Nâzım Hikmet’in vatanı -her yerden ve şeyden önce- Türkçedir. İşte bu asıl vatanını onun elinden almaya da, vermeye de hiç kimsenin gücü yetmez. Çünkü, her şeyden önce bütün ömrünce, örneğin Rusça bildiği halde, Türkçeden başka hiçbir dille tek bir satır yazmamıştı.

Yalnız Nâzım Hikmet’in de değil, aslında her insanın vatanı yaşadığı topraktan önce dilidir. Çünkü toprağı vatan yapan ögelerden en önemlisidir dil. Bununla birlikte, Nâzım Hikmet vatanı olan diline, yani Türkçeye, yazdıklarıyla öyle bir damga vurdu ki, insanlık var oldukça o dil Nâzım’ın gerçekten vatanı olarak kalacaktır. (…)

Büyük şair, pek çok şiirinde, yazısında ve konuşmasında yurtseverliğin onda ne derin bir tutku olduğunu dile getirmişti. Ancak yurtseverliği kişisel ve siyasal grup çıkarlarının teminatı olarak gören birileri, onun bu içtenlikli doğal tutkusunu görmezlikten gelmeyi yeğlediler. Ne zaman ki politik çıkarlar söz konusu oldu, işte o süreçte sular tersine akmaya başladı! (…)

Ama ben başından beri, içim acıya acıya da olsa, Nâzım’ın gömütünün Türkiye’ye getirilmesine karşı oldum. Her şeyden önce, ölülerin rahatsız edilmesini istemiyordum. Sonra da, dünyanın bütün çınarlarının, ömrünü insanların barış içinde yaşaması için veren Nâzım Hikmet’in başucunda dikili olduğunu düşünüyorum...

Bir de şu, altmış küsur yıl önce elinden alınan yurttaşlık hakkının geri verilmesiyle Nâzım Hikmet yeniden itibar sahibi de olmadı. Bu olsa olsa Türkiye'nin hakbilirliği olurdu ki onun zamanını bile seçmesini beceremediler. Nâzım’ın itibarının kaynağı dünya görüşü, yurtseverliği ve o çok sevdiği Türkçe ile yazıldığı şiirleridir. Bugün dünyada hâlâ pek çok insan Türkiye'yi, Nâzım Hikmet'in şiirleri nedeniyle biliyor. Biz bile memleketimizle ilgili pek çok gerçeği onun şiirlerinden öğrenmedik!..

* * *

Şiir, tüm yazın dalları içinde, anadiline en çok gereksinim duyan sanattır. Özel bir dil arayışı olan şiirin bulguları, kamusal bir varsıllık olan dil tarafından içselleştirilir. Dolayısıyla şiir yaızıldığı dili büyütür, onu sağlamlaştırıp güçlendirir. Bugün eğer Türkçe diye bir dil varsa, biz bu dille düşünüyor ve okuyup yazıyorsak, bu dil varsıl bir dünya dili olarak varlığını sürdürüyorsa, bunu her şeyden önce şiir söyleyip yazanlara borçluyuz; en çok da onların en yetkinlerinden biri olan Nâzım Hikmet'e borçluyuz. (…)

Türkçenin şiir serüvenini incelemek, aynı zamanda bu toprakların, Türkçe konuşan insanların serüvenlerini de gözler önüne sermek demektir.

İncelediğimiz her dönem, aynı dönemdeki toplumsal koşulların, yönetim tarzının, iç çatışmaların, dış etkilenmelerin, dönemsel özlemlerin ve arayışların da aynası olur. Tüm sanatlar için durum aynı olmakla birlikte; şiir, yaşamla bağları en güçlü sanattır; şiir, içinde doğduğu ortamın koşullarından birebir etkilenir, dersek, sanırım yanlış bir saptama yapmış olmayız.

Anonim bir şiir ya da herkesin beğenerek okuduğu bir şair, aynı dili konuşan ve bir arada yaşayan insanların bir arada yaşama iradelerini güçlendirebilir, bu anlamda başlı başına bir toplumsal sözleşme durumuna gelebilir...

İşte şiirden de, şairden de, dolayısıyla Nâzım Hikmet’ten de hâlâ bunun için korkuluyor; ama korkunun ecele yararı yoktur!..

* * *

Nâzım Hikmet bir dünya yurttaşı Türk şairidir, Türkiyelidir... 1962 yılında Kahire’de düzenlenen bir Asya-Afrika yazarlar kongresinde, Çin delegasyonu, Türk pasaportu olmadığı için, onun Türkiye’yi temsil etmesine itirazda bulunmuşlardı. Nâzım, bu itiraz üzerine yaptığı konuşmada şöyle demişti: "Türkiye’yi temsil etme hakkına sahibim; çünkü, kendi halkının dilinde yazan bir yazar ülkesinin edebiyatını temsil etmek hakkına sahiptir. (…) Ne yazık ki, yurdumda, Türkiye’de bugün benden daha iyi şair de yoktur.”

Gerek onun bu sözlerinden, gerekse yazıp söylediği daha pek çok sözünden, davranışından anlıyoruz ki, Nâzım Hikmet’in vatanı -her yerden ve şeyden önce- Türkçedir. İşte bu asıl vatanını onun elinden almaya da, vermeye de hiç kimsenin gücü yetmez. Çünkü, her şeyden önce bütün ömrünce, örneğin Rusça bildiği halde, Türkçeden başka hiçbir dille tek bir satır yazmamıştı.

Nâzım Hitmet’in temeldeki siyasi görüşü de tüm insanlar için eşitlik, adalet, özgürlük istemekten ibarettir. Bu istek ise; “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine / bu hasret bizim...” dizelerinde ifadesini bulur. Doğrusu buna kimler, niçin itiraz ediyorlar, anlayamıyorum.

Ama önemli değil; çünkü Nâzım Hikmet Türkçeyi, Türkçe Nâzım Hikmet’i yaşatmaya devam ediyor.

(Türkçenin Yurttaşı Nâzım Hikmet / Haz: Hüseyin Atabaş / AÜ TÖMER Yayınları, 2002)

Hüseyin Atabaş

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)