bir hediye sunarmış. Bu genellikle bir iç çamaşırı yada mendil olurmuş. Bu işleri "delikanlı başı" denen baş garson işlevi gören birisi organize eder. Bu kişi her kes tarafından sayılan dinlenen kişidir. Her şey onun nezaretinde yapılır. Düğün biter. Geç vakitlerde yabancı misafirler birer ikişer tüm halk tarafından misafir olarak paylaşılarak evlere gidilir. Üçücü gün "karı düğünü"dür (yüz açımı). Genelde kadınlar gelinin etrafındadır ama gençler de çoğunluktadır. Aslında uyanık anaların çocuklarına damat ve gelin bulma, beğenme günüdür bu gün. Gelin harmana çıkarılır. Sağdıç elinde bir kama ile gelir oradakilere dönerek, "Bu gelinin huyunu mu keseyim yoksa dilini mi" diye 3 kez sorar. Orada bulunanlar ve özellikle kayınvalide ve kayınpeder bu soruya "Dilini kesin, dilini kesin diye" cevap verirler. Bulunanlar da bu tepkiyi verir ve sağdıç kamanın ucu ile duvağı kaldırır. Dadelerle birlikte akerdoen eşliğinde kısa ama çılgın bir oyun oynayarak uzaklaşırlar. Burada gelin kayınvalide ve kayınpederinin ellerini öper; takı ile ödüllendirilir. Takı merasimi burada yapılır genellikle. İkindiye kadar devam eder eğlence. Daha sonra içne bir altın ya da para atılmış hamur yoğurtulur geline. Buna "puğaça töreni" denir. Ne kadar erken yoğurursa o kadar hamarat ve güçlü olacağı anlamındadır. Pişen poğaça herkese ikram edilir. Para ya da altın kime çıkarsa onu çok seveceği anlamına gelir. Düğün hayırlı olsun dilekleri ile tamamlanır. En sonunda dağılan kalabalıktan geriye gelinin bir avuç yakınları kalır. Yemek yedirilir ve evlerine kadar refakat edilerek düğün biter. Uydudan Beşağıl Köyü'nün görüntüsü: Ömer Kamil Sayın Gerçekedebiyat.com (Bu köy kurucumuz ve yayın yönetmenimiz Ahmet Yıldız'ın doğup büyüdüğü köydür.)
YORUMLAR