Müzeyyen Senar / Ahmet Say
Müzeyyen Senar / Ahmet Say
Müzeyyen Senar’ı çocukluk günlerimden hatırlarım. İkinci Dünya Savaşı yıllarında, diyelim ki ben on yaşımdayken (72 yıl önce), şarkıcı olarak Safiye Ayla’nın yanı sıra adı çok geçerdi. Cumhuriyetin kuruluş döneminde şarkıcılık sanatında ün kazanmanın iki yolu vardı: Ankara Radyosu’nda program yapmak ve Atatürk’ün meclisinde şarkı söylemiş olmak. Geleneksel sanat müziğimizle hiç bağdaşmayan “Gazino müziği” ise savaş sonrası yıllarda ortaya çıkmıştır. Bu yıllarda Münir Nurettin Bey’in gazinolardan gelen parlak teklifleri daima geri çevirdiği söylenirdi. “Altın gibi sesi var..” derlerdi Müzeyyen Hanım için. Benim bildiğim, 1940’lı yıllarda, ince ve parlak sesli bir şarkıcı olmasıydı. Ama asıl belirtilmesi gereken, geleneksel sanat müziğimizin makâm, usul ve stil bilgisine sahip yetenekli bir ses sanatçısı özelliğini hep korumuş olmasıdır. Bunlar gibi daha çok sayıda güzel şarkı, Müzeyyen Senar’ın üslûbuna çok yakışırdı. “Onun ününü pekiştiren nedir?” diye sorulacak olsa yaşlılık çağına girip o altın gibi ince sesini yitirdikten sonra yeniden şarkıcılığa dönmesi değil, çocukluk çağındaki hocaları olan kemençe sanatçısı Kemal Niyazi Seyhun ve Udî Hayriye Hanım’la yaptığı çalışmalarda, müzikal derinliği hissetmiş olmasıdır. Ne diyelim? Geleneksel sanat müziği eserlerimizi böyle yetkinlikle seslendiren bir sanatçı zor çıkar. Ahmet Say GERCEKEDEBİYAT.COM
Zaten 1930’lu yıllarda ve izleyen yıllarda, geleneksel sanat müziğimizde bu iki ses kraliçemizle boy ölçüşecek başkası pek yoktu. Dönemin kralı ise tartışmasız olarak 1900 doğumlu Münir Nurettin Selçuk’tu.
Müzeyyen Senar’ın asıl üstün tarafı, eski okuyuş stiliyle soylu bir icra tekniğini temsil etmesiydi. Onun okuduğu şu nefis şarkılar hâlâ kulaklarımda: “Gelse o şuh meclise”, “Yine bir sızı var içimde”, “Bir bahar akşamı”, “Akşam oldu, hüzünlendim ben yine”…
Daha sonra ders aldığı Saadeddin Kaynak, Selâhaddin Pınar ve Lem’i Atlı gibi üstatların sanatsal ciddiyetinden yararlandığı da besbellidir.
YORUMLAR