Bazı kitaplar okunmak için zamanını bekler. Erken okunursa boşuna bir okuyuş olabilir. Düşünce alanındaki yapıtlardan söz ediyor olsam da herhangi bir anlatı (roman, öykü, anı vb.) türünde de bu durumla karşılaşılabilir. Umberto Eco’nun yazdığı Gülün Adı’nı özümseyerek okuyabilmek ve yapıttan istediğimiz tadı alabilmek için bir Orta Çağ uzmanı olan yazar kadar olmasa da Orta Çağ Avrupa’sını az çok bilmek gerekir.

 Savaş muhabirliği de yapan dünyaca ünlü yazar Ernest Hemingway’in Çanlar Kimin İçin Çalıyor’unu okumadan önce İkinci Dünya Savaşı ve İspanya İç savaşı hakkında bazı bilgilerimizin olması romanı sindirerek okumamızın ön koşuludur.

 Örnekleri çoğaltabiliriz, kısacası roman ve öykülerde tarihsel içerik söz konusuysa, okurun o içeriğin tarihsel izdüşümüyle ilgili bir ön bilgiye gereksinimi vardır ve bu ön bilgiyle okunursa, o tarihsel yapıtın bellekte kalıcılığı da sağlanmış olur.

 Elimde Ahmet Yıldız’ın Nizamülmülk’ün Öldürülüşü adlı yapıtının ikinci baskısı (2024) var. Kitap, tarihsel içerikli on beş öyküden oluşuyor. Her biri için bir ön tarih bilgisine gereksinim var. Bu bilgiler ışığında okunduğunda yerini bulacaktır öyküler.

Tarihsel içerikli olunca akla hemen başta Dede Korkut Kitabı olmak üzere destansı öyküler gelmekte doğal olarak; çünkü tarihi öyküler sınıflandırması yapılabilecek yeterlikte yazınsal ürüne sahip değiliz. Hoş, destan geleneğimiz olmasına karşın Batı edebiyatında olduğu gibi elden geçirilerek derlenmiş destanlarımız da yok. Gönül isterdi şöyle Homeros’un İlyada’sı ya da Firdevsi’nin Şehname’si gibi kayıtlara geçmiş, derlenmiş, toplanmış bir destanımız olsun ama yok ne yazık ki! Hani tarihleri boyunca sürekli destan içinde yaşayanların destan yazmaya gerek duymaması durumu. Şair Hayali’nin şu dizesi belleklerdedir de bir atalar sözü kıvamında dilden dile geçip gelmiştir günümüze:  

O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler 

Hani, bu dizeyi yüzlerce yıl sonra anımsatır ya sitemle Nâzım Hikmet:  

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, 

hani şu derya içre olup 

deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.  

Kendine bu kadar ilgisiz bir toplum yoktur diye hayıflanmaktan alamıyorum kendimi. Güçlü bir alt yapısı olan bir dile sahip olmasa adı bile neredeyse silinip gidecek ama Türk dili (Türkçe) bırakmıyor, buna izin vermiyor. En önemli ve değerli varlığının dil olduğunun bilincinde olabilse diline sahip çıkabilse razıyız buna da. Bu düşüncelerle göz atıyorum edebiyatımıza. 

Tarihi romanlarımız çok az. Batı’da yazılanların düzeyinde değil. Pekiyi, öykülerde bu bağlamda durum nedir, doğrusu hiç de iç açıcı değil. Bundandır ki almış kalemi eline Ahmet Yıldız, çok da iyi yapmış. Keyifle okutuyor yazdığını. Hani kalemi güçlü, denir ya, öyle yazarlardan Ahmet Yıldız. Sözgelimi, betimlemelerde ayrıntılara boğmadan en gerekli yerde en gerekli sözcüklerle şaşırtıcı bir öyküleme sunuyor okura: “Papa Urbanus, on gündür Fransa’nın ortalarındaki Clermont denen bu küçük kentin, gelişi onuruna yetiştirilmeye çalışılmış, hâlâ inşaat kokan katedralinde konseyin oturumlarına başkanlık ediyordu.”, “18-28 Kasım 1095 tarihlerinde ekşi şarap, ter, çürük diş ve nem kokan salonda…” (s.46) 

Koku duyusuna yönelik betimlemelerdeki ayrıntılar dikkat çekici. “...hâlâ inşaat kokan” ve devamındaki betimleme, tarihi bir “mekân”ın anlatımındaki gücün göstergesi sanımca.

Ahmet Yıldız (Fotoğraf: Kadir İncesi) 

Yine, Tiflis’te Ölüm adlı öykünün sonu şöyle: 21 Temmuz 1922 Perşembe günü saat yirmi ikide, Tiflis’te, Büyük Pedro Caddesi ile Jukovsky Caddesi’nin taş kaldırımlarında beş ölü yatıyordu. Ortalıkta tek bir canlı yoktu. Yapayalnız ve her şeyden habersiz bir ay ışığı, taşlara sızan kanı aydınlatmaya çalışıyordu” (s.64) 

Bu öyküler öyle sıradan öykülerden değil. Öykü okurlarının alışkın olduğu gibi bir olayın ya da herhangi bir durumun anlatıldığı, varsa tarihselliğin arka planda duyumsandığı öykülerden değil bunlar. Kurgu, bütünüyle tarihsel. Kitabın arka kapağında şöyle bir not, katıldığım bir saptama var: Borges, Umberto Eco, Amin Maalouf ya da Calvino’nun tarihle beslediği yazınsal tat, bu hikâyelerde, Türkçenin zenginliğiyle bize özgü bir sentez oluşturuyor. 

Öyküleri okurken her birinde gerçek kişilerin ve olayların sizi sarmalaması ve sonunu tarihten bildiğiniz halde bunun nasıl anlatıldığına odaklanmanız ve anlatının sürükleyiciliği, elbette yazarın başarısı. Anlatımın sürükleyiciliği ifadesi de kalıplaşmış bir söz ama bunu şöyle pekiştireyim: Bir filmi nasıl izliyorsam öyle okudum öyküleri. 

Önemli tarihi olay ve kişilerin anlatıldığı on beş öykü de iyi kurgulanmış. Bunlardan Yaratma Gecesi adını verdiği öykü oldukça ilginç. Kurgulanışı başarılı olduğu için “ilginç” dediğimi belirteyim. Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı’nı yaratma süreci öykülenmiş, öyle ki yattığı koğuşa gelen dalgaların sesleri arasında şairin geçirdiği sıkıntılı gece ve çiseleyen yağmurun sesinin şiirde geçecek olan “yağmur çiseliyordu” dizesiyle örtüştürülmesi kurgu ustalığının göstergesi aynı zamanda. 

Bunun gibi diğer farklı ayrıntılarla etkileyici bir öykü çıkmış ortaya. 

Tarihsel içerikli öyküler dedik ya, 12 Eylül dendiğinde hangi yıl olduğunun söylenmesine bile gerek duyulmayan yakın tarihimizden de bir öykü var kitapta. Bu dönemi anlatan pek çok öykü yazıldı ama yazarın kendisini anlattığı bu çarpıcı öyküden, Babam Beklerken’den fazlasıyla etkilendiğimi söylemeden geçemeyeceğim.  

Kuşkusuz edebiyatımızın “öykü” cephesinde sayısız ürün var. Modern öykü epeyce yol aldı; birey, birey toplum ilişkileri, bazı tarihsel gerçekliklerin işlendiği öykülerin (göç, köyden kente göç yılları ve bunun kişilere, topluma yansımaları, 12 Eylül dönemi ve yansımaları, modern yaşamın getirdiği yaşam biçimine yönelik eleştiriler, İslami içerikli konular vb.) ardından Postmodern öykülere geçildi; bunlar konumuz değil ama bu öykülerin yanında Nizamülmülk’ün Öldürülüşü adlı yapıtta olduğu gibi tarihsel içerikli, güçlü anlatımlı öykülere de yer açılması gerektiğini düşünüyorum. Anlatılmayı bekleyen bunca tarihi olay ve yaşanmışlıklar, gerçekçi ve güçlü kalemlerle edebiyatımıza girmeli artık, buna gereksinimimiz var çünkü.  

Nesrin Pekcan 

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)