Yaz bayramı Nevroz Azerbaycanlıları birleştiren ulusal-manevi bir değerdir.

Dünyanın en eski tatillerinden biri Novroz, yani 'Yaz Tatili'dir. Nevroz nedeniyle tüm doğa yeniden canlanıyor - donmuş nehirler akıyor, kurumuş ağaçlar açıyor, kanlar yenileniyor.

Bir novruz tatili olarak kutlama, bir değişim ve yenilenmedir.

Belki de bu nedenle, pek çok eski insan, yazın gelişini bir tatil olarak kutladı. Bu açıdan bakıldığında, Azerbaycanlılar'ın İranlılar'ın yanı sıra diğer milletlerin de Novruz'u milli bayram olarak kutladıkları anlaşılıyor.

Bununla birlikte, günümüzde Novruz'un daha çok ulusal bir bayram gibi görenler - Türk ve Azerbaycan Türkleri, Özbekler, Kazaklar, Türkmenler ve diğerleri - Persler, Kürtler, Afganlar ve diğerleridir.

Bize, Novruz yaz tatilidir değerlendirmesinin yerine, önemli konuların altını çizmek daha ilginç geliyor.

Başka bir deyişle, tarihe baktığımızda, bazı düşünürlerin (Firdovsi ve diğerleri) Novruz’u yalnızca İran'a bağlıyorlar.

Türk geleneklerine bağlayanlar da az değil (A. Huseynzadeh ve diğerleri). Örneğin, Firdovsi'nin Şehname eserinde Novruz'u ilk kutlayanın eski bir İran kralı olan Jamshid (Cemşid) olduğunu yazıyor.

Ona göre, Jamshid döneminde, Novruz resmen İran'ın ulusal bayramı haline geldi.

Azerbaycan da dahil olmak üzere, Türk dünyasının tanınmış düşünürü Ali Bey Huseynzadeh, 20. yüzyılın başlarında, Novroz bayramını yalnızca İran ile birleştirmenin yanlış olduğunu iddia etti. İlkbaharın gelişini kutlayan sadece İran değil bu bayram tüm ateşperest milletler, Türkler de kutluyordu. Türk şaman ve ateşperestler tarafından bu bayram  kutlanmış, yazın belirtisi dört unsur ateş, su, hava ve toprağa bağlı ayinler icra etmişlerdir..
 
Azerbaycanlıların büyük babalarında şöyle bir inanç varmış: Gök güneşle yeri ısıtır, yağmurlarla onu mayalar. Gök hayatın ve tüm nimetlerin yaratıcısıdır.

Gök toprağı nimet vermeye mahsul vermeye hazır hale getirir. Gökyüzü, güneş ve yağmurla yeryüzündeki cennetle ilişki kurulmaktadır.

Bu inanç aynı zamanda diğer doğal olayları, şeyleri, hayvanları ve kozmik nesneleri kutsallaştırmak için onları gökyüzü renkleriyle değerlendirmektedir.

Hunlar bile büyük, eski ataları Mete Han'ı "tanrının oğlu" olarak değerlendirip onun “yer ve gökyüzü” den doğduğuna ve güneş ve ay tarafından memur edildiğine inanıyorlardı.

Yani eski Türklere göre hakanı Gök tanrı tayin ediyordu. Bir başka deyişle hakan tanrının yeryüzündeki elçisiydi.

Eski Türklerin inamında gök hem yükseklik, hem genişlik hem ucalık (yücelik) anlamında değerlendirilmiş ve bu aile ve devleti tarif ederken de kullanmışlardır. Eski Türklerin mitolojik dünyasında yeryüzünün ve gökyüzünün ayrılması Tanrı ile ilgilidir.

En azından böyle efsanevi inançlara inananlar çoktur. İşte bu inanç kuşkusuz Eski Türkler'in tatil mevsimi olan yaza Nevroz olarak yansıtılmaktadır.

Ayrıca eski Türklerin şamanizm, ateşperestlik ve tengricilik öğretilerinde doğayla olan ilişkileri bize gösteriyor ki Hint, Fars kültüründen farklı bir yönden Nevroz'a yaklaşmaktadırlar.

Ali Bey Hüseyinzade'nin belirttiği gibi, Azerbaycan Türkleri de dahil olmak üzere bugün Türkler'in yaz bayramındaki törenlerde tabiat unsurları olan ateş, su, toprak ve havanın kökeni zerdüştlüğe değil şamanizme, tengriciliğe dayanmaktadır.

Örneğin kadim Türkler'in dünya görüşünde buradan işaretle şamanizmde ateşe ocağa tapınma ayrıca yer tutsa da hiçbir zçaman ilahi bir karakter taşımamıştır.

Sadece ocak ruhu (evin, otağın ortasında yanan ateşin ruhu) "od anası" ve "od atası" gibi ifade edilmiştir. Şamanizme göre od tanrısı ocak ruhunun sahibidir.

Tanınmış Türk tarihçisi mifolog Bahaddin Ögel'e göre şamanizm ve tengricilikteki "od tanrısı" ile zerdüştlerin "od tanrısı" aynı anmala gelmez.

Çünkü Türklere göre her ocağın ayrı bir sahibi ve koruyucusu vardır.

Bütün ocakları tek bir ruh ve tek bir tanrı temsil etmiyor.

Dede Korkut'ta da ocağın ruhu pek makbül bir tanrı değildir.

Ocak sözünden türetilen otağ anlayışı hem evin hem de ocağın ruhudur. Bu anlamda Türkler ocak ruhuna- ocağa su dökülmesini günah sayarlar. Çünkü ocak ruhunu söndürmek aynı zamanda evin otağın da söndürülmesi demektir. Ailenin dağılabileceği korkusudur. Yani ocağa su dökmeyin itikadı ateşin mukaddesliğiyle ilgili değildir. Evin ailenin devletin dağılmasını engellemek içindir. Başka bir deyişle Türkler ateşi değil ocak-aile ruhunu mukaddes saymışlar ve bu bugün de böyledir.

Bu nedenle bugün Türklerin Nevroz (Yenigün) adıyla kutladıkları yaz bayramında ateşin üzerinden atlamaları bedendeki pisliklerden, hastalıklardan, çıbanlardan kurtulmak içindir.

Şunu söyleyebiliriz ki kadim Türklerde ateşe saygı insan ruhunun temizlenmesinden kaynaklıdır.

Halbuki Zerdüştlükte öyle ateşe taparlar ki kahinler yanından geçerken mukaddes ateşi pis nefesleriyle murdarlamamak için ağızlarını özel bir bezle kapatırlar.

Tanınmış bilim adamlarından Gumilov da od kültünün yalnızca zerdüşlüğe bağlanmasının yanlış olduğunu yazmaktadır.

Ali Bey Hüseyinzade de İran tarihinde Cemşid adlı bir hükümdarın olmadığını Hindistan'dan İran'a gelen Zerdüşt'ün uydurduğunu yazmaktadır.

Kaldı ki o dönemlerde bir bayram günü saptayacak denli bilimsel bir takvim bilinci yoktu. Bu kadar mükemmel bir takvimi vücuda getirmek Selçuklu hükümdarı Melikşah ve onun devrinin aydınlarına aittir.

Nevroz bayramının İslam bayramı haline gelmesi Melikşah devrinde olmuştur.

Sunni inançtaki Selçuklu yöneticileri bütün alimleri toplamış toplantılar düzenlemiş ve bir takvim yaratmayı başarmışlardır.

Nevroz bayramı kutlamaları da bu takvime göre belirlenmiştir.

Altaylar'dan Akdeniz'e, Kafkasya'dan Hint denizine kadar büyük arazilerde hükümdarlık eden Melikşah devrinde bütün Türk illeri Nevroz'u bayram ilan etmiştir.

Ancak her nedense Selçuklular'dan sonra İran'ı yöneten sülaleler bu bayrama riayet etmelerine karşın Osmanlı sülalesi buna uymamıştır. Anadolu ahalisinde ise bu bayram her zaman kutlanmıştır.
 
SONUÇ
Ali Bey Hüseyinzade'nin saptamalarından iki önemli sonuç ortaya çıkmaktadır: Birincisi Nevroz bayramı kutlamalarını yalnızca İran kültürüne bağlamak doğru değildir. Bunun kökeni çok değişik halklara bunların arasında da Türkler'e bağlıdır.

İkincisi Nevroz bayramının yaratıcısının bir Türk hükümdarı olmasına bakmayarak İran'ın bu ananeyi devam ettirmesine karşın Osmanlı Türkleri'nin Selçuklular'dan farklı olarak bu bayramı resmi olarak kabul etmemeleri olayıdır.

Azerbaycan aydınlarından Muhammed Emin Resulzade da Nevroz her ne kadar İran kökenlidir dense de onun bilimsel tespiti bir Türk hükümdarının iradesiyle olmuştur, bu nedenle her iki milletin de bu bayramı kutlamaya hakkı vardır, demektedir.

Resulzade daha ziyade, "Nevroz'u Müslümanlar arasında birlik ve dayanışma olarak kutlama" olarak değerlendirmek istemiştir.

Biz de büyük aydınlarımızın düşüncelerine aynen katılıyoruz. Nevroz bütün halklar bütün Azerbaycanlılar için birlik ve beraberlik bayramı olarak kaydedilmesi vaciptir. Çünkü Azerbaycan ahalisi ekseriyetle Türk olmakla birlikte diğer etnik unsurlara da (Talış, Tat, Kürt, Avar vb) sahiptir.

Nevroz hepimizi birleştirmeye yeter.

Faik Gazanferoğlu
 
GERCEKEDEBİYAT.COM

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)